Sessizce yaklaşan uçurum bu kez sirenler çalmayabilir.

Bu kez;

Gazeteler “Savaş Başladı” manşeti atamayabilir.

Bu kez;

Tanklar sınırdan geçmeden de her şey bitebilir.

Çünkü içinde yaşadığımız çağda savaş, gürültüyle değil, sessizlikle gelecek…

Ve belki de en korkutucu olan tam olarak budur.

İnsanlık hiç bu kadar tehlikeye yakın olmamıştı

Soğuk Savaş yıllarında dünya, en azından korktuğunu biliyordu.

Nükleer sığınaklar yapılıyor, çocuklara “Tatbikat” öğretiliyordu.

Bugün ise:

Nükleer silah sayısı hâlâ dünyayı defalarca yok edecek düzeyde.

Büyük güçler açıkça savaş dili kullanıyor.

Küresel krizler aynı anda büyüyor:

Ukrayna, Orta Doğu, Tayvan, enerji, iklim, göç…

Ama sokakta hayat normal görünüyor.

Kahveler içiliyor.

Diziler izleniyor.

Borsalar konuşuluyor.

İşte asıl tehlike bu:

Felaket yaklaşırken her şeyin normal görünmesi.

ABD yalnızca askerî bir güç değil; küresel sistemin omurgası.

Dolar çökerse ticaret durur.

NATO çökerse güvenlik dengesi bozulur.

Teknoloji ağları koparsa modern hayat donar.

Bu yüzden Amerika’nın attığı her adım, yalnızca bir ülkeyi değil tüm gezegeni sarsar.

Fakat güç büyüdükçe bir risk de büyür:

Tarih boyunca imparatorlukları yıkan şey,

düşmanları değil, kendi hataları olmuştur.

Diğer büyük güçler neden geri adım atmıyor?

Çünkü artık mesele toprak değil.

Var olma meselesi.

Çin, yüzyılın lideri olmak istiyor.

Rusya, küçülmeyi reddediyor.

Avrupa, yok olmaktan korkuyor.

İngiltere, etkisini kaybetmemeye çalışıyor.

Bu psikoloji birleştiğinde ortaya çıkan şey şudur:

Hiç kimsenin kaybetmeyi kabul etmediği bir dünya.

Ve tarih bize şunu öğretir:

Kimsenin kaybetmek istemediği anlar, en büyük savaşların doğduğu anlardır.

Eğer zincir kırılırsa:

Bir füze.

Bir yanlış alarm.

Bir siber saldırının yanlış yorumlanması…

Dakikalar içinde:

Elektrik şebekeleri çöker.

Bankalar kapanır.

İnternet susar.

Şehirler karanlığa gömülür.

Ve eğer nükleer eşik aşılırsa…

Artık kazanan olmaz.

Sadece hayatta kalmaya çalışan gölgeler kalır.

Bilim insanları bunun adını koydu bile:

Nükleer kış.

Güneşsiz yıllar.

Açlık.

Çöküş.

Yani üçüncü dünya savaşı, öncekiler gibi bir harita değişimi değil…

Medeniyetin sonu olabilir.

En ürkütücü gerçek ise bütün bunlar olurken hiç kimse “Dünya savaşı başlatıyorum” diyecek oması.

Her şey:

Güvenlik

Savunma

Önlem

Caydırıcılık

Gibi kelimelerle başlar.

Tarih boyunca felaketler hep makul cümlelerle başlamıştır.

Peki, insanlar neden sessiz?

Çünkü modern çağın en güçlü silahı korku değil, alıştırmadır.

Sürekli kriz haberleri…

Sürekli gerginlik…

Sürekli tehdit…

Bir süre sonra zihin yorulur ve en tehlikeli cümleyi kurar:

“Bana bir şey olmaz.”

Oysa tarih tam tersini söyler:

Büyük yıkımlar, en güvende hissedilen zamanlarda gelir.

Asıl mesele savaş değil

Asıl mesele şu:

İnsanlık, elindeki yıkım gücünü yönetenlerin hatalarına ne kadar teslim olacak?

Çünkü üçüncü dünya savaşı çıkarsa cephede yalnız askerler ölmeyecek ki:

Evler…

Çocuklar…

Şehirler…

Gelecek…

Her şey risk altında.

Son uyarı şu:

Belki savaş hiç çıkmayacak.

Belki de tam şu anda, kimsenin fark etmediği bir zincirin son halkası örülüyor.

Bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var:

Bu çağın en büyük tehlikesi, tehlikenin fark edilmemesidir.

Ve bazen dünyayı değiştiren ilk adım,

bir füze değil; İnsanların gerçeği görmeye başlamasıdır.

3. DÜNYA SAVAŞI NASIL ÇIKACAK?

Yapay Zekâya sordum bir de:

Sence lll. Dünya savaşı nasıl çıkacak?

“Bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değil” diye başladı cümlesine.

