Şimdi size bu güzel cumartesi günü için, şöyle derinlemesine bir yazı hazırladım.
Te en başından bu yana okuyun.
“Mutlak butlan” lafı geçiyor şimdilerde her dakika.
Araştırıp sunayım okuyucuma.
Belki çoğu biliyor ama bilmeyenler de öğrensin.
Okumakla gözler aşınmaz…
Hukukta “Bir işlemin en başından itibaren geçersiz”, yani “Yok hükmünde sayılmasına” deniyor “Mutlak Butlan…”
Basit anlatımla:
“Bu işlem yapılmış görünse bile hukuk açısından aslında hiç doğmamış kabul edilir.”
Kelime kökeni de bunu anlatır.
“Butlan”, Arapça “Batıl” kökünden geliyor zaten.
“Geçersiz, hükümsüz, dayanaksız” anlamında.
“Mutlak” ise bunun “Tam ve Kesin” olduğunu ifade eder.
Yani eksikliği sonradan düzeltilemeyen “Ağır bir sakatlık” söz konusudur.
Bir örnek verilse:
Bir şirket genel kurulunun yapılabilmesi için belirli kurallar vardır.
Diyelim ki;
“Toplantı çağrısı usulsüz yapıldı ya da karar alma yeter sayısı hiç oluşmadı.”
Eğer ihlal çok ağırsa, mahkeme:
“Bu genel kurul aslında hukuken hiç oluşmamış” diyebiliyor.
İşte buna “Mutlak Butlan” deniyor.
Bu kavram özellikle:
Medeni hukukta,
Borçlar hukukunda,
Şirketler hukukunda,
Dernek ve siyasi parti hukukunda kullanılırmış.
Örneğin:
Hukuka aykırı evlilikler,
Yetkisiz organ kararları,
Kanunun emredici hükümlerine aykırı işlemler,
İradesi tamamen sakatlanmış sözleşmeler…
Bunların tamamı “Mutlak Butlan” kapsamında değerlendirilirmiş.
Türk hukukunda kavramın kökü büyük ölçüde Roma Hukuku’na dayanıyormuş.
Roma hukukunda bazı işlemler “Nullus” yani “Baştan İtibaren Geçersiz” kabul edilirmiş.
Daha sonra bu yaklaşım kıta Avrupası hukukuna geçmiş.
Osmanlı’nın son dönemindeki Mecelle’de de “Batıl” kavramı vardı.
Cumhuriyet döneminde ise İsviçre ve Alman hukukundan etkilenen modern Türk hukuk sistemi içinde “Butlan” teknik bir kavram olarak yerleşmiş.
Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nda doğrudan ve dolaylı biçimde bu anlayış kullanılıyormuş.
Özellikle Türk Borçlar Kanunu’ndaki şu mantık önemliymiş:
Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine aykırı işlemler kesin hükümsüzdür.
Yani taraflar istese bile işlem geçerli hale gelemezmiş.
Burada önemli bir ayrım da vardır:
Yokluk: İşlem hukuken hiç doğmamıştır.
Mutlak Butlan: İşlem görünürde vardır ama ağır hukuka aykırılık nedeniyle kesin hükümsüzdür.
Nispi Butlan: İşlem geçerlidir ama zarar gören taraf iptal ettirebilir.
Mesela;
Tehdit altında imzalanan bir sözleşme genellikle nispi butlandır; mağdur iptal ettirmezse işlem devam edebilir.
Ama kanunen yasak bir konuda yapılan sözleşme mutlak butlan olabilir.
Bugün siyasette konuşulan “Mutlak Butlan” tartışması da bu yüzden çok ağır bir iddiadır.
Çünkü denilen şey sadece:
“Kurultayda hata oldu” değil;
“Kurultayın hukuki varlığı baştan itibaren sakattı” iddiasıdır.
Bu yüzden siyasi etkisi de çok büyüktür. Çünkü böyle bir karar teorik olarak:
Alınan kararları,
Seçilen yönetimi,
Sonraki işlemleri
Tartışmalı hale getirebilir.
Şimdi gelelim bu alınan kararın CHP ile ilgili tarafına.
Size ta en başından buyana yaşananları özetlemek istedim.
Anlayacağınız, “Biraz hafıza tazeleyelim” demek istedim…
Türkiye siyasetindeki bazı krizler hemen ortaya çıkmaz.
