Temel siyasete girmeye karar vermiş.
Bir partiden milletvekili seçilince her yerden tebrik-takdir yanında hediyeler de almış.
Bir üniversiteden de doktora payesi vermek istemişler.
Temel gayet memnun kabul etmiş.
Üniversitede güzel bir törenle doktora cübbesini giymiş.
Tören gecesi eve döndüğünde Fadime:
“Sen doktor oldun, ben de olmak istiyorum!” diye tutturmuş.
Temel: -“Hanım yapma, etme” demiş, dinletememiş.
Gitmiş üniversite rektörüne rica etmiş.
Rektör: -“Ne demek efendim, hanımınıza doktora payesi vermek bizim için bir şereftir!” demiş.
Hanımı da doktor olmuş.
Ancak eve döndüklerinde yine tutturmuş.
“Temel… Şimdi ikimiz de doktor olduk ancak, devamlı bindiğimiz atımızdan ben hicap duyuyorum. Her ikimiz de üstüne doktor sıfatıyla bineceğiz; o bundan neden mahrum olsun ki? Ona da doktora payesi alalım.”
Temel ne kadar “Olmaz” dese de hanımını ikna edememiş.
Tekrar rektöre gitmiş ve rica etmiş:
“Bizim hanım böyle böyle söylüyor, yapabilir miyiz?” diye.
Bunun üzerine rektör:
“Ne demek Temel bey; biz buradan nice eşeklere doktora veriyoruz, ata niye vermeyelim!..”
PİSLİK
Temel her gün evine trenle gidip gelmektedir.
Yine bir gün trende giderken karşısında oturan adamın biri, Temel’in gözünün içine bakar bakar “Pislikkk” der.
Temel şaşırır “Bana mı dedi” diye sağına soluna bakınır.
Adam yine “Pislikkk” der.
Temel yine şaşkınlık içinde sağa sola bakınır; “Sanırım bana diyor” diye düşünerek olay çıkmaması için ilk durakta iner ve olayı evde karısına: “Fadime bugün trende adamın biri bağa ‘pislik’ dedi” diyerek anlatır.
Fadime; -“Hadi ya bak terbiyesize!” diyerek geçiştirir.
Temel ertesi gün aynı adamla tekrar trende karşılaşır.
Adam bu sefer Temel’e bakarak şöyle der:
“Pislik…”
ECZANE
Temel ile Dursun gece bekçisiymiş.
Tam konservatoryumun önünden geçerlerken orada bir adamın cesedini görmüşler.
Temel hemen telsizi açmış durumu merkeze bildirecekken birden durmuş ve Dursun’a sormuş:
“Ula konservatoryum nasıl hecelenir?”
Dursun düşünmüş, taşınmış ve:
“Bilmiyorum…” deyince Temel;
“O zaman bu cesedi şuradaki eczanenin önüne çekelim...”
KARIŞTIRIRSIN
Adamın birisi arabayla Trabzon’da bir arkadaşının lokantasını arıyormuş.
“En iyisi bir adres sorayım” diye düşünüp yol kenarındaki bakkala girmiş.
“Pardon, Karadeniz Lokantası nerededir?”
“Uşağum, buradan dümdüz 50 km gideceksun. Sağdaki Shell benzinliğunu görünce bir U dönüşü yapıp, 15 km ceri geleceksun, sağ taraftadur.”
Adam şaşırmış.
“Peki buradan 35 km gidip sola dönsem daha iyi olmaz mı?”
Bakkal gülmüş:
“Kariştirursun...”
UYMADI AMA
İdris ile Dursun, kahvede ayrı masalarda hafif sıkkın oturuyorlar.
İdris sesleniyor:
“Ula Dursun bana ‘Ayran’ desena...” “Ayran!”
“Uyy, ben da senun karuna hayran!”
Fena halde bozulan Dursun, biraz sonra İdris’e seslenmiş;
“Bana ‘Gazoz’ desena...”
“Gazoz...”
“Uyy, ben da senun karini öptum...” İdris, dudak bükmüş:
“Bu söyledigunun kafiyesi yoktur...”
Dursun sözü bağlamış:
“Kafiyesi yoktur ama asli vardur!”
FARE ZEHİRİ
Eczacı Temel akşam saatlerinde Dursun’un kapısını çalmış:
“Ne oldu Temel, nedir telaşın?”
