ELEKTRİKLİ SANDALYE
Amerikalı bir hükümet yetkilisi Şili'deki darbenin hemen sonrasında ülke hapishanelerini incelemek için Şili'ye gitmiş.
Herhangi bir hapishanede bir süre inceleme yapan yetkili infaz yerlerini merak etmiş ve hep birlikte hapishanenin mahzenine inmişler.
İner inmez çığlıklar duyan misafir yetkili görevlilere bunun nedenini sormuş. Görevliler de ölüm cezalarını uyguladıklarını söylemiş.
Amerikalı yetkili, kendi ülkelerinde elektrikli sandalye kullandıklarını, bu konuyu daha kolay hallettiklerini söylemiş, aynı uygulamayı yapabileceklerini uyarıcı bir dille ifade etmiş.
Hapishane görevlisi demiş ki;
“Efendim, biz de zaten elektrik kullanıyoruz ama elektrikler kesik olduğu için şimdilik mumla idare ediyoruz.”
GEÇ KARŞIYA
Dağıstanlılar kavga etmeyi çok severlermiş.
Bir gün Rus’un biri, Dağıstanlının arabasına çarpar.
İçinden 3 Dağıstanlı çıkar ve adama:
"Kavga edecez" der.
Rus: "Abi affet özür diliyorum"
"Yok biz kavga edecez"
"Abi polis çağıralım hata kiminse ödesin"
"Yok kavga edecez"
"Tamam abi ben sizin hasarı ödiyim kavga etmeyelim"
"Yok baba biz kavga edecez"
"Abi ben sizin hasarı ödiyim alın araba da sizin olsun"
-"Mümkün değil kavga edecez"
"Abi tamam ama böyle kavga olur mu, 3 e 1 size yakışmaz "
Dağıstanlı lideri bir müddet düşünür ve yanındaki arkadaşına döner:
"Geç lan karşıya kavga edecez.."
MONİCA
Beyazsaray'daki Oval büro.
Bill çalışıyor.
Monica onu seyrediyor.
Bu sırada telefon uzun uzun çalar ama Monica hiç oralı olmaz.
Sinirlenen Bill:
“Telefona niçin bakmıyorsun?” diye sorunca Monika saf saf cevaplar;
“Neden bakacakmışım ki... Nasıl olsa her seferinde seni arıyorlar!”
ÇOK GİZLİ
1973’teki Arap-İsrail savaşı sırasında, Mısırlı yöneticiler; “Kapalı kapılar ardında” aldıkları tüm kararların İsrail tarafından hemen öğrenilmesinden şikâyetçiler...
Bir gün başbakan, bakanlar kurulunu toplamış ve:
“Beyler, çantalarınızı burada bırakın, toplantıyı bir başka salonda yapacağız.”
Gizli bir başka salona geçilmiş ve toplantı saatlerce sürmüş.
Hükümet üyelerinden birisi tuvalete gitmek için izin istemiş.
Başbakan; “Toplantı bitmeden, kimse bu salondan çıkmayacak!”
Bakan; “Ama efendim, bu durumda ben ne yapacağım?”
Başbakan gürlemiş;
“Sen de altına yap be adam!.. Bugün kimse çıkmayacak ve burada alınan kararlar dışarı sızmayacak!..”
Boynunu büken bakan, yerine oturmuş.
Bir süre sonra, toplantı salonunun kapısı çalınmış.
Bakmışlar, tuvalete izin alamayan bakanın eşi, elinde bir paketle bekliyor.
Bakan eşinin niye geldiğini sorunca, kadın;
“Ayol duymadınız mı? İsrail radyosu 1 saattir toplantıdan canlı yayın yapıyor... Sana temiz çamaşır getirdim.”
KİM ONLAR?
