SÖZLER
“Ayrılıktan daha acı ne olabilir ki?” dedi kız. “Şarj aletinin ucu koptuğu için gece vakti şarj aleti aramak”, dedi oğlan sustu, sustular…
Sigara paketinin üstüne bizim sınıfın resmi konulup üstüne “Sigara içerseniz çocuklarınız böyle olur” deseler tüm Türkiye sigarayı bırakır yemin ediyorum.
Şeytanlı filmlerden anladığım kadarıyla, “Eve şeytan girmesi için evin dubleks olması gerekiyor.” İçim rahat, çayımı yudumluyorum.
Sana bir şey söyleyeyim mi? “Bir daha beni rahatsız etme. Benim pisliklerle işim olmaz. Allah kahretsin seni. Hayatımı mahvettin alçak sigara.”
Tanrıdan bir “Çiçek” istedim, o bana bir “Bahçe” verdi.
Tanrıdan bir “Ağaç” istedim, o bana bir “Orman” verdi.
Tanrıdan bir “Salak” istedim “Senin numaranı” verdi.
Sabah uyandığımda alarmın çalmasına daha 2 saat vardı…
Sevinçten uyuyamadım…
Eleman pantolona 200 lira deyince “Adam mı kazıklıyonuz lan siz?” dedim.
Tezgahtar; “Yoo” dedi.
“İyi o zaman dedim” aldım.
Sormak lazım, durup dururken kazıklanmak istemem.
Aldığımız çeyrek altını kutusunda rahat ettirebilmek için kutunun altına sünger koyan bir milletiz.
Camına “Arabada bebek var!” stickeri yapıştıran şahsiyet, ışıklarda bebeğe çeyrek altın mı takalım, ninni mi söyleyelim, ne istiyorsun söyle?
Klavyedeki “Delete” tuşuna parfüm sıktım, kokulu silgim oldu.
Eski sevgililerimin hepsine 14 Şubat’ta kandil mesajı atacağım…
“Aşka gelmediler bari imana gelsinler.”
Çakmak doğada 300 yılda, arkadaşlarımın yanında nedense 10 dakikada kayboluyor.
HEDİYE
Üç zengin Yahudi kardeş annelerine doğum gününde birer hediye almaya karar vermişler.
Hediyelerini yolladıktan sonra aralarında sohbet etmeye başlamışlar.
Birincisi demiş ki;
“Ben anneme kocaman bir ev aldım.”
İkincisi;
“Ben bir limuzin aldım ve bir de şoför tutum.”
Üçüncüsü;
“Benim hediyem hepinizinkinden güzel. Annemin Tevrat’ı okumayı ne kadar sevdiğini ve gözleri iyi görmediği için artık eskisi gibi okuyamadığını biliyorsunuz.
Ona bütün Tevrat’ı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim.
Onu eğitmek için 12 Haham 12 yıl boyunca uğraşarak Tevrat’ı ezberletmişler.
Bu papağan için havraya 20 yıl boyunca 1 milyon dolar bağışlayacağım ama buna değer.
Annem sadece bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak.”
Öbür kardeşler “Biz niye bunu düşünemedik” diye hayıflanmışlar ve kıskanmışlarsa da bir şey dememişler.
Hediyeleri aldıktan kısa bir süre sonra anneleri, üçüne de birer teşekkür mektubu yazmış.
Birinciye;
“Abraham, bu ev bana çok büyük geliyor. Tek bir odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum.”
İkinciye;
“Mişon, yolculuk etmek için çok yaşlıyım, arabayı hiç kullanmıyorum ve şoför çok kaba.”
Üçüncüye;
“Solomoncuğum, annesini mutlu etmeyi bilen tek evladım sensin. Her şeyin büyük maddi hediyeler olmadığını gösterdin. Gönderdiğin tavuk çok lezzetliydi. Teşekkür ederim!...”
UYMUYOR
Bir gün karımla yaşam ve ölümden bahsediyorduk.
Ona dedim ki: “Beni günün birinde yaşam ünitesine bağlı, suni solunumla yaşayan, kolunda serumla hayatta kalmaya çalışan bir durumda görürsen hiç düşünmeden bütün fişleri çekip şalteri kapatabilirsin… Bu şekilde suni bir hayata bağlı yaşamaktansa ölmeyi tercih ederim.”
Karım bana hemen cevap vermedi.
