Çanakkale’nin önemli sorunlarından biri de Marmara Bölgesinin en büyük kapalı pazar yeri olan Cuma Pazarı…
Sorun nedir diye sorulursa “Üüüü!” der geçerim.
Seçim zamanı “Yenilecek” şeklindeki taahhütler arasında gösterilen Cuma Pazarı şimdilerde yoklukları, pislikleri, kuralsızlıkları, uygulama eksikliklerini dibine kadar yaşıyor.
Öncelikle yaz aylarındaki sıcaklık ile ilgili büyük şikâyet var.
“Sabahın köründe gitmek en iyisi” diye düşünülebilir ancak, o saatte de köylü ve esnaf gelmiyor.
“Nasılsa Çanakkaleliler saat 10’dan önce gelmez” diye düşünüyorlar.
Hoş bu da “Ayrı bir sorun” ya, neyse…
Bu sıcaklık meselesine kesin bir çözüm gerekecek.
Ama benin bulduğum çözüm şu:
Cuma Pazarı çatısını tamamen “Güneş Panelleri” ile kaplamak.
“Bu kadar büyük bir yatırım için para yok” denilirse de;
Panellerin paraları, pazar içine alınacak reklamların gelirleri ile yapılabilir.
Veya sponsor olabilecek firmalar bulunabilir düşünüyorum.
Böylece bu panellere bağlanacak “Pervane, klima” gibi serinletici veya klimalarla soğutma sağlanabilir.
Çok da güzel olur.
İnsanımız serin serin alışverişlerini yapar, satıcılar da kurulan pazarlarda 2 kilo ter atmaktan kurtulurlar.
Kışın ise “UFO” denilen ısıtıcı aygıtlarıyla da ısıtılabilir.
Teknik olarak bilemem ama belki de “Alttan ısıtma olabilir” ne dersiniz?
Cuma pazarının en büyük sorunlarından biri de esnaf veya köylünün “Tezgâhlarını yola çıkarması.”
Böyle yol araları daralıyor ve insanlar geçişlerde zorlanıyor.
Hele insanların ellerinde pazar arabaları olduğunu da düşünürsek sorun aslında çok büyük…
Aynı şey Aynalı Çarşı’da yaşanmıştı.
Oraya beyaz mermer döşenerek sınır çizildi ve kimde haddini aşmadı.
Buraya da böyle bir sınır çizilmelidir.
Pazar girişleri oldukça kötüdür.
2 nolu Pazar yeri girişi kadar anlamsız bir giriş yoktur dünyada.
Barbaros Mahallesi’nin çoğunun kullandığı (ki 23 Nisan Köprüsü’nü kullanan yaklaşık 15 bin kişiden bahsediyorum) bu girişteki kaldırımın tam ortasına park eden motosikletler yüzünden kargaşa yaşanıyor.
Kameralar tespit etmesine rağmen hala neden önlem alınmıyor orası da başka muamma.
Ayrıca bu giriş yağmur zamanı resmen göl oluyor. Everest kadar yüksek bu kaldırımdan inerek 2 nolu girişe ulaşmaya vatandaşlar, cambazlık yapmaya çalışıyor.
İçeri taşıt araçlarının girmesinin yasak olmasına rağmen, pazarda fink atıyorlar.
İnanmazsınız ama buradan, Malkara Otoyolundan fazla araç geçiyor.
Gelelim aslında en büyük soruna.
O da “Otopark” tabi…
Zaten Pazar esnafının arabalarıyla yarısını kapladığı otopark, cehenneme dönüyor…
Gelen vatandaş park edecek yer bulamıyor.
Bu sebeple karşı kıyıdaki sokak aralarına park etmeye çalışılıyor ve oralarda kaos yaşanıyor, tartışmalar yaşanıyor.
Zamanın birinde henüz Salı Pazarı kurulurken okuyucularımdan çok şikâyet alıyordum; “Sırf bu Pazar yüzünden evimize giremiyoruz, park edemiyoruz ve en önemlisi pisliğini çekiyoruz” diye.
Empati yaptığımda onlara hak vermiştim ve köşemde bunu dile getirmiştim.
Nihayetinde Salı Pazarı kalktı da insanımız rahatladı.
Şimdi aynı şikâyetler Cuma Pazarının karşı kıyısında oturan vatandaşlardan alıyorum.
