Rant ekonomisi ne yazık ki milletin belini büküyor. Birileri deli para kazanırken, ekonomi giderek üretim ekonomisinden uzaklaşıyor. Memleket üretimden her geçen gün uzaklaşıyor.

İstanbul’da 60 yıllık bir kalem fabrikası, fabrika şehrin içinde kaldığı için taşımak zorun kalmıştı bir süre önce. Fabrikanın bulunduğu yerin arsa bedeli, fabrikanın 60 yıllık kazancının üzerine çıkmıştı. Memlekette uygulanan sakat ekonomi politikalarının en iyi örneği budur. Sanayi ve hizmet sektörü de bu sakat ekonomi politikalarının farkına varmış olmalı ki, ev, tarla, bahçe ne denk getirirse alıyor. Yatırım amaçlı satın alınan emlaklar hiçbir işe yaramıyor.

Hane halkı harcama kalemlerine göre kira giderleri uzun aradan sonra birinci sıraya yükseliverdi. Türkiye genelinde hane halklarının tüketim amaçlı yaptığı harcamalar içinde en yüksek payı %26 ile kira ve konut harcamaları alırken, ikinci sırayı 21,6 ile ulaştırma giderleri aldı. Gıda enflasyonu zirve yapınca beslenme giderleri toplam kalemler içerisinde %18,1 ile dördüncü sıraya düşüverdi. Toplam tüketim harcamalarında en düşük payı alan harcama türleri ise %1,6 ile eğitim hizmetleri, %0,7 ile sigorta ve finansal hizmetler, %2,3 ile eğlence spor ve kültür harcamaları oldu.

Millet kazancının neredeyse dörtte birini kira ve konut kredisine harcıyor. Diğer bir deyişle, milletin önemli bir kısmı kira gelirleriyle geçinmeye çalışıyor. Üstelik kira giderleri hane halkı gelirinin %60’ının üzerine çıktı.

Hal böyle iken kira artışları konusunda yasal tedbirler uygulanmaya çalışılması çözüm olmayacak gibi görünüyor. İstanbul başta olmak üzere hemen bütün bölgelerde, şehirlerde, kasabalarda, hatta köylerde fahiş düzeyde, iki katına, dört katına varan kira artışları meydana geldi.

Aslında konut fiyatlarında ve kiralarda liranın değer kaybına eşdeğer düzeyde artışlar meydana geldi. Bir yerde emlak döviz ve altın fiyatlarına karşı değerini korudu. Bir miktar da değer kazandı. Kiralar da benzer şekilde ciddi bir artış yaşandı. Asgari ücretin üzerine çıktı. Kirada oturan sabit gelirliler kiralarını ödemekte sıkıntı çekmeye başladı. Ev sahipleri kiracılarını çıkartmak ve kiralarını artırmak için operasyonlar yapıyor. Kimi hukuki yollara kimi kapı kırmalara varan zorbalıklara başvuruyor.

Hane halklarının gelirleri azaldıkça toplam harcamalar içerisindeki kira payı %66 gibi yüksek rakamlara çıkıyor. Dar gelirli vatandaşlar bu gelişmelerden daha fazla etkileniyor. Hal böyle iken devletin ürettiği kira artışına sınırlama getirme kararları hiçbir işe yaramıyor. Nedeni basit. Ev sahibi kiracısını kontrat var ise kolayca çıkarabiliyor. Evini kiraya vermek zorunda da değil. Aslında çözümü de basit. TOKİ denen kurumu arpalık olmaktan kurtarmak gerekiyor öncelikle. Evsizi ev sahibi yapmak politikası yerine sosyal konuta yönlendirmek gerekiyor.

Basit bir hesapla, İstanbul’daki 1.5 milyon evi satın alıp düşük fiyattan kiraya verse, fahiş kira artışı yaşanır mı? Elbette hayır. Kiracılar da gelirlerine göre uygun semtlerden, kendilerine uygun evlere rahatlıkla taşınabilirler. Hem emlak da rant ekonomisinden kurtulmuş olur.