Yıllarca birikir, ertelenir, üstü örtülür, sonra bir anda “Mutlak Butlan” gibi hukuk terimleriyle milletin önüne düşer.
Bugün CHP’nin içinde yaşanan tartışma da tam olarak böyle bir mesele.
“Sadece bir dava değil; yıllardır süren liderlik krizlerinin, adaylık hesaplarının, kırgın ittifakların ve güç mücadelelerinin sonucudur.”
Önce kronolojiye bakalım:
2019 yerel seçimleri CHP açısından tarihi bir başarıydı.
İstanbul ve Ankara’nın kazanılması, uzun yıllar sonra muhalefete iktidar umudu verdi.
O günlerde oluşan hava şuydu:
“Erdoğan yenilebilir.”
Fakat tam o noktada CHP içinde başka bir süreç başladı.
Başarıyı yöneten isimler ile başarıyı sahiplenen merkez arasında sessiz bir gerilim oluştu.
Sonra sıra 2023 Cumhurbaşkanlığı adaylığına geldi.
Altılı Masa kurulmuştu.
Kamuoyunda uzun süre “Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş’ın” daha güçlü aday olduğu konuşuldu.
Anketlerin önemli kısmı bunu gösteriyordu.
Fakat nedense Kemal Kılıçdaroğlu adaylık konusunda geri adım atmadı.
İşte kırılma noktası da burada yaşandı.
Kemal Kılıçdaroğlu uzun süre “Helalleşme”,
“Birleştirici Dil”,
“Sakin Lider” profili çizdi.
Ancak adaylık sürecinde daha farklı bir tablo ortaya çıktı.
Parti içinde “Artık onun zamanı” düşüncesi hakimdi.
Buna karşılık toplumun önemli bir kısmında ise “Kazanabilecek aday mı?” sorusu vardı.
İşte Meral Akşener’in masadan kalkmasına neden olan kriz de tam burada patladı.
Akşener, açık biçimde İmamoğlu ve Yavaş isimlerini işaret etti ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığının seçimi riske attığını düşündü.
Masadan kalktı, sert açıklamalar yaptı. Sonra geri döndü.
Ama o masa artık eski masa değildi.
O gün yaşananlar sadece bir ittifak krizi değil, muhalefetin içinde “Liderlik Meşruiyeti” tartışmasının başlangıcıydı.
Böylece Kemal Kılıçdaroğlu aday gösterildi ve 2023 seçimi kaybedildi.
Ve seçim sonrası CHP’de büyük değişim başladı.
Parti tabanında çok ciddi bir öfke oluştu. “Kazanılabilecek seçim kaybedildi” duygusu yayıldı.
Bunun sonucu olarak kurultay süreci geldi.
Delegeler değişti.
Parti içi dengeler sarsıldı.
Sonunda “Özgür Özel” genel başkan oldu.
Fakat mesele burada bitmedi.
Çünkü CHP’de sadece yönetim değişmedi; güç merkezleri de değişti.
Bir tarafta eski yapı,
Diğer tarafta yeni yönetim vardı.
Kurultayın meşruiyeti tartışmaları ise işte bu çatışmanın sonucu olarak ortaya çıktı.
Şimdi gündemde olan “Mutlak Butlan” davası da tam burada devreye girdi.
Hukuki olarak bakıldığında “Mutlak Butlanın”, yapılan işlemin “Baştan itibaren yok hükmünde sayılması” anlamına gediğini belirtmiştim zaten.
Yani iddia şu:
“Kurultay sürecinde usulsüzlük varsa, sonuçları da geçersiz olabilir.”
Ancak siyasette hiçbir dava yalnızca hukuk değildir.
Bugün insanların sorduğu soru şu:
Gerçekten amaç hukuk mu?
Yoksa siyasal mühendislik mi?
Çünkü zamanlama dikkat çekiyor.
CHP yerel seçimlerde birinci parti olmuşken,
İktidar cephesinde yeni anayasa tartışmaları sürerken,
Muhalefetin en büyük partisinin iç tartışmalarla meşgul hale gelmesi doğal olarak şüphe yaratıyor.
Bir kesime göre amaç CHP’yi içeriden zayıflatmak.
Parti enerjisini iktidar mücadelesine değil, kendi iç savaşına harcasın isteniyor.
Böylece muhalefetin toplumsal yükselişi kırılabilir.
Başka bir kesime göre ise mesele daha büyük:
“Yeni anayasa süreci.”