Gayet sakince kalkıp kablolu televizyonun kablosunu çıkarttı, sonra dvd’yi kapadı, bilgisayarın, iPod’un ve Xbox’un bağlantılarını kesti, cep telefonunun pilini çıkarttı, sonra da bara gidip bütün içkilerimi musluğa dökmeye başladı.
İşte o zaman kadınların düşünce dalgalarının bizimkine hiç uymadığını anladım.
KOCA!
Bir kadın psikiyatriste gider ve şöyle demiş:
“Evlenmek istemiyorum. Eğitimli, bağımsız ve kendime yeterli biri olarak yetiştim. Bir kocaya ihtiyacım yok. Ama ailem evlenmemi istiyor, ne yapayım?”
Psikiyatrist cevap vermiş:
“Sen şüphesiz hayatta harika şeyler elde edeceksin. Ama kaçınılmaz şekilde bir şeyler istediğin gibi olmayacak. Bir şeyler ters gidecek. Bazen başarısız olacaksın. Bazen planların işe yaramayacak. Bazen dileklerin yerine gelmeyecek. O zaman kimi suçlayacaksın? Kendini mi?”
Kadın telaşla bağırmış: “Hayııır!!!”
Psikiyatrist gayet ikna edici bir tavırla konuşmuş: “Tamam… İşte bu yüzden bir kocaya ihtiyacın var!”
ARKADAŞ!
Temel eve aniden gelmiş.
Fadime’yi yatakta İdris’le görünce çekmiş silahını ve İdris’i vurmuş
Fadime’ye dönerek, sormuş.
“Ne diyeceksin bakalım?”
Fadime: “Temelciğim, böyle olur olmaz saatlerde eve gelip böyle davranırsan, yakında hiç arkadaşın kalmayacak haberin olsun!..”
NEDEN EV?
Kadın: “Neden eve erken geldin?”
Kocası: “Patron, Cehenneme git dedi…”
SONRA?
Genç kadın falcıya gitmiş.
Falcı suya bakmış, bakmış ve mistik bir sesle konuşmuş:
“50 yaşına kadar parasız ve mutsuz olacaksınız…”
Kadın sesini oldukça kısarak sormuş:
“Sonra ne olacak?”
Gözlerini kadının gözlerine dikip cevaplamış falcı:
“Alışacaksınız”
YEMEK
Yaşlı rahibe manastırın yanında başlayan inşaatta, işçilerin sabahtan akşama birbirlerine çirkin sözler, küfürlerle bağırdıklarını görünce, onlara biraz nasihat etmeye karar verdi…
Ertesi gün öğle paydosu sırasında yemeğini manastırda yemedi ve bir piknik sepetine koydu.
İşçilerle oturup biraz konuşacaktı.
Elinde piknik sepetiyle inşaata geldi ve işçilerin yanına giderek sordu:
“Çocuklar siz İsa’yı tanıyor musunuz?”
İşçiler şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Kimseden ses çıkmayınca, biri yukarıda çalışanlara bağırdı;
“Hey!... Orada İsa’yı tanıyan var mı?”
Yukardan cevap geldi:
“Yok… Niye sordun ki?”
“Annesi burada da… Yemeğini getirmiş!”
AYI
Peder Francis, Haham Salamon ve Oflu Hoca orman kenarında pikniğe gitmişler.
Laf lafı açınca, “Kim işinin en iyisi?” konusuna gelmiş…
Bakmışlar ki, övünmekle çözülmüyor... “Herkes denesin!” demişler.
Hemen yanda bir orman var.
O ormana gidecekler, bir ayı bulacaklar ve onu inançlarına davet edecekler.
Bir süre sonra da, gene aynı yerde buluşup sonucu anlatacaklar.
Sonunda toplanmışlar.
Peder anlatmaya başlamış:
“Bir ayı buldum. Ona en güzel ilahileri söylemeye başladım. Öyle duygulandı ki, şimdi her hafta ayine geliyor.”
Haham başlamış söze:
“Ben de bir ayı buldum. Açtım kitabımı... Ona Musa’nın Kızıldeniz’i geçişini anlatmaya başladım. Öyle heyecanlandı ki, öyle duygulandı ki, hemen ayaklarıma kapandı. Bize katıldı.”
Sessizlik olunca Peder ve Haham, kırık kolu askıda, bir gözü mosmor, boynunda koca bir boyunluk ve çok fena hırpalanmış bir hali olan Oflu Hocaya bakmışlar.
Hoca demiş ki:
“Nerede hata yaptığımı düşünüyorum da… İşe sünnetle başlamasaydım iyiydi…”
GORİL
Adamın biri bir sabah kalkar ve evinin çatısında bir goril görür.
