Ülkeler bütçelerini para ile doldurmak için petrol arıyor, altın arıyor, tarım ürünlerine saldırıyor, üretime hız veriyor, ihracatını öne çıkarıyor.
Ama bizim iktidar ise bunlara gerek yok diyerek bütçeye:
“Trafik cezaları” başlığı altında gelir kalemi koyuyor.
Eskiden bedava gelir kaynağı bulunduğu zaman aramızda “Maden bulduk” şeklinde bir cümle kullanırdık.
Veya voleybolda topu iyi karşılamayan için, futbolda beceriksiz kaleci için de kullanılırdı bu cümle.
Şimdilerde iktidarımız maden bulmuş gibi saldırıyor trafik cezalarına.
Ekonomide “Batık bir dönemden” geçtiğimizi artık inkâr edemeyiz.
Eskiden bu tip batmış ekonomileri düzeltmek için “Yer altı kaynakları” denince akla “Petrol, Doğal gaz, Madenler” gelirdi.
Şimdilerde yeni yeni zeka fikri olarak, daha sürdürülebilir, daha erişilebilir, daha akılcı, daha pratik, daha nakit olan ve en önemlisi daha bol bir kaynağımız var:
“Trafik cezaları.”
2026 bütçesine trafik cezalarından beklenen gelir olarak, tam:
“140 milyar 135 milyon lira” konmuştu.
Türkiye için mütevazı bir hedef.
Ayda ortalama 11-12 milyar lira civarında bir para ediyor.
Köprü bedava olursa; Hazineden çıkacak paranın 1.8 milyar lira olduğunu düşünürsek? (Üstünü zaten ödüyoruz)
Yıllık olarak düşünülen bu bütçe gelirine millet olarak beklentilerin üzerinde cevap verdik.
Şöyle ki:
Yılın daha ilk ayında “90 milyar lirayı” ceza olarak ödeyerek “Hedefe varma” konusundaki hızımızla dünyaya örnek olduk neredeyse.
Böyle bir performans, ihracatta, üretimde olsa bayram ilan edilirdi.
Demek ki içimizde ceza ödemek gibi bir potansiyel varmış.
“İktidar olarak yeter ki doğru alanlara yatırım yapın, biz vatandaş olarak ceza ödemeye hazırız” mesajıdır bu.
İktidar sahipleri bu geliri görünce, gözleri faltaşı gibi açıldı haliyle.
Zira akıllarına gelen şu oldu:
“Cezalara zam yapmak!”
Nitekim yeni düzenlemelerle trafik cezalarının artacağı ve yıl içinde de katlanacağı belirtiliyor.
Bu da demek oluyor ki ekonomi yönetimi tüm beklentisini bizim trafikte yapacağımız hatalara bağlamış.
Eskiden insanlar hız sınırını aşınca “Acelem vardı, hız yapıyordum” derdi.
Şimdi daha dürüst bir yaklaşımla hâkime şunu diyecek:
“Bütçeye katkım olsun diye bastırıp gidiyordum.”
Kırmızı ışıkta geçen vatandaşımız “İktidara para lazımmış, vatandaşlık görevini yerine getiriyorum” diyerek geçecek.
Hatta bazı sürücüler bu işi o kadar ciddiye almış ki, “Canımız ciğerimiz iktidarımız istemiş, vermesek olmaz” diyerek neredeyse cezalarını aylık abonelik sistemine bağlamışlar.
Tabii burada polisimizin de hakkını teslim etmek lazım.
Bu kadar kısa sürede bu kadar yüksek ceza kesebilmek ciddi bir organizasyon gerektirir.
Demek ki sahada iyi bir ekip çalışması var.
Radarlar, kameralar, dronlar, uygulamalar…
Adeta dijitalleşmenin nimetlerini sonuna kadar kullanan bir kamu hizmetiyle karşı karşıyayız.
Hele hele şehrimiz için “Akıllı şehir” diye boşuna demiyorlar.
Madem bütçe yükünü hafifletmek bizim yapacağımız cezalara bağlandı, o halde bundan sonrası için bazı yöntemler de geliştirilebilir.
Örneğin, sık ceza yiyen vatandaşlara “Sadakat kartı” verilebilir.
“10 cezaya 1 ceza bedava” gibi promosyon kampanyaları başlatılır.
Böylece sürücülerin hem motivasyonu artırılır, hem de vatandaş-devlet ilişkisi güçlendirilir.
Ayrıca premium paketler düşünülebilir:
“Hız sınırını aşma, park ihlali ve emniyet şeridi kullanımı tek pakette, avantajlı fiyatlarla!”