Çünkü Türkiye’de anayasa tartışmaları sadece hukuk tartışması değildir; aynı zamanda güç dağılımı tartışmasıdır.
Böyle dönemlerde güçlü bir ana muhalefet, iktidarın hareket alanını daraltır.
Zayıf ve kendi içinde kavgalı bir CHP ise iktidarın elini rahatlatır.
Tam da bu nedenle insanlar şu soruyu soruyor:
“CHP’ye operasyon mu çekiliyor?”
Ama burada CHP’nin kendi hatalarını görmezden gelmek de mümkün değil.
Bugün yaşananların temelinde;
Yıllardır ertelenen iç demokrasi sorunları,
Liderlik tartışmaları,
Delegasyon sistemi ve
Aday belirleme krizleri var.
Kimse darılmasın ama:
Eğer parti içinde güçlü ve şeffaf bir yapı kurulabilseydi, bugün bir kurultayın meşruiyeti bu kadar tartışılmazdı.
Bu arada en çok sorgulanan isimlerden biri de yine;
Kılıçdaroğlu.
Çünkü toplumun bir bölümü hâlâ şu sorunun cevabını arıyor:
“Seçim sonrası neden daha net bir özeleştiri yapılmadı?”
Daha da önemlisi:
Bugün yaşanan süreçte neden bu kadar sessiz, ya da mesafeli bir pozisyon alınıyor?
Kılıçdaroğlu’nun tavrı bazı CHP’liler tarafından “Partiyi koruma çabası” olarak okunurken, bazıları ise bunu “Yenilgi sonrası oluşan yeni yapıyla hesaplaşma” olarak görüyor.
Türkiye siyaseti için “Bazen satranç gibidir” denir.
Ama son yıllarda daha çok bir satranç tahtasının devrilmesine benziyor.
Kurallar tartışmalı, oyuncular yorgun, izleyenler ise öfkeli.
Şu soru hep aklımızı kurcalıyor:
Muhalefet iktidarı değiştiremediği için mi parçalanıyor,
Yoksa parçalandığı için mi iktidarı değiştiremiyor?
Bugünkü “Mutlak Butlan” tartışması sadece bir dava değil, 2023’te kaybedilen seçimin hâlâ bitmediğinin kanıtı.
Tüm bunlar eşiğinde aklıma u sorular da gelmiyor değil:
Mutlak Butlan için:
“Bu işlem yapılmış görünse bile hukuk açısından aslında hiç doğmamış kabul edilir” demiştik.
O halde başta Özgür Özel olmak üzere, tüm il, ilçe, belde yönetimleri de geçersiz sayılacak.
Bunların aldığı kararlar da yok hükmüne girecek.
Kararlar yok hükmünde sayılırsa:
Gösterilen adaylar, seçilen adaylar da geçersiz sayılmayacak mı?
Mesela;
Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı ne olacak?
Yapılan yerel seçimlerdeki adaylar filan.
Ne olacak?
Hepsi Genel merkez tarafından belirlenmedi i?
Kaosa bakar mısınız?
Tüm bunlar olurken Kemal Kılıçdaroğlu’nun sessizliği ise sinir bozucu.
Çık ekranlara bir şey söyle.
Bir şey yap.
Ya Butlanı destekle,
Ya da destekleme.
Ama yayılan iddialar oldukça dikkat çekici.
İddialara göre Kılıçdaroğlu gelir gelmez;
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil yargı süreci devam eden tüm CHP’lilerin parti üyeliklerini askıya almayı planladığı öne sürülmüş.
Bu arada Özel tarafı da boş durmamış ve Butlana karşı B planını devreye sokmuşlar:
Parti hiçbir şekilde terk edilmeyecek.
Butlan yok sayılacak.
Gelecek isimlere ‘reddet’ çağrısı.
Yeni bir parti kurulmayacak.
Disiplin süreci başlatılacak.
CHP, karar sonrası yaptığı açıklamada “Kararı tanımıyoruz” ifadesini kullanarak
Merkez Yürütme Kurulu’nu olağanüstü topladı.
Zamanında birileri de; “Anayasayı tanımıyorum” demişti hatırlarsanız.
Bu arada YSK, CHP'nin itirazı için birazdan toplanma kararı aldı.
Ben bu yazıyı yazarken henüz sonuç ortada yoktu.
Tüm bu olanların;
“Yeni Anayasa için yapıldığını” tahmin ediyorum.
“Ne alaka?” derseniz, zamanı gelince konuşuruz