Türkiye, Çekya, Azerbaycan ve İsveç’in ortaklaşa düzenlediği 2026 CEV Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası, 21 Ağustos-6 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

İşte bu sebeple şimdiden hatırlatma yapayım dedim.

Son şampiyon unvanıyla sahaya çıkacak olan Filenin Sultanları, A Grubu’nda mücadele edecek.

Avrupa Şampiyonu olarak turnuvaya katılan Filenin Sultanları, İstanbul'da oynanacak A Grubu karşılaşmalarında sırasıyla şu takımlarla karşılaşacak.

21 Ağustos 2026 (19.00):

Türkiye-Letonya

23 Ağustos 2026 (19.00):

Türkiye-Slovenya

24 Ağustos 2026 (19.00):

Türkiye-Macaristan

26 Ağustos 2026 (19.00):

Türkiye-Almanya

28 Ağustos 2026 (19.00):

Türkiye-Polonya

Grup maçları sonucu finallere geçilecek.

Mücadeleler ise; TRT Spor ve TRT Spor Yıldız’dan canlı yayınlanacak.

Gelelim Sultanlarla ilgili hikâyemize.

2003 yılının Eylül ayıydı.

Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası’na sadece sekiz gün kalmıştı.

Takım Ankara’da kamptayken;

A Milli Takım Başantrenörü Deniz Esinduy ansızın geçirdiği bir kalp krizi sonucu otelde hayatını kaybetti.

Milli takım derin bir yasa boğuldu.

Ancak sekiz gün sonra o sahaya çıkmak zorundaydılar.

Yardımcı Antrenör Reşat Yazıcıoğulları yönetiminde sahaya çıktılar.

Deniz Esinduy’un anısı için her şeylerini ortaya koydular.

Rusya’yı tek bir set bile vermeden 3-0,

Yarı finalde ise Hollanda’yı yine 3-0 yenerek finale yükseldiler.

Finalde Polonya’ya kaybederek Avrupa ikincisi oldular ve gümüş madalyayı Antrenörleri Deniz Esinduy’a adadılar.

İşte Türk halkı, o turnuvadaki tarihi mücadeleleri nedeniyle onlara unutulmaz bir isim verdi:

“Filenin Sultanları”

Bu turnuvadan birkaç ay sonra, Kasım ayında dünya devleriyle kapışmak üzere Japonya’daki Dünya Kupası’na gittiler.

Takvimler 10 Kasım 2003 tarihini gösteriyordu.

Rakip güçlü İtalya’ydı.

Maçın kıran kırana sürdüğü bir anda, Başantrenör Reşat Yazıcıoğulları aniden mola istedi.

Fiziksel bir gerekçe yoktu,

Oyuncuların kondisyonu da yerindeydi.

Ancak saatler Japonya’da 16.05,

Türkiye’de ise tam 09.05’i gösteriyordu.

Türkiye’den 7 saat uzakta, binlerce Japon seyircinin, İtalyan takımının ve hakemlerin şaşkın bakışları arasında Filenin Sultanları kenara çekildi.

Hiç kımıldamadan, yan yana dizilerek Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü için saygı duruşuna geçtiler.

Salona önce derin bir sessizlik çöktü.

Birkaç dakika sonra ne olduğunu anlayan Japon seyirciler ayağa kalkarak “Atatürk!... Atatürk!...” diye bağırmaya başladı.

Tribünlerden devasa bir alkış koptu.

Sporcularımız arasında bulunan Rus asıllı Türk vatandaşı Natalia Hanikoğlu ve tüm kızlar gözyaşlarını tutamadı.

O gün salonda zamanı durduran kızlar yıllar içinde büyüdü, devleşti.

2023 yılında Avrupa Şampiyonu olarak Türk spor tarihinde takım sporlarında bu unvanı alan ilk takım oldular ve dünya sıralamasında 1 numaraya yükseldiler.

Yakın zamanda, Haziran 2026’da ise Milletler Ligi (VNL) Şampiyonluğu'nu bir kez daha göğüslediler.

Bugün arkalarında sayısız kupa ve dünya şampiyonlukları var.

Ancak Japonya'da saat 09:05'i gösterdiğinde salona yayılan o sessizlik ve Atatürk sevgisi, tarihin en büyük şampiyonluğu olarak hafızalardaki yerini koruyor…

 

KEHANET Mİ!

Banu Avar’ı bilir misiniz?

1955 Eskişehir doğumlu Türk yazar, gazeteci, belgesel yapımcısı ve sunucusu.

BBC Türkçe ve TRT’deki çalışmaları ile uluslararası belgeselleriyle tanınır.