Suriye’de bir genel seçimin ardından bakanlardan biri sevinçle Devlet Başkanı Hafız Esad’ın huzuruna çıkar ve “Çok iyi haberlerim var başkanım” diye başlar;
“Son genel seçimlerde halkın yüzde 98,6’sının oyunu aldınız. Seçime katılanların sadece yüzde 1,4’ü size oy vermemiş. Başka ne isteyebilirsiniz ki?”
Esad gülümseyerek cevap verir:
“Tabii ki o yüzde 1,4’ün isim listesini”
DOMUZ MESELESİ
Pakistan diktatörü rahmetli Ziya Ül Hak bir gün Almanya’ya bir ziyarette bulunur.
Önemli bir görüşmeye yetişmeye çalıştığı sırada içinde bulunduğu araba bir domuzu ezer.
Ancak konvoy yoluna devam eder.
Görüşme gerçekleştikten sonra şoförü Ziya Ül Hak’ın yanına gider ve ezdikleri domuzun sahibini ziyaret ederek ona parasını vermek istediğini söyler.
Ziya Ül Hak “Tamam” der ve şoförü gönderir.
Bir süre sonra şoför kucağında bir sürü hediye cebinde de bir tomar parayla döner.
Ziya Ül Hak merakla bu hediyeler ve paranın nerden geldiğini sorar.
Şoför domuzunu öldürdüğü çiftliğin sahibinin tüm bu hediyeleri verdiğini söyler.
Ziya Ül Hak şaşırır: “Ne dedin ki o adamlara?” diye sorar.
Şoför cevabı yapıştırır: “Valla ben de anlamadım. Kapılarını çaldım. ‘Merhaba ben Ziya Ül Hak’ın şoförüyüm’ dedim ve ekledim; ‘Domuzu öldürdüm’ dedim.”
O DA NE?
Doğu bloğu döneminde Sovyetler Birliği ve etkisindeki ülkelerde protesto gösterileri yasaktı.
Bu fıkra da bunu eleştirir:
Bir gün bir Fransız, Polonyalı ve Rus üç köpek karşılaşır.
Kendi ülkelerindeki durumları konuşurlar.
Fransız köpek der ki “Benim ülkemde eğer açsan havlarsın. Yeterince havlarsan da birileri sana et verir.”
Polonyalı köpek şaşırır: “Et nedir?”
Rus köpek daha da şaşırır: “Havlamak mı? O da ne?”
SİNEKLER!
Diktatörün teki bir gün bir çiftlikte konuşma yapacaktır.
Bütün ekipman kurulur, diktatör halkın karşısına dikilir ama kafasının etrafında bir sürü kocaman sinek uçmaktadır.
Diktatör çok kızar.
Çiftliğin sahibine seslenir: “Bu sinekler niye benim kafamın üstünde uçuyor”.
Çiftlik sahibi mahcup bir ifadeyle “Efendim” der “Onlar genelde eşeğin arka tarafında uçuşan sineklerdir.”
Diktatör bu cevap üzerine küplere biner. “Kimsin sen!” diye bağırır; “Sen bana eşeğin arkası mı diyorsun?”
Çiftçi korkarak cevap verir “Asla efendim. Ben hiçbir zaman size eşşeğin arkası demem” der… Sonra ekler: “Ama işte sinekleri buna inandırmak kolay olmuyor…”
BIRAK!
ABD Başkanı bir gün bir ilkokula gider.
Konuşması sırasında öğrencilerden tamamen sessiz olmalarını ister.
Önce ellerini birbirine vurur.
Sonra bekler.
Bir süre sonra yine birbirine vurur.
Yine bekler.
Sonra yine vurur ve öğrencilere dönerek der ki: “Çocuklar ellerimi her birbirine vurduğumda dünyada bir çocuk uğradığı şiddet sonucu ölüyor.”
Dinleyiciler arasında bulunan bir çocuk ayağa fırlar ve dehşet içinde bağırır: “O zaman alkışlamayı bırak aptal!”
