UZAKDOĞU DÖVÜŞÜ
Hamit Abi ve arkadaşları bir kafeye gidip ve otururlar.
Diğer masada da kadınla oturan bir adam vardır. Kadınla oturan adam birden kalkar ve karşı masadaki adama “Alooo kardeşim, sen benim yanımdaki kadına mı baktın?” diye diklenir.
Diğer adam “Yok hayır” falan der ama adam bunu dışarı çıkarır.
Dışardan patırtı kütürtü sesleri gelir. Kadınla birlikte olan adam içeri girer ve “Bruce Lee Kençova taktiğini kullandım” der.
Sonra birine daha çıkışır ve onu da “Tokio Okaşiva” taktiğini kullanarak dövdüğünü söyler.
Sonra da bizim Hamit Abi’ye laf atar: “Benim kadına mı baktın sen?” diye sorar.
Hamit Abi: “Evaat, nolmuş kardaş?” der.
Adam: “Gelsene sen dışarı benimle” diyerek dışarı davet eder.
Hamit Abi: “Tamam çıkalım kardaş” der.
İkisi de dışarı çıkar ve yine patırtı kütürtü sesleri duyulur.
Bu kez Hamit Abi içeri girer ve şunu söyler: “Mitsubishi’nn Krikosu ile dövdüm…”
RECAİ
Köylüler, kahvedeki televizyondan Ecevit’i izliyorlarmış.
Recai hemen atlamış: “Biz Ecevit ile çok kankayızdır, tanır beni…”
Köylüler inanmamış tabii.
Recai, çok ısrar edince, bir heyet toplayıp Ankara’ya gitmişler.
Ecevit gerçekten de Recai’yi tanıyormuş. Heyet beyni yanmış bir şekilde köye dönmüş.
Daha sonraki bir gün ise TV’ye Clinton çıkmış.
Recai yine: “Bu Clinton da beni tanır, aramızdan su sızmaz”
Köylü bu hikâyeye önce inanmamış ama Recai yine çok ısrar edince kendilerini ABD’de bulmuşlar.
Miting öncesi Recai, Clinton’ın yanına gitmeden önce köylülere, “Siz burada bekleyin, ben birazdan kankamla gelicem” demiş.
Köylüler başlamış beklemeye.
Ve bir anda ortalık alkışlara, bağrışmalara bürünmüş.
Bir de bakmışlar, Clinton ile Recai cidden el ele kol kola sohbet ede ede geliyorlar.
O sırada iki Amerikalı da kendi aralarında konuşuyormuş: “Yaw şu bizim Recai’yi tanıdım da acaba yanındaki adam kim?”
ATIN CEHENNEME
Fıkranın kahramanı ölmüş ve öbür tarafta hesabı incelenmeye başlanmış.
Ve sonuç kötüymüş.
Melek kararını vermiş: “Cehenneme”
Zebaniler bunu götürürken birden bağırmaya başlamış: “Olmaaz. Ben dünyadayken bir dilenciye 10 lira vermiştiiim”
Zebaniler gelip bu durumu Melek’e iletmişler.
Melek: “Olabilir, verin şunun 10 lirasını, atın cehenneme!”
PARAŞÜT
Adamın biri paraşüt almak için bir dükkâna girer ve satıcıyla konuşmaya başlar: “Efendim, paraşüt açılmazsa ne olacak?”
Satıcı: “Olur mu beyefendi yedeği var onu açarsınız”
Müşteri: “Peki ya o da açılmazsa?”
Satıcı: “Ürünlerimiz garantilidir, getirin değiştiririz”
3 HAFTA
Adamın biri son durumunu sormak için doktoruna gider.
Doktor dosyaları inceler ve kötü haberi verir: “Efendim, sizin 3 haftalık ömrünüz kalmış, vee”
Hasta: “Evet devam edin”
Doktor: “3 haftadır da sizi arıyoruz”
ÖPÜCÜKLE ÖDEME
Anne ile kızı bir tuhafiyeye giderler.
Birkaç ürün aldıktan sonra hesabı ödemek için kasaya giderler.
Kasadaki adam kızdan çok hoşlanır ve “Borcumuz ne kadar” diyen kıza “İki öpücük” der.
Kız annesine dönerek; “Anne bir zahmet borcumuzu ödeyiver” der.
FARKLI TEDAVİ
Genç bir kadın annesiyle birlikte doktora gitmiş ve hastalık belirtilerini anlatmış. Doktor: “Soyunun da bir bakalım” demiş.