Özellikle de TRT’de yayınlanan “Sınırlar Arasında” programı ve dış politika ile küresel meseleleri ele aldığı analizleriyle bilinir.

Londra City Üniversitesi’nde televizyonculuk dalında yüksek lisans yapana Avar, BBC Türkçe Yayınlar Bölümü’nde programcı ve sunucu olarak görev yaptı.

Günaydın, Vatan, Dünya ve Politika gazetelerinde muhabirlik ve dizi yazarlık yaptıktan sonra TRT’de Mozaik, Kaleideskop ve Sınırlar Arasında gibi yapımlara imza attı.

BBC ve Discovery Channel ortaklığındaki uluslararası projelerde Türkiye yapımcısı olarak yer aldı.

Geçen bir videosunu gördüm, sosyal medyada birileri paylaşmış.

Çünkü yapım tarihi 2011.

Yani bundan 15 sene önce…

Videoda Banu Avar, 18 Haziran 2011 tarihinde yayınlanan “Banu Avar'la Dünya Düzeni” programının “İthal Başkanlık Sistemi!” başlıklı 2. sezon finali bölümünde; “Başkanlık sisteminin küresel güçler tarafından Türkiye gibi ülkelere bir dayatma olarak getirildiğini ve bunun ülkeyi bölünmeye götüreceğini” savunuyor.

Yani 15 sene önce anlatmış…

Banu Avar’ın özetle dedikleri şunlar:

1. Küresel Elitler ve “Tek Dünya Devleti” Hedefi

Küresel Bankerler ve CFR:

Dünyayı perde arkasından yöneten küresel elitlerin, silah, petrol ve uyuşturucu baronlarının asıl hedefinin “Tek Dünya Devleti” kurmak olduğunu söylüyor.

Dış İlişkiler Konseyi (CFR) gibi yapıların finansal kontrolü ellerinde toplayarak, tüm ülkelerin politik sistemlerini denetlemeyi amaçladığını anlatıyor.

Henry Kissinger, Zbigniew Brzezinski ve David Rockefeller gibi isimlerin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulunarak, ulus-devletlerin bağımsızlık tanımlarının değiştirilmek istendiğini ve küresel ekonomiyi uluslararası bankaların yönettiğini savunuyor.

2. İthal Başkanlık Sistemi ve İki Partili Model

Gelişmiş Ülkeler İstisnası:

Banu Avar; Dünyada gelişmiş ülkeler arasında başkanlık sistemiyle yönetilen tek ülkenin ABD olduğunu, Economist’in demokrasi endeksindeki en gelişmiş ilk 20 ülkenin neredeyse tamamının parlamenter sistemle yönetildiğini vurguluyor.

Listenin en sonundaki gelişmemiş ülkelerin ise ya diktatörlük ya da başkanlık sistemiyle yönetildiğini söylüyor.

İki Partili Sistem Yanılsaması:

ABD modelindeki iki partili sistemin (Cumhuriyetçiler ve Demokratlar) aslında halk için değil, sistemi ayakta tutmak için kurgulandığını belirten Avar, iki partinin de aynı küresel finans odaklarından beslendiğini ve kim seçilirse seçilsin perde arkasındaki senaryoyu oynadığını iddia ediyor.

3. Türkiye Üzerine Oynanan “Ulus-Devleti Tasfiye” Projesi

Avar, Türkiye’nin üniter ve ulus-devlet yapısını çözmek amacıyla batı tarafından adım adım bir yol haritası uygulandığını iddia ediyor.

Bunu söylerken şu sıralamayı anlatıyor:

1988-Avrupa Yerel Özerklik Şartı:

İlk olarak Turgut Özal tarafından imzalanan ve 1991’de yürürlüğe giren bu şartın amacının, ülkeleri küçük idari birimlere bölerek küresel bankerlere bağlamak olduğunu savunuyor.

2003-İkiz Yasalar:

2000 yılında imzalanan ancak 2003’te AK Parti hükümeti döneminde onaylanan bu yasalarla, “Halkların kendi kaderini tayin hakkı” (self-determinasyon) getirilerek hukuki bir bölünme zemini hazırlandığını öne sürüyor.

2006-Bölgesel Kalkınma Ajansları:

Türkiye'nin 12 bölgeye ayrılarak yerel yönetimlerin Ankara’daki merkezi hükümet yerine doğrudan küresel bankerlerden fon aramaya başlamasının önünün açıldığını iddia ediyor.

“Yeni Anayasa” Tehdidi:

Tüm bu sürecin son noktasının yeni bir anayasa olacağını söylüyor.

TÜSİAD’ın o dönemki Anayasa raporuna atıfta bulunarak; “Yeni anayasada Türklük kavramının çıkarılacağını, milliyetçiliğe yer verilmeyeceğini ve egemenliğin uluslararası kuruluşlarla paylaşılacağını” iddia ediyor.