KAHVEHANE
Temel ile Dursun bir gün kahveye gitmişler.
Kahveci çırağından kahve istemişler.
Fakat Temel orta şekerli, Dursun ise bol şekerli istemiş.
Bir müddet sonra kahveleri getiren çırak, çok şekerli kahveyi Temel’e orta şekerliyi ise Dursun’a vermiş.
Yaptığı yanlışlığın farkına varan çırak hemen özür dileyerek;
“Kusura bakmayın, ben size kahveleri verirken şaşırdım” demiş.
Bunun üzerine Temel ile Dursun sandalyelerinden kalkmışlar ve yer değiştirmişler.
Buna bir anlam veremeyen çırak demiş ki;
“Niye yerleri değiştiniz ki, kahveleri değişseydiniz ya…”
Bu laf üzerine Temel ile Dursun kalkarak gitmeye yeltenmişler.
Çırak hayretle;
“Yahu nereye gidiyorsunuz?” diye sorunca
Temel; “Uşağum senin de bir dedin bir dediğini tutmuyor ki. ‘Kahveleri değiş’ demedin mi? Biz de karşıdaki kahveye gidiyoruz işte…”
ÖYLE DİYORLAR
Orman şefliği “Ağaç kesecek eleman aranıyor” diye gazeteye ilan vermiş.
Ertesi gün sıska, yaşlı ve minicik bir adam müracaat edince şef, adamın tipine bakıp “Olmaz bu...” diyerek reddetmiş.
“Bir dakika... Benim adım Temel… Henüz 72 yaşındayım.. Lütfen bana bir şans verin ve neler yapabileceğimi görün..!”
Orman Şefi Temel'i başından savmak için
“Tamam… Tamam… Şu karşıdaki dev meşe ağacını görüyor musun? Baltanı al ve onu kes...!”
Şef arkasını dönüp odasına gidemeden dev ağacın yere düşüş kütürtüsü ile birden arkasını dönmüş bir de ne görsün?
Bizim Temel omzunda baltası ile tam karşısında gülümsemekte...
Şef şaşkınlıkla;
“N... Nasıl yapabildin bunu bu kadar kısa sürede?...”
“Uzun süre 'Büyük Sahra Ormanı'nda çalıştım…”
“Büyük Sahra Çölü demek istedin herhalde?”
Temel gülümsemiş;
“Aa, evet... Şimdi artık oraya böyle diyorlar...!”
PURO
Bu memlekete hizmet ettiğini sanan bir siyasetçi ölmüş. Karısı bir medyuma giderek ruhunu çağırıp konuşmak istemiş.
Medyum; “Ey ruh, geldinse masaya 3 kez vur.” Masadan ses gelmiş, “tak, tak, tak...”
Medyum ürpertiyle sormuş,
“Ey ruh, bizden bir dileğin var mı?”
Ruh “Varsa bir puro verin.”
Puroyu vermişler, siyasetçinin ruhu çekip gitmiş.
“Ayy!..” demiş kadın heyecanla, “Cennet’te misin diye soramadan gitti!”
Medyum kafasını kaldırmış üzgün bir şekilde:
“Valla hanımefendi, kocanız puronun yanına ateş istemediğine göre pek cennette değil galiba!...”
BERABER OLMAK
Kadının biri, bilmeden sahtekâr bir hocaya gitmiş ve sormuş.
Kadın: “Hocam” demiş. “…ben bir doktorla beraber oldum bunun Cehennem’de cezası ne kadardır?”
Hoca: “1 hafta yanarsın” demiş
Kadın: “Hocam mühendisle beraberde oldum bunun cezası aynı mıdır?”
Hoca: “O zaman cezan ikiye katlanır, cezan 2 hafta Cehennem olur”
Kadın: “Peki hocam kızmazsanız son bir soru soracağım”
Hoca: “Sor” demiş
Kadın: “Ben bir hoca ile beraber olsam bunun cezası var mıdır?” deyince, hocanın gözleri parlamış, kadına çapkın bir bakış atmış ve:
“Seni uyanıkkkk seniiii, Cennet’e gitmek istiyoonnn dimiiii”
NEDEN CEHENNEM?
