Benim banka yine mesaj atmış;

“Dikkat edin!” diye.

Bir dolu dikkat edilecek madde yollamış peşinden.

Ben de size aktarayım dedim.

Olur ya, dolandırıcının biri de size toslar.

Ola ki boş tarafınıza denk gelir de uyuverirsiniz dolandırılma yöntemine.

Eskiden dolandırıcılar insanları kandırmak için kapı kapı dolaşır, kendilerine inanacak birilerini ararlardı.

Bugün ise dijital kanallar sayesinde veya telefonla oturdukları yerden binlerce kişiye ulaşabiliyorlar.

Bir telefon görüşmesi,

Sahte bir mesaj

Ya da gerçeğinden ayırt edilmesi güç bir internet sitesi…

İnsanın yıllarca emek vererek biriktirdiği parasını kaybetmesine yetebilir.

Bu dolandırıcıların hedefinde yalnızca teknoloji konusunda bilgisiz insanlar yok. Üniversite mezunları, iş insanları, emekliler, kamu görevlileri kısaca okumuş çocuklar da var…

“Ben tuzağa düşmem” demeyin, nice profesörler bile aldandı göz göre göre…

Sakın aklınızdan çıkarmayın, herkes bu tuzağa düşebilir.

Çünkü dolandırıcıların asıl mahareti teknolojiyi kullanmak kadar, insan psikolojisini çözmekte yatıyor.

Korkutuyorlar,

Acele ettiriyorlar,

Umut veriyorlar ve

Güven kazanıyorlar.

Sonra da bekledikleri hamleyi yapıyorlar.

Bankadan aradıklarını söylüyorlar!

En yaygın yöntemlerden biri, banka görevlisi olduklarını söyleyen kişilerin telefonla araması.

Kendilerini bankanın güvenlik biriminden, hatta “Şüpheli İşlemler Birimi”nden aradıklarını söyleyebiliyorlar. “Hesabınızdan para çekilmeye çalışıldığını”,

“Adınıza kredi kullanıldığını”,

Veya

“Hesabınızın tehlikede olduğunu” ileri sürüyorlar.

Ardından sizi paniğe sürükleyip söyledikleri işlemleri yapmanızı istiyorlar.

Oysa telefon ekranında bankanın gerçek numarasına benzeyen bir numaranın görünmesi, arayan kişinin gerçekten banka çalışanı olduğunu kanıtlamaz.

Dolandırıcılar;

Numara taklidi yapabilir,

Kurumsal isimler kullanabilir ve

Kendilerini son derece inandırıcı biçimde tanıtabilirler.

“Peki n’apıcaz?” derseniz cevap şöyle;

Görüşmeyi sonlandırın.

Bankanızın resmi internet sitesinde veya bankacılık uygulamasında yer alan iletişim kanalından Kendiniz ulaşın.

*Arayan kişinin verdiği numarayı kullanmayın!!!

*Şifrenizi isteyen, kesinlikle sizin paranıza göz dikmiştir!

*Hiçbir koşulda telefonla, SMS’le veya e-postayla gelen bir talep üzerine internet bankacılığı şifrenizi, kart şifrenizi ya da tek kullanımlık doğrulama kodunuzu başkasına vermeyin.

“İşlemi iptal etmek için kodu söylemeniz gerekiyor” diyen de olabilir, “Hesabınızı güvene alacağız” diyen de…

Hatta karşınızdaki kişi;

Adınızı, soyadınızı ve bazı kişisel bilgilerinizi biliyor olabilir.

Bunları bilmesi; Güvenilir olduğu anlamına gelmez.

Kişisel bilgileriniz farklı kaynaklardan elde edilmiş olabilir.

Unutmayın: Size gönderilen “Doğrulama kodu”, başkasının işlem yapmasına izin verebilir.

Kodun ne amaçla gönderildiğini anlamadan hiçbir işlem yapmayın;

“Kodu kimseyle paylaşmayın!!!”

Bir “Tık”la bütün tuzağa düşmeyin!

Kargo teslimatı,

Trafik cezası,

Vergi borcu,

Sosyal yardım,

İş başvurusu,

Ödül kazandınız mesajı…

Dolandırıcıların kullandığı hikâyeler değişiyor ama yöntem çoğu zaman aynı kalıyor;

Sizi bir bağlantıya tıklamaya ve kişisel bilgilerinizi girmeye yönlendirmek.

Mesajın içinde tanıdığınız bir kurumun adı ve logosu bulunabilir.

İnternet sitesi de gerçeğine çok benzeyebilir.

Ancak bağlantıdaki küçük bir farklılık, sizi sahte bir sayfaya götürebilir.

Mesajı gönderen kişi ya da kurumdan emin değilseniz bağlantıya kesinlikle tıklamayın.

İnternet sitesini kendiniz açın veya ilgili kuruma resmi kanallarından ulaşın.