4. Dünyadan Parçalanma Örnekleri

(Model Ülkeler) Irak ve Kosova Örneği: Irak'ın işgalinden sonra Kürt ayrılıkçıların merkezi hükümete taşınmasını (Barzani, Talabani, Hoşyar Zebari) ve Kosova’da Türkçe’nin resmi dil olmaktan çıkarılmasını, ulus-devletleri çözme politikasının somut örnekleri olarak gösteriyor.

Yugoslavya’nın Parçalanması:

Tito’nun ölümünden sonra etnik kargaşa ve batı desteğiyle ordunun parçalandığını, federal devletlerin kendi gizli ordularını kurarak ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürüklediğini anlatıyor.

Türkiye’de de benzer şekilde profesyonel ordu adı altında Türk ordusunun küçültülmek istendiğini ve güneydoğunun özel güvenlik şirketlerine bırakılacağını iddia ediyor.

İspanya (Bask ve Katalonya):

Batı’nın Türkiye’ye model olarak sunduğu Bask ve Katalonya örneklerine değinen Avar, İspanya’nın Terörle bağlantılı partileri (Herri Batasuna) kapattığını ve gazetecileri hapse attığını hatırlatarak, Batı’nın kendisinde uygulamadığı sert tedbirleri Türkiye'ye “İnsan hakları” adı altında dayattığını savunuyor.

Sonuç ve Çağrı

Banu Avar videonun sonunda Türkiye’nin tarihindeki en büyük emperyal vesayet altında olduğunu savunarak halka sesleniyor;

Bu durum karşısında küsmek ya da bezmek yerine, durumu bilen herkesin bilmeyenlere (özellikle ev ev dolaşarak) bu küresel tehlikeyi anlatması ve bilgiyi yayması gerektiğini söyleyerek toplumsal bir seferberlik çağrısı yapıyor…

Banu Avar bana göre gerçekten hayal kuruyor. Yok ev ev dolaşılacakmış da, yok herkes birbirine anlatacakmış da...

Yahu bunca yaşanan ekonomik ve sosyal olayları görmeyip, hala bu iktidara oy verenlere acaba ne anlatacaksınız?

Küreselmiş de, oymuş da, buymuş da…

Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu, emeklinin evine ekmek götüremediği bir ülkede 23 senedir bu iktidar ayakta duruyorsa ne anlatacaksın ki?

Ama şu var:

Geçenlerde bir öğretmen anlattı.

“Sağolsun hükümet, maaş olarak hesabıma 90 bin lira yatırmış” dedi.

Anlayacağınız herkes mutsuz değil bu ülkede…

O sebeple kapı kapı dolaşırsanız sizi kovalayanlar da olabilir, dikkat etmek lazım…

ÖFKE

“Bir milyoner bana ‘Boş Tekne Teorisi’ni anlattı” demiş bu yazıyı yazan kimse,

“Ve bir daha asla insanlara aynı şekilde bakmadım” diyerek bağlamış sözünü.

Neymiş bu boş teneke hikâyesi gelin beraber bakalım:

Şunu hayal et.

Bir nehirden kürek çekerek geçiyorsun.

Sonra birden, başka bir tekne sana çarpıyor.

Anında öfkeleniyorsun.

Kalp atışın hızlanıyor.

Bağırmaya hazırsın:

“Biri nasıl bu kadar tedbirsiz olabilir?”

“Orada kim var?”

Zaten suçlamaya başladın.

Ama sonra daha yakından bakıyorsun...

Tekne boş.

Ve işte böylece...

Öfken birden kayboluyor;

Aynı çarpışma,

Aynı etki,

Aynı olay.

Ama suçlayacak kimse yok.

İşte içgörü bu:

Tepkin olayla ilgili değildi.

Ona yüklediğin anlamla ilgiliydi.

Psikoloji buna deniyor:

Atıf.

Beynin otomatik olarak niyet atfediyor:

“Bana saygısızlık ettiler.”

“Bunu kasten yaptılar.”

“Beni incitmeye çalışıyorlar.”

Ama çoğu zaman, hikaye doğru değil…

Ya “Diğer tekne” şuysa:

- Stresli

- Bunalmış

- Dalgın

Ya da sadece…

Kendi kaoslarıyla uğraşıyorsa.

Sana saldırmaya çalışmıyorlar.

Sadece kendi fırtınalarını aşmaya çalışıyorlar.

Sonunda varsayılan niyeti kaldırmayı öğrendiğinizde:

Öfke azalır.

Berraklık artar.

Huzur geri döner.