Bir gün padişah Nasreddin Hoca’ya sormuş.
“Hocam ben ölünce Cennet’e mi gideceğim yoksa cehenneme mi, söyle bakayım?” demiş.
Hoca padişahtan korkmadan:
“Cehennem’e gidersiniz padişahım?” demiş.
Padişahın sinirden sakalları titremiş.
Bu durumu gören Hoca:
“Kızmayın padişahım ben aslında size ‘Cennet’e gidersiniz’ diyecektim fakat sizin cellatlarınızın kılıçlarıyla ölen suçsuz kişilerden Cennet dolup taşmış. Bu yüzden ‘Cennet’e sığmazsınız’ diye Cehennem’e gidersiniz dedim” demiş.
CUMA GÜNÜ
Ölen politikacının adamın oğlu camide hocanın yanına giderek;
“Hoca efendi; babam cuma günü öldü, bunun için Cennet’e gider değil mi?” diye sormuş.
Hoca efendi de bunun üzerine biraz düşünüp;
“Senin baban hatırladığım kadarıyla içki içiyordu değil mi?” diye sormuş.
Oğul ; “Evet ama cuma günü öldüğü için Cennet’e gider değil mi?”
Hoca; “Zina da yapıyordu sanırım?”
Oğul; “Evet ama cuma günü ölmüştü ya hocam!”
Hoca; “Kul hakkı yiyip insanlara kötü davranıyordu değil mi?”
Oğul; “Evet ama hocam Cuma günü öldü yaa!”
Hoca iyice sinirlenmiş;
“Haklısın yavrum, cumanın hatırına o gün babana dokunmazlar ama diğer 6 gün anasını bellerler...”
YUNUS BALIĞI
Sürekli olarak din tüccarlığı yapan muhafazakâr bir partinin milletvekili oğluna sormuş;
“Oğlum söyle bakalım, Yunus peygamberi hangi balık ölümden kurtarmıştır?”
“Yunus balığı babacığım…”
Dedikten sonra merakla babasına sormuş;
“Baba, peki Yunus Peygamber durumundan memnun mudur sence?”
“Bilmem, bunu ona kendin sormalısın”
Çocuk derin bir nefes almış;
“Peki, o zaman Cennet’e gidince sorarım”
Babası muzip bir tavırla;
“Peki ya o Cehennemdeyse ?”
Çocuk biraz düşündükten sonra cevap verir;
“O zaman sen sorarsın.”
GELİŞME VAR
Yeni mezun bir doğum doktoru, kasabada muayenehane açmış.
Birkaç gün sonra biri gelmiş, onu doğuma çağırmış.
Ertesi gün eve dönen doktoru, karısı merakla karşılamış:
“Nasıl oldu?”
“Ah sorma, iyi değil. Çocuk ters geliyordu. Forsepsle almak zorunda kaldım. Fakat bir türlü çıkmadı, parçalandı. Bir saat sonra da annesi öldü.”
“Vah vah, zavallı baba kim bilir ne kadar perişandır?”
“O da öldü.”
“Anlayamadım, nasıl o da öldü?
“Forsepse dayanmış, bütün gücümle çekiyordum. Çocuğun bacağı kopunca bütün ağırlığımla arkaya düştüm. Adamcağız arkada duruyormuş. Başı duvara çarptı, beyin kanamasından öldü.”
Bir hafta sonra doktoru yine doğuma çağırmışlar. Geç saatte yorgun argın dönünce, karısı sormuş:
“Doğum nasıl oldu?”
Doktor sevinçle cevap vermiş:
“Gelişme var karıcığım. Bugün babayı kurtardım!”