Reşat Tabak Caddesi başta olmak üzere ara sokaklara park eden vatandaşlar 23 Nisan Köprüsünden geçerek pazara ulaşıyorlar.
Ama burada yaşayan vatandaşlaın çektiği?
Peki çözüm ne?
Çözüm gayet kolay:
Cuma Pazarı Otoparkı ile Atatürk Köprüsü arasındaki ağaçlık alanın, otoparka çevrilmesi.
Bu kadar basit.
Zaten bakımsız, kupkuru otlarla kaplı ve buraya bırakılan atlara ev sahipliği yapan bu alan, çok da güzel otoparka çevrilebilir.
Hatta bu alanı sadece esnaf kesime tahsis ederek, mevcut yerin vatandaş tarafından rahatlıkla kullanılması sağlanabilir.
.Sorunlardan biri ise pazar esnafının pazar sonunda tüm çöplerini olduğu gibi bırakması.
“Bana ne kardeşim o kadar yer parası veriyoruz, belediye de bir zahmet temizlesin” şeklinde itiraz gelebilir.
Ancak tezgâhlarla kaplı satış alanlarının temizliği oldukça zor.
Kaba temizlik yapıldığından burada kalan çöpler sıcaktan koku haline dönüşüyor.
Yazılacak çok şey var aslında.
“Yetkilisi çağırsa da yüz yüze anlatsam iyi olur” diyorum.
HAYAT NASILDIR?
Bizler eskilerde gül gibi geçiniyorduk.
Hayat bize güzeldi.
Mütevazı hayatımızla kimseye karışmaz, ona buna bakmaz geçinip giderdik.
Ama şimdi sosyal medya çıkınca, herkes herkesin ne yaptığını, içtiğini, yediğini, gezdiğini, satın aldıklarını gördükçe “Onun var da benim niye yok” şeklinde düşünüp her türlü çabaya giriyor.
Ama usullü, ama usulsüz.
Yaşadığımız bu asırda hayatın nasıl olduğunu herkes en inceden biliyor.
Özlediği hayata bazıları ulaşıyor, bazıları ulaşamıyor.
Adama sokakta sordular:
“Hayat nasıldır?” diye.
Durdu ve sakince:
“At yarışı gibidir” dedi.
Filozof kılıklı biriydi.
Üstü-başı pek düzgün olmayan, bıyıkları sigaradan sararmış.
Saçları sakallarına karışmış, gözlerinin feri gitmiş biriydi amca.
“Bakın” dedi “Neden böyle düşünüyorum?”
“Atlar ahırlarda iki tutam ot, vitaminler, kürler ile hazırlanır. Jokeyler de kilo almamak için diyet yemeklerle hazırlanır… Doğru mu?
“Doğru”
“Peki bütün bunların sahibi vardır, değil mi?”
“Evet…”
“O istediğini yer, içer… İstediği şeklide eğlenir… Değil mi?”
“Evet…”
“At yarışa çıkar üstündeki jokeyle. Yarış başlar. At kamçıyı yer koşar, üstündeki jokey en az 2 kilo verir, çile çeker…”
“Evet…”
“Sonunda diyelim yarışı kazanır… Ödülü kim alır?”
“At sahibi…”
“Milyon kazanır… Peki Jokey?”
“Yüz bin…”
“Peki at?
“Bir tutam ot…”
“Güzel… Peki yarışı kazanamayanlar? Jokey kilo verdiği ile ve at da kamçı yediği ile kalır…”
“Eee?”
“Eee si şu. Hayat böyledir. Hayatta hep at sahibi kazanır, atlar ise kamçı yediği ile kalır…”
TAVUK YAŞADI MI?
Sosyal medyadan yararlanıyoruz tabi.
Orada yazılmış olayları alıp, kendi fikrimizle yoğurup sizlere aktarıyoruz.
Neden?
“Sizin de bir fikriniz olsun” diye.
Anlatılan hikâye şu:
Stalin, bir kış günü arkadaşları ile demlenmektedir.
Biraz kafayı bulunca, “Oradan bana bir tavuk getirin!” der.
Stalin, getirilen tavuğun, canlı canlı tüylerini yolmaya başlar…
Etrafındakiler hayretle onu gözlemektedir:
“Ne yapacak acaba?” diye.