“Ancak uluslararası ilişkiler literatüründe, küresel savaşların genellikle tek bir büyük kararla değil, zincirleme hatalar ve tırmanan krizler sonucu ortaya çıktığı kabul edilir.”

Sonra başladı anlatmaya:

Dolayısıyla “Nasıl çıkabilir?” sorusu, aslında olası senaryoları konuşmak demektir.

Aşağıda, uzmanların en çok üzerinde durduğu başlıca ihtimalleri net biçimde özetliyorum:

1. Yanlış hesaplanan bölgesel bir savaşın büyümesi

Tarihsel olarak en olası yol budur.

*Ukrayna benzeri bir cephede NATO ile *Rusya’nın doğrudan karşı karşıya gelmesi.

*Tayvan çevresinde ABD-Çin çatışmasının sıcak savaşa dönüşmesi.

*Orta Doğu’da büyük güçlerin aynı anda sahaya inmesi.

Başlangıçta “Sınırlı” görünen bir çatışma, ittifak mekanizmaları nedeniyle hızla küresel savaşa dönüşebilir.

I. Dünya Savaşı tam olarak böyle başlamıştı.

Soğuk Savaş’ta bu birkaç kez neredeyse yaşandı.

*Radar hatası,

*Siber saldırı nedeniyle yanlış veri,

*Komuta zincirinde panik,

*Dakikalar içinde verilen bir misilleme kararı,

Geri dönüşü olmayan zinciri başlatabilir.

Uzmanların en korktuğu senaryolardan biridir.

Çünkü niyet değil, hata belirleyici olur.

Büyük güçler arasında ekonomik savaşın askerî savaşa dönüşmesi başka bir olasılık.

Bugün zaten bu aşamadayız:

Ticaret savaşları,

Teknoloji ambargoları,

Enerji hatları üzerindeki mücadele,

Eğer taraflardan biri sistemin dışına itildiğini hissederse, ekonomik çatışma askerî seçeneğe kayabilir.

Tarih boyunca büyük savaşların çoğu güç dengesi değişirken çıkmıştır.

İç kriz yaşayan bir güç, dış savaşa yönelebilir.

Bu da klasik bir modeldir.

Derin bir ekonomik çöküş,

Siyasi meşruiyet krizi,

Toplumsal huzursuzluk,

Yaşayan yönetimler bazen dikkati dış düşmana çevirerek savaşı tırmandırabilir.

Bu, tarih boyunca defalarca görülmüş bir davranıştır.

Kontrolsüz teknolojik bir çatışma (siber-uzay-yapay zekâ) savaşa sebep olabilir. Yüzyılımızın en büyük, en yeni riski buradadır zaten.

Elektrik şebekelerini çökerten siber saldırı

Uyduların vurulması,

Otonom silahların yanlış hedef seçmesi,

Bunlar klasik savaş ilanı olmadan bile fiilî dünya savaşını başlatabilir.

Peki en olası yol hangisi?

Uluslararası güvenlik analizlerinde ortak görüş şu:

“III. Dünya Savaşı çıkarsa büyük ihtimalle ani bir ‘İlan’ ile değil, kontrolden çıkan bölgesel kriz+yanlış hesap birleşimiyle çıkar.”

Yani bir sabah uyanıp, “Dünya savaşı başladı” demeyebiliriz.

Ama bir noktada geriye bakıp; Zaten başlamış olduğunu fark edebiliriz.

Nükleer çağda büyük güçlerin hepsi şunu biliyor:

“Böyle bir savaşın gerçek kazananı olmaz.”

Bu bilgi, şu ana kadar savaşı engelleyen en güçlü caydırıcı oldu.

KÜRESEL SAVAŞ İHTİMALİ GERÇEKTEN YÜZDE KAÇ?

Soru şu:

“Küresel savaş ihtimali gerçekten yüzde kaç?”

Cevap:

“Kesin bir oran yoktur.”

Ancak farklı düşünce kuruluşlarının ve strateji enstitülerinin ortak eğilimi şöyle özetlenebilir:

Kısa vadede (5-10 yıl)

Küresel, doğrudan büyük güç savaşı ihtimali düşük görülür.

Nedeni: “Nükleer caydırıcılık ve ekonomik karşılıklı bağımlılık.”

Orta vadede (10-25 yıl)

Risk yavaş artan bir eğilim gösterir.

Çünkü güç dengesi değişiyor:

ABD göreli olarak zayıflarken, Çin yükseliyor.

Uzun vadede (25+ yıl)

Tarihsel modellere göre en tehlikeli dönemler, yükselen güç ile mevcut liderin eşitlendiği anlardır.

(Uluslararası ilişkilerde buna Thukydides Tuzağı denir.)

Özetle; akademik bakış şunu söyler:

Küresel savaş “Yakın ve kaçınılmaz” değil ama uzun vadede tamamen imkânsız da değil.

Hangi bölgeler en kritik kırılma noktası?

Uzmanların en çok izlediği üç hat var:

1. Tayvan-ABD-Çin hattı

Bugün en riskli senaryo olarak görülür.