Genç kadın ise: “Hasta olan ben değilim, annem” demiş.
Doktor ise: “Ha öylemi o halde ağzınızı açın yeter” demiş.
TANIYAMADIM
Kadının teki ölmüş ve öbür tarafta isterse tekrar dünyaya dönebileceği söylenmiş.
O da: “Evet isterim ama çok güzel olmak istiyorum” demiş.
Kabul edilmiş ve kadın güzel olarak dünyaya geri dönmüş.
Fakat bir kaç saat sonra kadın tekrar öteki tarafa gelmiş.
Bunu gören melek, kadının canını alan meleğe sormuş: “Ya niye bunu bir daha öldürdün?”
Cevap: “Kusura bakmayın, tanıyamadım”
EYFEL İÇKİSİ
Adamın biri Eyfel Kulesi’nin en üstündeki restorana çıkmış.
Başka biri ise gelerek bir Eyfel İçkisi istemiş.
Bizimki hemen sormuş: “Nedir bu içki?”
Adam cevap olarak; “Bu mu? Eğer bunu içip bu kuleden aşağı atlarsan, yere çakılmana çok az kala tekrar yukarı çıkarsın” demiş.
Bizimki inanmamış tabi, “Hadi ya. Bir göstersene” demiş.
Adam içkisinden bir yudum almış ve aşağı atlamış.
Gerçekten de yere çok az kala adam tekrar yukarı çıkmış.
Bizimki de “Ben de yaparım!” diyerek içkiden bir yudum almış ve aşağı atlamış, ancak yere çakılmış.
O sırada barmen diğer adama sitemde bulunmuş:
“Böyle eşek şakaları yapma lütfen Süpermen”
DOKTOR
Adamın biri doktora gitmiş.
Doktor muayene etmiş ve bizimki sormuş: “Ne oldu doktor bey? Ne kadar ömrüm kaldı?”
Doktor cevaplamış:
“10” Bizimki de “Ne 10’u doktor bey, gün mü, ay mı sene mi?”
Doktor saymaya başlamış;
“9, 8, 7, 6....”
TAHLİL MAKİNESİ
Adamın biri tahlili için bir laboratuvara gitmiş ve “Efendim ben bu konulara çok titizim, lütfen tahlilde bir yanlışlık olmasın” demiş.
Yetkili ise “Aman efendim bizim makinemiz son teknoloji ürünüdür, kesinlikle hiçbir hata olmaz” diyerek makineyi uzun bir süre övünce bizimki sinirlenmiş ve “Hadi bunu bulsun da göriyim” diyerek hanımının, kızının ve de arabasının motor yağını karıştırarak tahlile vermiş.
Tahlil sonucunu ise yetkili açıklamış: “Karınızın durumu iyi, kızınız hamile, arabanızın ise yağının değiştirilmesi gerekiyor”
SAVAŞ GEMİSİ
Karşıda bir ışık görünmüş ve hemen uyarı yapılmış gemiden:
“Lütfen rotanızı değiştirin.!”
Karşıdaki ışık;
“Asıl siz rotanızı değiştirin!”
“Eğer yolumuzdan çekilmezseniz, toplarımızı hazırlıyoruz!”
“Bizi rotamızı değiştiremeyiz. Çünkü burası bir deniz feneri...”
CAMCI
Camcının teki bir eve cam takmaya gitmiş. Kapıyı açan kadına:
“Merhaba ben camcıyım kırılan pencerenizi değiştireceğim” demiş.
Kadın da şaşkınlıkla içeri davet etmiş ve kırık camı göstermiş.
Aradan kısa bir zaman geçmiş.
Kapı çalmış.
Kadın gidip açtığında ne görsün!.
Biraz önce içeri aldığı camcı karşısında duruyor.
“Aaa! Sen biraz önce eve girmemiş miydin?” diye sormuş.
Camcı kızgın bir şekilde cevaplamış:
“Düştüm de!”
DİLENCİNİN REKLAMI
New York’ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci bir gün, bir şairin dikkatini çeker.
Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır.
Tabelada “Doğuştan körüm, yardım edin!” yazıyordu.
Şair, dilenciye “Günlük kazancının ne kadar olduğunu” sorar.
Dilencide “Sekiz dolar kadar” olduğunu söyler.
Bunun üzerine şair, dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek bir şeyler yazar; “Şimdi buraya senin kazancını arttıracak bir şeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin” der ve oradan ayrılır.
Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca dilenci;
“Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada kazancım ikiye katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?”
Bunu üzerine şair gülümser ve “Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım” der.
DİNLEME ONU
Adamın birinin yolda otomobili bozulmuş, dağ başında ortada kalmış.
Açmış motor kapağını, arızanın nerede olduğunu anlamaya çalışıyor, birdenbire arkasından bir ses gelmiş:
“Platine bak meme yapmıştır!”
Dönmüş bakmış bir eşek; Başka da kimseler yok, afallamış.
Şaşkın şaşkın bakarken eşek tekrarlamış:
“Aptal aptal suratıma bakacağına, platine bak diyorum sana, meme yapmıştır.”
Adam bir eşeğin konuşabileceğine akıl erdiremediğinden dehşete düşmüş ve kaçmaya başlamış...
Deliler gibi koşarken köylünün biri yolunu kesmiş:
“Hayrola hemşerim, peşine ayı mı düştü?”
“Ne ayısı yahu arabam bozuldu...”
“Eeee?”
“Bir eşek gelip konuştu.”
“Ne dedi?”
“Arıza platindendir, platin meme yapmıştır, dedi.”
Köylü başını sallayarak:
“Dinleme sen onun lafını... O, otomobil motorundan değil, traktör motorundan anlar! Ukalalık yapmış!”
SANDIK
Şehrin birinde yaşayan halk, Valinin elinden kurtulmak için padişaha haber yollamışlar:
“Aman padişahım, bizi bu adamın elinden kurtar, hepimizi soyup soğana çevirdi, rüşvetinden el aman, gözü doymuyor...”
Haber İstanbul'a gidinceye kadar vali tarafından duyulmuş ve şehrin ileri gelenleri vali konağına davet edilmiş...
Herkes telaş içinde “Yine ne isteyecek?” diye konağa gelmiş.
Ama korktukları başlarına gelmemiş.
Vali herkese ikram üzerine ikram, iltifat üzerine iltifat etmiş, sonra sofraya oturmuşlar, yemişler içmişler, kahveler gelince vali uşaklarına emretmiş:
“Şu sandığı getirin...”
Sandık gelmiş, kapağı açılmış, içi altın, gümüş, pırlanta gibi değerli şeylerle dolu.
Vali sandığı işaret ederek:
“Bakın ağalar, beyler! Şu sandığın dolmasına bir karış kaldı. Sandık doldu mu benim işim tamam! Ama ben gidersem yerime gelecek olan vali boş sandıkla gelecek, haberiniz olsun, benden söylemesi!”
12 DÜĞME
Padişaha Hindistan'dan nadide bir kumaş gelmiş.
Padişah terzibaşını çağırmış:
“Bak”, demiş, “bugün çarşamba, cumaya kadar 12 düğmeli bir kaftan dikeceksin. Ama düğmeleri altından olacak. Altınları da kalıba dökerek sen yapacaksın...”
Terzibaşı:
“Ama...” diyecek olmuş.
Padişah kükremiş: “Aması...! Kellen...!”
Terzi çaresiz evine çekilmiş.
Eli ayağı titriyormuş.
Karısı teselli etmiş:
“Bak kocacığım, sen şu işe bir başla, gerisi Allah kerim...”
Terzi, önce düğmelerden başlamış.
Altın düğme dökmek için önce çivi dökmek, sonra da bunu büküp yuvarlatmak gerekiyormuş.
Terzi cuma günü şafak sökerken binbir zahmetle ancak çivileri dökebilmiş.
Düğme haline getirmeye çalışıyorken kapı çalmış.
Terzi korkudan kireç gibi bir yüz ve titreyen bacakları ile kapıyı açmış:
Karşısında üç zaptiye varmış:
“Padişah hazretleri dün gece hakkın rahmetine kavuştular. Tabut için altın çivi lazım. Sen çivileri hazırla...”
DOĞRUYSA
Adamın biri, köyden panayıra satmak için bir inek götürmüş, tellala vermiş...
Tellal ineğin yularından tutmuş, başlamış dolanmaya, hem dolanıyor, hem bağırıyor:
“Bu inek soyludur, bu inek boyludur, cinstir, altmış okka süt verir, altı aylık gebedir!...”
Köylü tellalın yanına yanaşmış, kulağına eğilmiş:
“Bana bak! Dediklerin doğruysa, ben bu ineği satmaktan vazgeçtim...”