Bir diğer öneri de turizme yönelik olur.
Misal:
“Ceza turizmi” neden olmasın?
“Yabancı turistler için özel radar deneyimleri”,
“Yerel hız sınırı sürprizleri…”
Ülkeye döviz kazandırmanın yeni yollarını düşünmek lazım.
Birazda turistlerin bütçemize katkılarını sağlamak lazım.
Aynı ihracattan gelecek para gibi.
“Hız ihracatı” yapmak lazım.
Elbette işin şakası bir yana, trafik kurallarına uymak hayati önem taşıyor.
Ama ortada da inkâr edilemeyecek bir tablo var:
Bu kadar kısa sürede bu kadar yüksek gelir, ister istemez insanın aklına şu soruyu getiriyor:
“Biz gerçekten trafik güvenliğini mi sağlıyoruz, yoksa yeni bir gelir modelini mi keşfettik?”
Ama görünen o ki, bu denklemde direksiyon biraz fazla “Gelir” tarafına kırılmış gibi.
Yine de umutluyuz.
Çünkü bu hızla gidersek, yılsonu hedeflerini sadece tutturmakla kalmayıp resmen rekor kıracağız.
Hatta belki de gelecek yıl bütçede trafik cezaları, vergi gelirleriyle yarışır hale gelir.
Kim bilir, belki de bir gün “Türkiye’nin en büyük sektörü nedir?” sorusuna gönül rahatlığıyla şu cevabı vereceğiz:
“Dikkatsiz sürücülük.”
KURALLARI İYİ ÖĞRETİN
Geçen gün evden çıktım, Troya Caddesi’nin yanındaki paralel yoldan aheste, aheste AVM’lere doğru gidiyorum.
Sol sinyalini yakmış halde karşıdan da yavaşlamış halde, sürücüsü kadın olan beyaz bir araba geliyor.
Ben yanından geçerken bana el, kol hareketleri yaptı.
Bir anlam veremedim.
Yardım mı istiyor, bana mı sövüyor çelişkisi içinde kaldım.
Durdum tabi.
O da durdu.
Azıcık geri aldım arabayı.
İki araba cam cama geldik.
Kadın hala bir şeyler söylüyor.
Açtım camı.
O da açtı.
“Hayırdır hanımefendi, nedir durum?” dedim.
“Neden yol vermediniz?” dedi.
“Ne yolu?” diye sorusuna soru ile cevap verdim.
“Görmüyor musunuz sinyal verdim” dedi ve ekledi, sol tarafa park edeceğim…”
“Tamam, ben geçince edersiniz” desem de kadın ısrarla şöyle dedi:
“Ben sinyal verdim, siz durup bana yol vereceksiniz. Neden durmuyorsunuz?” dedi.
Bilmem konuyu anlatabildim mi?
Kısaca durum şöyle:
Ben dümdüz yolumda giderken, kadın sürücü benim sağ tarafımda kalan kaldırım kenarına park etmeyi düşünmüş.
Böylece kendi sol sinyalini vermiş.
Bu sinyali görüp, düz yolumda giden ben duracakmışım, hanımefendiye yol verecekmişim…
Sürücü kurslarında, eğitim veren sevgili kardeşlerim.
Biliyorum ki sizler kesinlikle böyle bir trafik kuralı öğretmediniz.
Biliyorum ki, en iyi şekilde öğretiyorsunuz.
Ama bu nereden çıkıyor?
Sevgili trafik polisi arkadaşlarım;
Benim gibi kurala uyan ve bu kuralları iyi bildiğini savunan biri olarak soruyorum:
“Yeni kurallar var da biz mi bilmiyoruz?”
Eğer varsa, biz eski ehliyet sahiplerini çağırıp bilgilendirin.
Bilelim ki, “Karşıdan sinyal vererek gelen, otomobillere, durup yol verelim.”
Eğer dikkatli olmasam, belki de kaza yapmıştık.
Biraz hızlı gitsek, belki de canımızdan olma şansımız da vardı.
Kural hatırlatması yapsam da, kadın yoğun şekilde “Trafik kuralı böyle” diye ısrar edince diyecek bir şey bulamadım ve yutkunarak yoluma devam ettim.
Hani bazen soruyoruz ya kendi kendimize:
“Bu trafik kazaları nasıl oluyor?” diye.
İşte örneği…
KALP DAMAR SAĞLIĞI
Bir profesör sosyal medyada, kalp damar sağlığı için; “Ne yapılmasını gerektiğini, ne yapılmaması gerektiğini” bir bir anlatıyordu.