Çünkü burada:

Süper güçler doğrudan karşı karşıya gelebilir.

Teknoloji, ticaret ve askerî prestij aynı noktada kesişiyor.

Bir kriz yanlış yönetilirse, zincirleme ittifak tepkileri doğabilir.

2. NATO-Rusya temas hattı

Ukrayna savaşı bu gerilimi zaten yükseltti.

Risk şurada:

Yanlışlıkla NATO toprağına sıçrayan saldırı, Karadeniz veya Baltık’ta doğrudan çatışma…

Böyle bir durumda ittifak maddeleri devreye girer ve kriz hızla büyüyebilir.

3. Orta Doğu’nun genişlemesi

Tek başına dünya savaşı çıkarmaz.

Ama büyük güçleri aynı sahaya çekerse risk artar.

Tarihsel olarak küresel savaşlar, çoğu zaman bölgesel düğümlerin birleşmesiyle doğmuştur.

En tehlikeli tetikleyici ne?

Güvenlik literatüründe şaşırtıcı bir sonuç var:

En büyük risk bilinçli saldırı değil, yanlış hesap.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI ÇIKARSA TÜRKİYE NE YAŞAR?

Coğrafyanın Kaderi

Haritaya bakın: Türkiye’nin bulunduğu yer, sıradan bir nokta değildir.

Üç kıtanın kesişimi…

Enerji yollarının düğümü…

Boğazların anahtarı…

NATO’nun sınırı…

Orta Doğu’nun eşiği…

Bu yüzden küresel bir savaş çıktığında Türkiye için soru şu olmaz:

“Etkilenir mi?”

Asıl soru şudur:

“Ne kadar derinden etkilenir?”

1. Coğrafi gerçek: Türkiye savaşın kenarında duramaz

Tarih boyunca büyük savaşlar bu bölgenin yanından geçmedi.

İçinden geçti.

I. Dünya Savaşı: Osmanlı cepheleri

II. Dünya Savaşı: Fiilen girmese de askerî seferberlik ve yoksulluk

Soğuk Savaş: NATO’nun ileri hattı…

Küresel bir çatışmada Türkiye’nin tamamen dışında kalması coğrafi olarak son derece zor.

Çünkü:

Karadeniz: Rusya hattı

Güney sınırı: Orta Doğu çatışmaları

Batı: NATO yükümlülükleri

Üç yön de aynı anda baskı oluşturabilir.

2. Askerî etkiler: Doğrudan cephe olmasa bile hedef olabilir.

Modern savaşta cephe çizgileri haritada değil, füze menzillerinde çizilir.

Türkiye açısından riskler:

NATO üyesi olması nedeniyle stratejik üslerin hedef hâline gelmesi

Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de deniz gerilimi,

Sınır bölgelerinde vekâlet çatışmalarının yayılması,

Yani savaş Türkiye topraklarında başlamasa bile, Türkiye savaşın matematiğine dâhil olur.

3. Ekonomik sarsıntı: Asıl darbe burada hissedilir.

Küresel savaşın ilk etkisi çoğu zaman bombalar değil, piyasalardır.

Muhtemel sonuçlar:

Enerji fiyatlarında sert artış,

Dış ticaret yollarının kesilmesi,

Turizmin durma noktasına gelmesi,

Döviz ve enflasyon baskısının büyümesi,

Modern dünyada ekonomik çöküş, bazen askerî yıkımdan daha kalıcı iz bırakır.

4. Göç ve insani baskı: Sessiz ama ağır dalga

Türkiye zaten dünyanın en büyük göç yüklerinden birini taşıyor.

Küresel bir savaşta:

Yeni mülteci akınları,

Sınır güvenliği baskısı,

Sosyal ve ekonomik gerilimler kaçınılmaz biçimde artar.

Bu, kurşunsuz ama derin bir iç sarsıntı yaratabilir.

5. Stratejik fırsat mı, büyük risk mi?

Tarih, bazen krizleri fırsata çeviren ülkeler gördü.

Ama bunun şartı şudur:

Denge siyaseti+güçlü ekonomi + toplumsal birlik.

Aksi hâlde savaşlar, coğrafyası kritik olan ülkeleri yükseltmez yorar.

6. En kritik mesele: Savaşın dışında kalabilmek

Türkiye için gerçek başarı, bir savaşı kazanmak değil; o savaşın yıkımından korunabilmek olur.

Bu da: Güçlü diplomasi, Ekonomik dayanıklılık, Toplumsal istikrar gerektirir.

Modern çağda en büyük zafer, bazen hiç savaşmamaktır.

Üçüncü Dünya Savaşı çıkarsa dünyada dengeler kesin değişir.

Ama bazı ülkeler vardır ki değişimi uzaktan izlemez, tam ortasında hisseder.

Türkiye işte o ülkelerden biridir.

Bu yüzden asıl soru hâlâ önümüzde duruyor: “Fırtına gelirse, hazır mıyız?”