Şimdi size “En çok Cami hangi şehirde var?” diye bir soru yöneltsem.

“Neye göre?” dersiniz.

Çünkü “Nüfus sayısı, demografik ve kozmopolitik yapıya göre değişir” diye karşı soru sorarsınız.

Son yapılan araştırmada, Ülkenin dindarlık haritası çıkarılmış.

Geleneksel olarak dindarlıkla anılan bazı büyükşehirler listede gerilerde kalırken, beklenmedik iller zirveye yerleşmiş oldu.

Cami sayıları ve nüfus başına düşen cami oranları dikkate alınarak yapılan bu araştırma, dindarlık algısına dair ezberleri bozmuş bile.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı cami sayıları, Türkiye’de dindarlık seviyesine ilişkin farklı bir bakış açısı sundu.

İşte o iller…

TÜİK’in verilerine göre:

Türkiye genelinde “En fazla camiye sahip il İstanbul.”

3.555 camiye sahip olan “İstanbul”, geniş nüfusu ve kozmopolit yapısıyla ön planda.

Onu, 3.255 camiyle “Konya” ve 3.199 camiyle başkent “Ankara” takip ediyor.

İllerin dindarlık seviyesini daha iyi anlamak için nüfus başına düşen cami sayısına da bakmak gerekiyor.

Bu kriter dikkate alındığında, beklenmedik bir şekilde “Kastamonu” öne çıkarak birinci oluyor.

Kastamonu’da her 145 kişiye bir cami düşerken, bu oran onu dindarlık açısından Türkiye’de zirveye taşıyor.

Kastamonu, 378.115 kişilik nüfusuna karşılık 2.605 camiye sahip.

İstanbul’da ise bu oran 4.500 kişiye bir cami olarak hesaplanmış.

Bu da İstanbul’un bu sıralamada gerilere düşmesine neden olmuş.

İşte size Türkiye’nin En Dindar 5 İli:

Kastamonu:

145 kişiye 1 cami (2.605 cami)

Samsun:

497 kişiye 1 cami (2.751 cami)

Konya:

705 kişiye 1 cami (3.255 cami)

Ankara:

1.807 kişiye 1 cami (3.199 cami)

İstanbul:

4.500 kişiye 1 cami (3.555 cami)

İllere göre cami sayıları da şu şekilde sıralanmış:

Antalya:

2.306 cami

Ordu:

2.123 cami

Diyarbakır:

2.079 cami

Şanlıurfa:

2.107 cami

Trabzon:

2.069 cami

İzmir:

1.920 cami

Bursa:

1.789 cami

Manisa:

1.762 cami

Balıkesir:

1.680 cami

VEFASIZ İNSAN

Kralın birinin on vahşi köpeği varmış...

Hata yapan hizmetçilerini veya muhaliflerini bunların önüne yem olarak atarmış.

Kral bir gün hizmetçilerden birinin hatasını görmüş ve bundan hiç hoşlanmamış.

Bu yüzden hizmetçinin köpeklere atılmasını emretmiş.

Hizmetçi, “Size on yıl hizmet ettim ve siz bana bunu mu yapıyorsun? Lütfen beni o köpeklere atmadan önce bana on gün verin!” demiş.

Kral bunu kabul etmiş.

Hizmetçi, köpeklere bakan bekçiye gitmiş ve ona, “Önümüzdeki on gün boyunca köpeklere hizmet etmek istiyorum” demiş.

Muhafız şaşırmış ama kabul etmiş.

Ve hizmetçi köpekleri beslemeye, onları temizlemeye, yıkamaya ve onlara her türlü rahatlığı sağlamaya başlamış.

On gün dolduğunda kral, kölenin cezalandırılması için köpeklere atılmasını emretmiş.

İçeri atıldığında, aç köpeklerin sadece hizmetçinin ayaklarını yaladığını görünce herkes şaşırmış.

Gördükleri karşısında şaşkına dönen Kral hizmetçiye dönüp “Köpeklerime ne oldu?” diye sormuş.

Bu soruyu ganimet bilen hizmetçi, “Köpeklere sadece on gün hizmet ettim, onlar da hizmetimi unutmadılar. Hâlbuki size tam on yıl hizmet ettim ve siz bir hatam karşısında her şeyi unutup beni köpeklere attınız” diye taşı gediğine koymuş.

Kral hatasını anlamış ve hizmetçinin serbest bırakılmasını emretmiş.

Bu hikaye; Bir kişinin kendisine karşı işlediği bir hatadan dolayı yaptığı tüm iyilikleri bir çırpıda unutanlara ders olsun.

ETİK KODLAR!

Rob Howes'un hikâyesini duymuş muydunuz?

Bu sadece bir deniz efsanesi değil; hayvanlardaki sosyal zekâ ve fedakârlığın (altruizm) en iyi belgelenmiş örneklerinden biridir.

Olayın Geçtiği Yer:

2004 yılında Yeni Zelanda açıklarında, cankurtaran Rob Howes, kızı ve iki arkadaşıyla birlikte yüzüyordu.

Aniden etrafları bir yunus sürüsü tarafından sarıldı.

Yunuslar onları çembere alıyor, uzaklaşmaya çalıştıklarında ise nazikçe merkeze doğru geri itiyorlardı.

Korkunç Gerçek:

Yüzücüler önce yunusların oyun oynadığını ya da saldırdığını sandılar.

Ancak gerçek saniyeler sonra anlaşıldı:

Yunuslar, doğal sonarlarıyla birkaç metre ötede pusuya yatmış 3 metrelik büyük bir beyaz köpekbalığını fark etmişlerdi!

Savunma Taktiği:

Yunuslar köpekbalığını sadece kaçırmakla kalmadı, insanlar etrafında tam 40 dakika boyunca “Canlı bir kalkan” oluşturdular.