Benim de kalp-damar rahatsızlığım bulunduğundan ilgimi çekti tabi.
Zira profesör yazısının altına adını, telefonunu, adresini de yazmıştı.
“Fake” olması ihtimal dışıydı.
Ama ben yine de doğrulatmak için, yapay zekâya başvurdum.
Doktorun anlattığı 7 başlığı ona aktardım ve sordum:
“Bu verilerle ilgili doğruluk araştırması yapalım ve vatandaşa aktaralım” diye.
O da anlattı.
Kalp-damar hastalıkları çoğu zaman “Yavaş ilerleyen” ama sonuçları çok ani ve ağır olabilen bir süreçtir.
Damar içinde biriken plaklar yıllar içinde sessizce büyür; bir gün gelip krize dönüşmemesi ise büyük ölçüde günlük alışkanlıklarımıza bağlıdır.
Verdiğiniz 7 başlık, aslında modern kardiyolojinin özeti niteliğinde.
Bunları sade ama doğru bir çerçevede açalım:
Damar Sağlığını Korumak:
7 Altın Kuralın Anlamı
1.Tansiyon Kontrolü:
(? 110/70 mmHg)
Yüksek tansiyon, damar duvarını sürekli “Basınç altında” tutarak plak oluşumunu hızlandırır.
İdeal seviye düşük ama tolere edilebilir olmalı.
12/8’in üzeri uzun vadede risk oluşturur.
Tuz tüketimini azaltmak ve düzenli hareket bu noktada kritik.
2.LDL Kolesterol (Kötü Kolesterol) < 70 mg/dL
LDL, damar içinde plakların ana yapı taşıdır.
Özellikle kalp krizi riski olan kişiler için 70 altı hedef artık standart kabul edilir.
Sadece diyet değil, gerektiğinde ilaç tedavisi de önemlidir.
3.Trigliserid < 200 mg/dL
Yüksek trigliserid, metabolik sorunların habercisidir.
Şeker ve rafine karbonhidrat tüketimiyle doğrudan ilişkilidir.
Göbek çevresi yağlanma ile birlikte artıyorsa dikkat edilmelidir.
4.Doymuş Yağ Kısıtlaması (< %10)
Tereyağı, işlenmiş etler ve bazı hazır gıdalar bu gruba girer.
Fazlası LDL’yi yükseltir.
Yerine zeytinyağı, avokado, kuruyemiş gibi sağlıklı yağlar tercih edilmelidir.
5.Kan Şekeri Kontrolü (HbA1c ? 6.5, ideal 6.0)
Yüksek kan şekeri damarların iç yüzeyini bozarak plak oluşumunu hızlandırır.
Diyabet sadece “Şeker hastalığı” değil, aynı zamanda bir damar hastalığıdır.
Erken kontrol, büyük komplikasyonları önler.
6.Yüksek Yoğunluklu Egzersiz
Egzersiz damarların “Esnekliğini” artırır.
Haftada en az 150 dakika hareket önerilir.
Tempolu yürüyüş, interval antrenmanlar ve kardiyo çalışmaları faydalıdır.
Ancak mevcut hastalık varsa egzersiz planı doktora danışılmalıdır.
7.DASH / Akdeniz Tarzı Beslenme
Bu beslenme modeli kalp sağlığı için en çok önerilen yaklaşımdır:
Sebze, meyve, tam tahıl ağırlıklı
Zeytinyağı temel yağ kaynağı
Kırmızı et sınırlı
Tuz düşük
Bu model, hem tansiyonu hem kolesterolü birlikte kontrol altına alır.
Önemli Bir Gerçek:
“Damar plaklarını tamamen eritmek” çoğu zaman mümkün değildir. Ama:
? Plakların büyümesini durdurmak
? Stabil hale getirerek yırtılmasını önlemek
? Kalp krizi riskini ciddi şekilde azaltmak
Bilimsel olarak mümkündür.
Sonuç:
Kalp krizi çoğu zaman “Bir anda gelen” bir olay gibi görünse de, aslında yılların birikimidir.
İyi haber şu:
Bu süreç büyük ölçüde kontrol edilebilir.
Küçük ama istikrarlı değişiklikler:
Daha az tuz
Daha az şeker
Daha çok hareket
Düzenli takip
Bunlar ilaç kadar etkili olabilir.
Not: Bu bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır.
Kişisel risk durumunuz ve tedavi planınız için mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurmanız gerekir.