“Sorma be Dursun. Ben bugün sana ‘mide ilacı’ veriyorum diye yanlışlıkla ‘fare zehiri’ vermişim.”
“Eyvaaaah! Ne olacak şimdi?”
“Ne mi olacak? Beş milyon daha vereceksin!”
AV SEZONU
Çiftçilik yapan Temel ile Fadime yeni evlenmişler.
Tabi gündüzleri Temel tarlada çalışıyormuş.
Evleri bir tepenin üstünde çalıştığı tarla da tepeden aşağıda düzlükteymiş.
Tarlada çalışırken Temel’in Fadime’yi özlüyor ve eve koşmaya başlıyor.
Ama eve girene kadar derman kalmadığından mutluluk için çok zorluk çekiyormuş.
Bir gün şehre kasabaya inmiş.
Tanıdık bir doktor bunu görünce;
“Hayrola Bu ne surat” diye sormuş.
Temel de durumu olduğu gibi doktora aktarmış.
Doktor da; “Bunda üzülecek ne var? Niye sen kendini yoruyorsun. Av silahını tarlaya giderken yanına al. Fadime’yi özleyince 1 el ateş et. Fadime durumu anlasın ve senin yanına gelsin ve mutlu olun” diye nasihat etmiş.
Bu uygulama Temel’in çok hoşuna gitmiş. Başlamış bu taktiği uygulamaya.
İşler çok iyi.
Aradan bir zaman sonra Temel yine şehre alışverişe inmiş.
Aynı doktor bunu görünce sormuş;
“Nasıl? Verdiğim taktik işe yaradı mı?”
Temel; “Sorma doktor, baştan çok iyi idi. Fakat av mevsimi başladığından bu yana Fadime kötü yola düştü…”
TEMEL’İN MEKTUBU
Uy sevgili uşağum Dursun.
Allah’ın selamı üstüne olsun...
Mektubu çok yavaş yazayrum, çünküm pilurum, çabuk okuyamazsun!
Benden yana sual edersen, Allahuma pin şükür eyiyum, yeni bir iş puldum.
Emrimde yüze yakın adam var, hepisi da sessiz sedasuz, gendi hallerinde.
Ne iş pulduğumi soraysan söyleyeceğum da patlama, mezarluk bekçisi oldum.
Bacin Emine bir uşak doğuracak, daha erkek midur, kiz midur, belli teğul.
Haçan o yüzden sağa dayi mi oldin, teyze mi oldin söyleyemeyrum.
Temel emicen de tükan açtı, o da otuza aldigini yirmibeşe vereyi sürümden kazanaymiş oyle tedu.
Bizim köye findukçularun Temel’i muhtar seçtuk, akillu uşakdur da!
Geçen gün hepimizi zelzeleye karşi aşu etturdu.
Temel akilludur, hem de durusttur...
Geçenlerde bir taksinin şoforu köye varmış, muhtari arayi, meğer yolda bir tavuk ezmiş sahibini sorayimiş.
Muhtar Temel tavuğa bakmış, ‘Ha bu bizden teğildur, bizim köyde yassu tavuk yoktur’, demiş.
Senin küçüğün Memet çok akillu bir uşak çıktı.
Geçen gün tepeye varmış, elinde bir ip sallayup durayi.
Anan, ‘Uy uşağum ne edersun oraya?’ demiş.
O da ‘Hava turumuna bakayrum’ demiş. Çektum oni akşam karşuma, ‘Anlat de bakayum şu hava durumu işinu’ dedim.
Anlattu, meğer ip sallanunca havanun rüzgarlu olduğuni, ip islanunca da yağmur yağduğuni anlaymiş.
Çok akillu uşak vesselam.
Sen o yaşta böyle akillu degildun!
Yaa işte böyle usağum…
Memleçetten sağa pol pol havadis…
Yeni havadis olursa yine yazarum…
Baki Hüda’ya emanet ol.
Baban.
Not: Sağa para gönderecektum fekat, zarfı kapatmuş idum koyamadum…
GERİZEKALI
Temel hayatında ilk defa İstanbul’a gider orada burada dolaşırken gözüne bir petshop ilişir ve içeri girer.
Petshopta hayatında görmediği ve adını bile duymadığı renkli bir kuşa rastlar ve Petshop sahibine bunun ne olduğunu sorar...