Şu taktiği kullanmışlardı:

Çemberi Daraltmak: İnsanları güvenli bir alanda toplu tutmak için.

Kuyruk Çırpma: Suyu bulandırarak köpekbalığının dikkatini dağıtmak ve onu korkutmak için.

Hızlı Manevralar: Köpekbalığının saldırı açısını kapatmak için sürekli hareket halinde kaldılar.

Peki neden yaptılar?

Hayvan davranış bilimcileri (etologlar) bunun bir “Tesadüf” olmadığını belirtiyor:

Karşılıklı Fedakarlık (Reciprocal Altruism): Yunusların beynindeki duygulardan sorumlu bölümler oldukça gelişmiştir. Diğer canlıların yaşadığı korku veya tehlikeyi hissedebilirler.

Kolektif İçgüdü: Yunuslar kendi yavrularını da aynı yöntemle korurlar. Görünüşe göre o an çocuğu, “Sürünün savunmasız üyelesi” olarak kabul ettiler.

Rob Howes, BBC röportajında şöyle diyordu:

“Bizi koruyorlardı... Hayatımızı kurtardılar.”

Sonuç olarak; bu olay bize bu gezegeni sadece “Hayvanlarla” değil, henüz tam olarak çözemediğimiz etik kodlara ve bilince sahip akıllı canlılarla paylaştığımızı hatırlatıyordu.

Alıntı

FARE HEYKELİ

Adamın biri bir antikacının önünden geçerken ön vitrinde bronz bir fare heykeli görür ve beğenir.

İçeri girer, fiyatını sorar.

Satıcı: “200 lira” der ve ekler, “Hikâyesini de öğrenmek isterseniz ayrıca 1.000 lira daha vereceksiniz” der.

Adam: “Hikâyesini boş ver” der 200 lirayı vererek heykeli alır ve dükkandan ayrılır.

Bronz heykelle yolda yürürken arkasında onu takip eden ve her geçen saniye sayıları artmaya başlayan fareleri fark eder.

Adam hızlı adımlarla caddeye çıkınca dönüp bakar ki kendini takip eden farelerin sayısı sayılamayacak kadar çoğalmıştır.

Adam korkuyla adımlarını daha da hızlandırınca, fareler de çığlık atarak hızlanırlar.

Adam koşmaya başlayınca her geçen saniye sayıları çoğalan fareler de koşarak ve çığlık atarak adamı takip ederler.

Adam korkuyla kaçarken fark eder ki denizin kenarına gelmiş.

Bronz fare heykelini olanca gücüyle denize fırlatır, atar.

Kendini takip eden farelerin de hepsi bronz fare heykelinin ardından denize atlarlar.

Adam büyük bir korku ve heyecan içerisinde heykeli satın aldığı antikacı dükkânına geri döner.

Adamın kapıdan girdiğini gören satıcı: “Eveeeet... Heykelin hikâyesini öğrenmeye geldiniz değil mi?” deyince.

Adam: “Hayır! Hayır!” der ve hemen sorar:

“Sizde ülkedeki siyaset adamlarının da heykeli var mı?”

SIKINTISIZ İŞÇİ

Huzurevinin müdürü, emekliliğini beklediği son günlerin birinde, en kıdemli çalışanını yanına çağırır ve merakla, “Payidar abi. Bundan otuz sene önce işçi alımı konusunda çok sıkıntılar çektiğimiz zamanları çok iyi hatırlarsın. Aldığımız işçilerden, huzurevindeki yaşlı insanlara kötü davrananlar oluyordu. Biz de neredeyse günaşırı işçi değiştirmek zorunda kalıyorduk.

Ben bıkıp usanmıştım yanlış işçi seçimlerinden. Ve bir ara sana bıraktım. Görevi sen üstlendin. Sen hangi işçiyi aldıysan, o günden bu güne tek bir sıkıntı çekmedik. Yaşlılarımız da çok iyi davrandılar. Merak ettiğim şu: Sen neleri göz önünde bulundurarak onları işe aldın? Nasıl bu kadar isabetli kararlar verebildin? Nasıl bir tecrübedir bu?” diye sorar.

Payidar efendi, müdürün sorularından sonra bulundukları odanın camına sabitler bakışlarını.

Huzur evinin avlu kapısından, binaya kadar olan patika yola derin derin bakar.

Sonra eliyle o patika yolu göstererek işaret eder:

“Evet müdürüm çok iyi hatırlıyorum o günleri. Biz o zamanlar işçi için gazeteye ilan verdiğimizde, iyi ve buradaki yaşlı insanlara asla zarar vermeyecek incelikte gönlü güzel insanlar bulmayı umuyorduk. Siz bu görevi bana verdiğinizde, bu patika yolun sonunda binanın kapısında bekledim her bir başvuru yapan işçiyi.

Bilirsiniz patika yol baştan sona karınca yuvalarıyla doludur. Ve binlerce karınca patika yola serilmiş gibidir. Başvuru için gelenlerden bazısı yuvaları, bazısı da karıncaları göz göre göre ezerek geçerdi. Bazısının ise karıncaları ezmemek için yolun kenarındaki taşlara basa basa yürüdüğünü gördüm. O an dedim ki kendi kendime: ‘Yürüdüğü yolda karıncayı ezmemeye bile özen gösteren insan, yaşlı insanları hiç incitir mi?’ Yani tecrübeyle alakası yok müdürüm. Çok şükür vicdanlı merhametli insanları görerek çok doğru tercih yapmışım.”

“Herhangi bir yerdeki adaletsizlik, her yerdeki adalet için tehdittir.”

Martin Luther King Jr.