Tavuğun bütün tüylerini yolduktan sonra tavuğu yere bırakır…
Tavuk can havliyle dışarıya kaçmak ister. Ama kapıdan gelen Rusya’nın soğuğunu hissedince şömineye doğru koşmaya başlar.
Şömineye yaklaştığında çıplak derisi sızladığı için tavuk; Tekrar Stalin'in ayaklarının dibine gelir ve oraya çöker...
Stalin, tavuğa biraz yem verir ve kalkıp yürümeye başlar.
Stalin yürüdükçe, tavuk da peşinden yürümeye başlar…
Stalin arkadaşlarına dönerek şöyle der,
“Halk, bu tavuk gibidir… Tüylerini yolup, çaresiz ve savunmasız bıraktığınızda, birazcık yem verirseniz, asla sizi terk etmezler…”
Buradan çıkacak sonuç nedir?
Stalin kimdir?
Tavuk yaşamış mıdır?
Biz tavuk muyuz?
DOLAR
Son 6 Yılda dolar Değişimi ve Olaylar Tablosu
Ağustos 2020:
7.35 TL
Pandemi Süreci ve Rezerv Kayıpları: COVID-19 küresel krizi, turizm gelirlerinin durması ve kuru baskılamak için TCMB rezervlerinin (128 milyar dolar tartışmaları) yoğun şekilde kullanılması kırılganlığı artırdı.
Ağustos 2021:
8.35 TL
Sık Başkan Değişimleri:
Kasım 2020'de Naci Ağbal'ın göreve gelmesiyle faiz artışları başladı ancak Mart 2021'de Ağbal'ın aniden görevden alınması piyasalarda ciddi bir güven sarsılmasına ve liranın sert düşüşüne yol açtı.
Ağustos 2022:
18.15 TL
“Yeni Ekonomi Modeli” ve Nas Politikası:
Eylül 2021'de başlatılan ve “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” teziyle yürütülen seri faiz indirimleri, enflasyonu patlattı.
Kur krizini önlemek için Aralık 2021'de Kur Korumalı Mevduat (KKM) devreye sokuldu.
Ağustos 2023:
26.70 TL
Seçim Sonrası Serbest Bırakılma ve Depresyon:
2023 Genel Seçimleri öncesinde kuru sabit tutmak için harcanan rezervlerin ardından, seçim sonrasında ekonomi yönetimi değişti (Mehmet Şimşek dönemi).
Kur, piyasa dengesini bulması için serbest bırakıldı ve hızla yükseldi.
Ağustos 2024
34.10 TL
Sıkılaşma Dönemi ve Yapışkan Enflasyon:
Merkez Bankası faizleri %50 seviyesine kadar yükseltse de geçmiş yıllardan gelen yüksek enflasyon beklentileri, artan ithalat maliyetleri ve KKM'den çıkış stratejileri kuru kademeli olarak yukarı taşımaya devam etti.
Ağustos 2025
41.10 TL
Kontrollü Değer Kaybı:
Enflasyon oranına paralel veya biraz altında seyreden, ihracatçıyı koruma amaçlı “Kontrollü değer kaybı” politikası izlendi. Küresel piyasalarda doların genel seyri ve iç piyasadaki likidite yönetimi etkili oldu.
Ağustos 2026
47.90 TL
Reel Değerlenme Çabaları ve Cari Denge:
Enflasyonla mücadelede yüksek faiz politikası sürdürülürken, yerel para biriminin enflasyon karşısında erimesini sınırlamak adına Merkez Bankası'nın piyasa müdahaleleri ve yapısal reform süreçleri takip edilmektedir.
Türk Lirasındaki Değer Kaybının Temel Yapısal Nedenleri:
Negatif Reel Faiz Politikası:
Özellikle 2021-2023 yılları arasında enflasyonun çok altında faiz verilmesi, yerli ve yabancı yatırımcıların Türk lirasından kaçarak döviz ve altına yönelmesine (dolarizasyon) neden olmuştur.
Merkez Bankası Bağımsızlığı Tartışmaları:
Kısa süreler içinde sık sık Merkez Bankası başkanlarının değiştirilmesi, uluslararası piyasalardaki güven endeksini düşürmüş ve yabancı sermaye çıkışını hızlandırmıştır.
Cari Açık ve Rezerv Yetersizliği:
Türkiye'nin dışa bağımlı üretim yapısı nedeniyle ithalatının ihracatından fazla olması (cari açık) sürekli bir döviz ihtiyacı yaratmıştır. Rezervlerin bu açığı kapatmada yetersiz kalması kur üzerindeki baskıyı artırmıştır.