Ne yapacağını bilmez ve eve girip telefonun başına geçer.
Rehberi karıştırınca bir ilan görür.
İlan şöyledir:
“Gorilleriniz itina ile yakalanır!”
Adam telefon eder ve goril avcısı yarım saat içinde gelir.
Araç panelvan tipinde bir kamyonettir.
İçinden orta yaşlı bir adam ve bir Pitbull iner.
Adam elinde bir beyzbol sopası, bir ip merdiveni ve bir de çifte taşımaktadır.
Ev sahibi sorar:
“Nasıl yakalayacaksın onu?”
Adam cevaplar:
“Çok basit, önce merdivenle çatıya çıkacağım, beyzbol sopasıyla gorile vurup onu çatıdan düşüreceğim. Köpek özel eğitilmiştir, hemen gorilin bacağını ısırır ve ben inip onu araca kapatana kadar gitmesine izin vermez.”
Derken adam çifteyi ev sahibine bırakarak yukarı çıkmaya başlar.
Ev sahibi merakla sorar adama:
“İyi de ben bu silahla ne yapacağım?”
Adam:
“Eğer işler ters gider de goril beni çatıdan atarsa, köpeği hemen vur.”
UÇABİLİR
Ufak tefek yaşlı bir kadın iki plastik torba taşıyarak caddede yürüyormuş.
Torbalardan biri delinmiş ve 20 dolarlıklar uçuşmaya başlamış.
Polisin biri kadını durdurup;
“Hanımefendi torbadan paralarınız dökülüyor” demiş.
“Kahretsin!” demiş kadın.
“Uyardığınız için sağ olun. Ben şimdi dönüp toplarım onları.”
“Bir durun bakalım! O kadar para nereden geliyor? Çaldınız mı yoksa?”
“Yok canım!” demiş kadın, “Benim bahçe stadyum parkına bakıyor.
Orada arada sırada araçlarda parti veriyorlar. O partilerden çıkan adamlar çoğunlukla benim çiçek tarlalarımı tuvalet olarak kullanıyor. Ben de elektrikli kesiciyle çalıların arkasında bekliyorum. Onlar işlerini görmeye hazırlandığı anda benim kesiciyi çalıştırıp; ‘Ya 20 dolar verirsin ya da senin ki uçar gider!’ diyorum.”
“Vay be!” demiş polis gülerek, “İyi fikirmiş. Peki öbür torbada ne var?”
Yaşlı hanım cevap vermiş;
“Eee… Hepsi ödemiyor tabii.”
DOKTOR
Kadının beşinci kocası ağır hastalanmış.
Adam korkunç ağrılar içinde kıvranırken kadın telaşla yerinden fırlamış:
“Hemen gidip Doktor Richmont’u çağırayım!”
Kocası:
“İyi bir doktor olduğundan emin misin?”
Kadın:
“Emin olmaz olur muyum?” demiş. “Ölen 4 kocamı da aynı doktor tedavi etmişti!…”
SÜPERMEN
Adamcağız hayli alkollü ve de bitkin üstelik sabaha karşı eve gelir.
Karısı son derece zinde, duruma kesinlikle hakim vaziyette o saate dek beklediği kocasını sorgulamaya başlar.
“Söyle bakalım Süpermen!. Neler yaptın bu akşam?”
“Valla karıcım, patronla beraber müşterileri yemeğe çıkarttık.”
“Eeee, sonra ne yaptınız Süpermen?”
“Müşterileri bir gece kulübüne götürdük. Striptizciler vardı… Ben sadece seyrettim.”
“Yani sen kimseyi masaya falan çağırmadın, sonra yaramazlık filan yapmadın değil mi, Süpermen?”
“Yapmadım tabii… Tamam da sen niye bana durmadan Süpermen deyip duruyorsun?”
“Valla, ben donunu pantolonunun üstüne giyen bir seni, bir de Süpermen’i gördüm de ondan!”
TRAFİK KAZASI
Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpışırlar.
İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur.
Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp;
“Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir” der.
Müthiş heyecanlanan adam;
“Evet, galiba haklısın” diye cevap verir şaşkınlıkla.
Kadın; “Bak arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarabım sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız” diye devam eder ve şarap şişesini adama uzatır.
Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir.
Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzatır.
Bunun üzerine adam sorar;
“Sen içmeyecek misin?” diye sorar.
Kadın cevap verir;
“Hayır, ben polisi bekleyeceğim.”