Petshop sahibi papağanı ve özellikleri anlatır.
Bizim Temel bu kuşu almak istediğini ve köyüne götürüp herkese göstermek istediğini söyler ve fiyatını sorar.
Petshop sahibi yüksek bir rakam söyleyince Temel o kadar parası olmadığını ama kuşu gerçekten almak istediğini söyler.
Petshop sahibi Karadenizlileri çok sevdiğini bu nedenle ona papağan yerine onun üç yumurtasını vereceğini söyler...
Adam üç yumurtayı alıp köyüne sevinçle döner, aradan zaman geçer ve yumurtalardan bir serçe, bir kumru ve bir güvercin çıkar...
Temel çok sinirlenip İstanbul’un yolunu tutar...
Petshopa çok sinirli sinirli girer ve o anda papağan “Geri zekâlı, geri zekalı!” diye bağırır...
Buna daha da çok sinirlenen Temel cevap verir:
“Belki ben geri zekâlı olabilirim ama bizim bütün köy de senin fahişe olduğunu biliyor...”
BEBELER
2 bebek battaniyelerin altında oturuyormuş biri diğerine sormuş;
“Sen erkek bebek misin kız bebek mi?”
Öteki;
“Bilmiyorum, nasıl anlarız ki?”
Diğeri;
“Ben biliyorum akıllım” demiş ve ötekinin battaniyesinin altına kafasını sokuvermiş.
2-3 saniye sonra kafasını dışarı çıkarmış ve gülümsemiş; “Sen kız bebeksin bende erkek”
Öteki; “Ama nereden anladın?”
“Çok kolay akıllım… Senin patiklerin pembe benimkiler mavi…”
PAZARLAMACI
Bir şirkette pazarlama bölümü ile üretim bölümü her sene bir kereye mahsus futbol maçı yaparlarmış.
Son yapılan maçı üretim bölümü farklı kazanmış.
Ertesi gün şirkete gittiklerinde ilan panosunda gördükleri şuymuş;
“Sevgili arkadaşlar bu sene çalışanlarımız arasında düzenlediğimiz futbol maçlarında üretim bölümü çalışanları ‘yalnızca bir maçı galibiyetle’ bitirmiş olup, pazarlama bölümümüz maçlardan ‘yalnız bir maçı kaybetmiş’ ve sezonu büyük bir başarıyla bitirmişlerdir…”
KÜÇÜKİSTAN
İşsizdi, parasızdı, kalacak yeri, yiyecek ekmeği, iki satır muhabbet edebileceği bir arkadaşı da yoktu.
Nerden geldiği bilinmez “Küçükistan Ceza Kanunu” diye bir kitap geçmişti eline bir gün onu okuyarak vakit geçiriyordu ki “Ülke başbakanına hakaret etmenin cezası altı ay” diye bir hüküm okudu.
Kitabı ve gözlerini kapattı.
“Hem bütün hırsımı ondan alırım, hem bütün gazeteler, televizyonlar benden söz eder meşhur olurum, hem de altı ay ekmek elden su gölden yiyecek, yatacak derdim olmadan çiçek gibi kışı geçiririm.” diye düşündü.
Ertesi gün mitinge gitti, Küçükistan Başbakanı konuşurken milletin arasından fırlayıp bütün gücüyle bağırmaya başladı. “Adi başbakan, adi başbakan!”
Güvenlik kuvvetleri hemen müdahale edip yaka paça götürdüler.
Ertesi gün mahkemeye çıktı, şahitler dinlendi, savunması alındı.
“Sanığın suçu sabit görüldüğünden yirmi sene altı ay hapsine karar verilmiştir.”
Birden gözleri karardı ayakta sendeledi, sonra kendini toparladı ve haykırdı:
“İtiraz ediyorum hâkim bey, Küçükistan Ceza Kanunu‘nun 16. maddesinin 25. bendine göre ‘başbakana hakaret’ sadece altı ay ceza almamı gerektir. Bunda bir yanlışlık var…”
Hâkim acıyan gözlerle adama baktı;
“Haklısın evladım… Başbakana hakaret altı aydır doğru… Fakat devlet sırrını açığa vurmak yirmi sene.”