Bilmediğiniz kaynaklardan uygulama indirmeyin.

Telefonunuza uzaktan erişim sağlayan programları tanımadığınız kişilerin yönlendirmesiyle kurmayın.

Şifreniz tahmin edilemeyecek kadar güçlü olsun!

Doğum tarihiniz, telefon numaranız, çocuğunuzun adı veya tuttuğunuz takımın adı…

Bunlar sizin için anlamlı olabilir ama başkaları tarafından tahmin edilmesi de kolay olabilir.

Her hesapta farklı, uzun ve güçlü bir parola kullanın.

Mümkünse parola yöneticisinden yararlanın ve iki aşamalı doğrulamayı etkinleştirin.

Özellikle e-posta hesabınızın güvenliğini ihmal etmeyin; çünkü e-posta hesabını ele geçiren biri başka hesaplarınızın şifrelerini sıfırlamaya çalışabilir.

Bilgisayarınızda ve telefonunuzda güncel yazılımlar kullanın.

Korsan programlardan ve kaynağını bilmediğiniz dosyalardan uzak durun.

Başkasına ait ya da ortak kullanıma açık cihazlardan bankacılık işlemi yapmamaya çalışın.

Dolandırıcıların en sevdiği şey:

Acele etmeniz!

“Beş dakika içinde işlem yapmazsanız hesabınız kapanacak!”

“Şimdi müdahale etmezseniz bütün paranızı kaybedeceksiniz!”

“Bu fırsat yalnızca bugün geçerli!”

Bu cümlelerin amacı sizi düşünmeden hareket ettirmek olabilir.

Gerçekten önemli bir durumla karşılaşmış olsanız bile durup kontrol etmekten çekinmeyin.

Güvenilir bir kurum, sizi telefonda baskı altına alarak şifrenizi veya doğrulama kodunuzu açıklamaya zorlamamalıdır.

Bir yakınınızın hesabından acil para isteyen mesaj gelirse de hemen para göndermeyin.

O kişiyi bildiğiniz telefon numarasından arayarak doğrulayın.

Sosyal medya hesapları ele geçirilmiş olabilir.

Bu yazdıklarımıza rağmen yine de boşluğunuza geldi ve diyelim kandırıldınız.

Ne yapacaksınız?

Öncelikle utanıp susmayın.

Dolandırıcılık mağduru olmak, saf ya da dikkatsiz olduğunuz anlamına gelmez. Önemli olan zararın büyümesini önlemek için hızlı davranmaktır.

*Bankanızı derhal arayın; şüpheli işlemlerin durdurulmasını ve hesabınızın güvenliğinin sağlanmasını isteyin.

*Ele geçirilmiş olabilecek şifrelerinizi güvenli bir cihazdan değiştirin.

*Mesajları, telefon numaralarını, dekontları ve yazışmaları silmeyin; delil olarak saklayın.

*Durumu kolluk kuvvetlerine veya *Cumhuriyet savcılığına bildirin.

*Telefonunuza ya da bilgisayarınıza uzaktan erişim sağlayan bir program kurduysanız cihazınızın güvenliğini kontrol ettirin.

Paranın geri alınması her zaman mümkün olmayabilir. ?

Bu nedenle en etkili savunma;

“Dolandırıcılık gerçekleşmeden önce tedbir almaktır.”

Dikkatli olun yeter!

Dolandırıcılar her gün yeni bir yöntem geliştiriyor.

Dün kendilerini banka görevlisi olarak tanıtıyorlardı, bugün yapay zekâyla ses taklidi yapabiliyor, yarın daha inandırıcı başka bir yöntem kullanabiliyorlar.

Bu nedenle yalnızca tanımadığımız insanlara karşı değil, fazla inandırıcı görünen mesajlara ve beklenmedik taleplere karşı da dikkatli olmalısınız.

*Bir telefon geldiğinde hemen inanmayın. *Bir mesaj geldiğinde hemen tıklamayın. *Birisi sizden şifre veya doğrulama kodu istediğinde kesinlikle paylaşmayın.

Çünkü bazen bir anlık panik, yılların birikimine mal olabilir.

Aklınızın bir kenarında bulunsun:

Paranızı korumanın ilk adımı, karşınızdakine değil, doğrulayabildiğiniz bilgiye güvenmektir.

NEREYE GİDİYORUZ?

Haberlerde gördüm.

Bir çocuğun sırtına kolonya döküp ateşe vermişler.

“Yuh!” dedim, “Oha!” dedim, “Yok artık!” dedim ve bunu yapanların çocuk olduğunu öğrenince bir “Yuh!” daha çektim.

Allah muhafaza hepimizin çocuğu var, torunu var…

Sen koru ya rabbim…

Artık yalnızca bir akran zorbalığından değil, hepimizin durup düşünmesini gerektiren bir “Vicdan sorunundan” söz etmeliyiz.