Küresel Etkenler:
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) enflasyonla mücadele kapsamında faiz artırımlarına gitmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına neden olarak doları küresel ölçekte güçlendirmiştir.
Sonuç mu?
Bunu benim söylemem mümkün değil, çünkü “Ekonomist değilim.”
En iyisi yapay zekâya sormaktı.
Ben de sordum, işte tarafsız cevabı:
1. Makroekonomik Sonuçlar
Enflasyon-Kur Sarmalı: Döviz kurundaki her artış, Türkiye'nin ithalata bağımlı üretim yapısı (enerji, hammadde, ara malı) nedeniyle doğrudan üretim maliyetlerine yansımıştır. Bu durum, enflasyonu kalıcı ve yapışkan hale getirmiştir.
Geleneksel Politikalara Zorunlu Dönüş: 2021-2023 yılları arasında denenen “Yeni Ekonomi Modeli” (düşük faiz politikası) sürdürülemez hale gelmiştir.
Sonuç olarak ekonomi yönetimi, faizleri %50 seviyelerine kadar çıkarmak zorunda kalarak geleneksel sıkı para politikasına geri dönmüştür.
Merkez Bankası Rezervlerinin Durumu: Kuru baskılamak amacıyla tüketilen rezervleri yeniden yerine koyabilmek için Merkez Bankası, piyasadan döviz toplayan bir konuma geçmiş ve net rezervleri artıya geçirme mücadelesi ana gündem olmuştur.
Kamu Maliyesine Ağır Yük (KKM): Kur artışını durdurmak için devreye alınan Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi, bütçeye ve Merkez Bankası'na yüz milyarlarca liralık devasa bir yük bindirmiştir. Bu yük, dolaylı vergilerle halka yansıtılmıştır.
2. Toplumsal ve Refah Sonuçları
Satın Alma Gücünün Erimesi: Türk lirasının değer kaybetmesiyle halkın alım gücü hızla düşmüştür. Asgari ücret ve maaş zamları enflasyonun gerisinde kalmış, orta sınıf zayıflamıştır.
Servet Transferi ve Gelir Adaletsizliği: Yüksek enflasyon ve kur artışları, varlığı (gayrimenkul, döviz, hisse senedi) olan kesimi korurken, sadece emeğiyle geçinen sabit gelirli kesimin fakirleşmesine yol açmış; gelir dağılımındaki uçurum büyümüştür.
Yüksek Borçluluk Rejimi: Artan yaşam maliyetlerini karşılamak isteyen hanelerin kredi kartı ve tüketici kredisi borçları tarihi zirvelere ulaşmıştır.
3. Piyasalar ve Yatırımcı Açısından Sonuçlar
Yabancı Sermayenin Yapısı Değişti: Türkiye, uzun vadeli doğrudan yabancı yatırımları (fabrika kurma vb.) büyük oranda kaybetmiştir. Gelen yabancı sermaye ise yüksek faizden yararlanmak isteyen kısa vadeli “Sıcak para” (carry trade) ile sınırlı kalmıştır.
Borsa İstanbul'a Hücum: TL'deki değer kaybı ve yüksek enflasyon karşısında parasını korumak isteyen yerli yatırımcılar için Borsa İstanbul (BIST) adeta zorunlu bir sığınak haline gelmiş, yatırımcı sayısı rekor kırmıştır.
Dolarizasyonun Kalıcı Hale Gelmesi: Toplumda “TL'ye güvensizlik” algısı yerleştiği için, ekonomi yönetiminin tüm de-dolarizasyon (TL'leşme) çabalarına rağmen ekonomik aktörler fiyatlamalarını gizli veya açık bir şekilde döviz bazında yapmaya devam etmektedir.
Özetle Nihai Sonuç:
Sonuç olarak Türkiye; “Düşük faizle büyüme” inadının bedelini, “Çok yüksek faiz, yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru ve küçülen bir satın alma gücü” ile ödemiştir.
Şu anki temel sonuç: Ekonominin faturayı kesen kurallarına (rasyonel politikalara) zorunlu olarak geri dönülmesi ve geçmişteki tahribatın uzun yıllara yayılacak bir süreçle tamir edilmeye çalışılmasıdır.