ALİCAN
Küçük Alican 5 yaşına kadar hiç konuşmamıştı ve ailesi bu duruma çok üzülüyordu.
O gün kahvaltıda birden:
“Nerde bu kahrolası şeker?” dedi.
Babası nerdeyse küçük dilini yutacaktı, annesi sevinçten ağlamaya başladı:
“Oğlum madem sen konuşabiliyordun da, bugüne kadar niye tek kelime etmedin?”
Alican asık suratla:
“Şimdiye kadar her şey yolundaydı!”
CİHAZ
Adamın biri arkadaşıyla yemek yerken; “Kolumun ağrısından ölüyorum” diye dert yanar.
Arkadaşı da;
“İleride köşedeki marketin önüne yeni bir bilgisayarlı cihaz koydular. Üç dolara bir jeton alıyorsun, yanında getirdiğin idrar örneğini açılan kapaktan içeri veriyorsun, on saniye sonra neticeyi ve tedavi için yapman gerekenleri öğreniyorsun.” demiş.
Adam hemen idrarını bilgisayara vermiş.
10 saniye sonra yazılı olarak cevap gelmiş:
“Kolunuzda bir cins eklem ağrısı olan Teniselbo oluşmuş. Sıcak tutun, ağır işlerden kaçının, iki haftada düzelecek.”
Adam, muzırca bu akıllı cihazın nasıl aldatılabileceğini düşünmüş.
Bir miktar çeşme suyuna köpeğinden alınmış bir kılı koymuş, üstüne karısının ve kızının idrar örneklerini eklemiş. Cihaza atmış. 10 saniye sonra yazılı yanıt gelmiş:
“1. Çeşme suyunuz çok kireçli. Bir filtre cihazı almayı düşünün.
2. Köpeğinizde kene var. Eczaneden özel bir şampuan alıp köpeğinizi yıkayın.
3. Kızınız kokain bağımlısı. Bir psikiyatri kliniğine yatırın.
4. Karınız hamile. İkizler sizden değil. İyi bir avukat bulun.
5. Bu aptalca merakınız yüzünden hiç yoktan aile düzeniniz bozulacak.”
ÇAKMAK
Genç milyonerin biri kafeterya da otururken yanına yaşlı bir adam yaklaşır.
Yaşlı adam cebinden altın kaplamalı çakmağını çıkartıp gösterip
“Bu çakmağı, servetiniz karşılığında satın almanızı teklif ediyorum.” der.
Zengin milyoner;
“Bu basit çakmağın karşılığında servetimi mi istiyorsun. Çıldırdın mı sen!”
Yaşlı adam;
“Bu tahmin ettiğiniz gibi basit çakmak değil” der ve çakmağı çakar...
Çakmaktan dumandan bir adam çıkar ve sorar;
“Buyrun bayım, benden ne istersiniz?”
Yaşlı adam; “Bana bir çay getir…” der.
Saniyede masaya sıcacık nefis kokusu ile çay peyda oluşuverir.
Zengin bu durumdan şaşkına döner ve sevinir.
Cebinden kalem kâğıt çıkartıp bütün servetini yaşlı adama bu çakmak karşılığına, vermeyi kabul ettiğini yazıp imzalar.
Zengin acele ile evin yolunu tutar.
Eve geldiğinde çakmağı denemek ister ve çakmağı çakınca duman adam çıkar;
“Buyrun bayım, benden ne istersiniz?”
Zengin büyük bir heyecan ve hin bir gülümseme ile:
“Bana o yaşlı adama verdiğim bütün servetimi geri getirmeni, ayrıca özel bir uçak ve çok güzel bir yat istiyorum. Tabii bir de içinde, çok güzel mavi gözlü beni bekleyen sarışın bir afette olsun.”
Duman adam mahsunlaşır;
“Özür dilerim bayım... Ben yalnız çay ve kahve yapmasını bilirim.”
HATIRLAYAMADIM
Temel uzun yıllar görmediği bir arkadaşı ile yolda karşılaşmış.
Bir yere oturmuşlar.
Eski günlerden konuşurlarken söz dönmüş dolaşmış evlilik öncesi ilişkilerine gelmiş.
Arkadaşı sormuş:
“Karımla evlenmeden önce hiç yatmadım. Sen yattın mı?”
Temel düşünmüş...
“Valla şimdi hatırlayamadım... Karının adı neydi?”