Uzun süren kuraklıklar, mevsim normallerinin üzerinde seyreden, hatta rekor üstüne rekor kıran sıcaklıklar, sekiz ay yağmur yağmayan şehirleri basan seller artık normal hale geliyor. Geçtiğimiz yaz akmayan Büyük Menderes ve Gediz nehirleri geçen hafta taşkınlara sel felaketlerine neden oldu.

Küresel ısınma artık bağırıyor. Doğal felaketler yaşamın bir parçası haline gelecek gibi görünüyor. Önceden bilinse de insanoğlu felaketin boyutlarını tahmin edemiyor. Uzun kuraklıklar, kış kuraklıkları, boşalan barajlar, ardından gelen taşkınlar, baraj ve göletlerin patlama ihtimalleri hepsi bir arada yaşanıyor.

Atmosferde karbon birikimi arttıkça küresel ısınmaya bağlı olarak, iklim düzensizliği sürekli artıyor. Yaz ortasında yöresel olarak meydana gelen yağışlar hem can hem de mal kaybına neden oluyor. Karadeniz’in bazı bölgelerinde evleri kaydıran heyelan haberleri sıklıkla yapılıyor.

Nüfus arttıkça yeni yerleşim alanlarının yaratılması, yerleşim alanlarının planlanmasında, taşkın önleme tedbirlerinin alınmaması, daha doğrusu suyun adam gibi gideceği bir yatak olmaması, dere yataklarının yerleşim alanlarına tahsisi gibi nedenler, ne yazık ki insanımıza ceza kesiyor.

Bir bölgede toprağı belirli bir süre için tamamen veya kısmen su altında bırakan, ani, büyük ve düzensiz su akıntıları sel olarak tanımlanmaktadır. Genellikle sağanak olarak nitelendirilen gün içerisinde metrekareye 30 milimetreden fazla yağışlar sele neden olabilmektedir. Akarsu, deniz veya göl gibi büyük su kitleleri bazen aşırı suyla yüklenir ve taşma meydana gelebilir. Sel adını verdiğimiz doğal felaket ortaya çıkar. Gerek sel, gerekse taşkınların oluşmasında, sağanak yağışlar, kar erimeleri, toprak yapısı, bitki örtüsü ve çarpık kentleşme gibi faktörler etkili olmaktadır.

Normal olarak kısa sürede 100 milimetrenin üzerinde düşen yağışlar her hâlükârda sele neden olabilmektedir. Yerleşim altyapısı, bitki örtüsü ne kadar düzenli olursa olsun, su yatakları yağan yağışla birlikte toplanan suyu taşıyamamaktadır. Yataktan taşan su doğal felakete neden olabilmektedir.

Taşkınlardan korunma önlemlerinin başında doğal bitki örtüsünün korunması ve akarsu havzalarında ağaçlandırma çalışmalarının yapılması gelmektedir. Açık alanlarda meydana gelen seller genellikle tarım ürünlerine zarar vermektedir. Ancak yerleşim alanlarında, can ve mal kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle şehirleşme çalışmalarında, su tahliye sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Otuz kırk yılda bir yağacak yağmur için değmez diye düşünenler ne yazık ki felaketlere zemin hazırlamaktadır.

Yerleşim yerlerinde meydana gelen sel felaketleri her zaman imar arızalarını yetkililerin yüzüne vurmaktadır. Buna rağmen, yerleşim yeri planlamalarının konut ve imar affı ile geriden gelen bir zihniyetle yapılması, can ve mal kayıplarını artırmaktadır. Bu meyanda, imar izinlerinde mesullerin de artık mesuliyetlerinin olduğunun dikkate alınması gerekmektedir.

Denizin dibindeki şehirlerde bile suyun gidecek yer bulamaması, ev ve işyerlerini su basması çarpık kentleşme ve plansızlığın bir sonucudur. Çözüm zor değildir aslında. Sadece suya yol bulmak yeterlidir.