Bazı haberleri okursunuz, öfkenizden ne diyeceğinizi bilemezsiniz.

Bazı haberler vardır, insanın boğazına bir yumru oturur. Okuduğunuz satırları yeniden okur, “Bu kadar da olmaz!” dersiniz.

Sonra bir süre sessiz kalırsınız. Çünkü söylenecek söz çoktur ama hiçbir söz yaşanan acıyı anlatmaya yetmez.

İstanbul Arnavutköy’de yaşana habere göre 12 yaşındaki bir çocuk, iddiaya göre arkadaşları tarafından birkaç sokak öteye götürülmüş.

Sonra biri onu tutarken diğeri sırtına kolonya dökmüş, ya sonra?

Vahşet tabi.

Çakmakla ateşe vermişler.

İlk denemede yanmayınca bir kez daha denemişler ve ardından kolonya dökmeye devam etmişler.

Çocuğun sırtı alevler içinde kalmış.

Kendi imkânıyla alevleri söndürmeye çalışan çocuk, acı içinde evine dönmüş.

Babası, kapıda yanıklar içinde duran oğlunun ağzından çıkan “Baba, beni yaktılar!” sözünü duyunca ne hale gelmiştir kim bilir?

Sırtında üçüncü derece yanıklar oluşan çocuk, yaklaşık 25 gün hastanede tedavi görmüş.

Taburcu edildikten sonra yeniden hastaneye kaldırılmış.

Bilinç kaybı yaşamış ve psikiyatri tedavisi görmüş.

Empati yapın lütfen.

O çocuğun yerine koyun kendinizi önce, sonra da anne ve babanın yerine.

Sizce bu çocuğun çektiği acıyı hangi söz anlatabilir?

Yaşadığı korkuyu, geceleri gözlerini kapattığında hatırlayacağı o anları hangi teselli silebilir?

Gelelim karşı tarafa:

Bu olayı yapan çocuklar nasıl bir dünyada büyüyor?

Çocukluk dediğimiz dönem;

Oyun oynamanın, arkadaş edinmenin, düşüp dizini kanatmanın, ağlayınca bir büyüğün şefkatli elini aramanın dönemi değil midir?

Bir çocuğun başka bir çocuğun canını yakmaya kıymaması gerekmez mi?

Elbette çocuklar hata yapar.

Öfkeye kapılır, düşünmeden davranır, yaptıklarının sonuçlarını yetişkinler kadar değerlendiremeyebilirler.

Ancak burada anlatılan, basit bir çocuk kavgası ya da düşüncesizce yapılmış sıradan bir şaka değil.

Çocukları bu noktaya getiren şartları da araştırmamız gerek.

Şiddeti nereden öğreniyorlar?

Başkasının acısını neden önemsemiyorlar?

Bir insanın yanmasını nasıl oyunun parçası olarak görebiliyorlar?

Üstelik işler kontrolden çıktığında bile neden yaptıklarının sonuçlarını kavrayamıyorlar?

Çocuklar dünyayı yalnızca kendilerine anlatılanlardan öğrenmez.

Büyüklerin yaptıklarını izler, konuştuklarını dinler, birbirlerine nasıl davrandıklarını görürler.

“Evde sorunlar bağırarak çözülüyorsa, öfke güç göstergesi sayılıyorsa, bir başkasını aşağılamak eğlence konusu yapılıyorsa, güçsüz olana acımak yerine onu ezmek öğretiliyorsa” çocuk bütün bunları bir davranış biçimi olarak benimseyebilir.

“Ekranlarda şiddetin sıradanlaştığı”, “İnsanların birbirine hakaret etmekten çekinmediği”, “Başkasının acısının bazen eğlence malzemesine dönüştürüldüğü bir ortamda” çocukları bütün bu etkilerden bağımsız düşünemeyiz.

Bir çocuğun davranışını anlamaya çalışırken onun “İçinde büyüdüğü dünyayı görmezden gelmek” mümkün değildir.

Çocuklara;

Öfkesini kontrol etmeyi,

Karşısındakinin sınırlarına saygı duymayı,

Yaptığı yanlışın sorumluluğunu üstlenmeyi öğretiyor muyuz?

*Bu çocukların okullarında çocuklar arasındaki zorbalıkla mücadele için ne yapılıyor?

*Ailelere destek sağlanıyor mu?

*Çocukların şiddet eğilimi gösterdiği durumlarda erken müdahale mekanizmaları çalışıyor mu?

*Öğretmenlerin, rehberlik servislerinin ve sosyal hizmet uzmanlarının sorunları zamanında fark edip müdahale edebilmesi için yeterli imkân var mı?

Hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:

Biz çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz değil, nasıl bir dünyada çocuk yetiştiriyoruz?

Toplum olarak nereye gidiyoruz?