Kepez’in su meselesi birkaç gündür yeniden gündemin ortasında.
Bu kez tartışmanın iki önemli tarafı var:
AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider ve Kepez Belediye Başkanı Birol Arslan…
Biri “Devletin üzerine düşeni yaptığını” söylüyor, diğeri “Yıllardır devletten yeterli desteği alamadığını” savunuyor.
Cümleler sertleşiyor.
Karşılıklı açıklamalar geliyor.
Ama işin ilginç tarafı şu:
Bütün bu tartışmaların ardından iki isim birkaç gün sonra aynı açılışta yan yana geliyor.
Kurdeleyi birlikte kesiyor.
Yan yana güzel resim veriyor…
İşte tam da burada insanın aklına şu soru geliyor:
Madem sonunda aynı yerde buluşabiliyoruz, acaba yıllardır birbirimize söylediklerimizin ne kadarı gerçekten gerekliydi?
Ama bu sorunun cevabını verebilmek için biraz geriye gitmek gerekiyor.
Çünkü Kepez’in su sorunu, 10 Eylül 2026’da ortaya çıkmış bir mesele değil.
İşte tarihçesinde kısa bir gezinti.
2020: Önce kireçli su vardı
Birol Arslan’ın 2019 yılında Kepez Belediye Başkanı seçilmesinin ardından su meselesi belediyenin önündeki önemli sorunlardan biri olarak duruyordu.
O dönemde sorun yalnızca suyun zaman zaman yetmemesi değildi.
Kepez’in kuyularından çıkan suyun sertliği de ciddi bir problemdi.
2020’nin sonunda Arslan, Kepez tarihinde ilk kez içme suyu arıtma tesisi kurulacağını ve arıtılmış suyun şebekeye verileceğini açıklıyordu.
Hatta hedefini şöyle ifade etmişti:
“Kepez tarihinde ilk defa arıtma tesisinden çıkan suyu vermiş olacağız.”
Yani o günkü mesele, bugün tartıştığımızdan biraz farklıydı.
O gün Kepez’in sorunu:
“Suyumuz yeterli mi?” sorusu kadar,
“Suyumuzun kalitesi nasıl?” sorusuydu.
2021: Arıtma tesisi devreye girdi
2021 yılında Kepez İçme Suyu Arıtma Tesisi tamamlandı.
28 Ekim’de arıtılmış su şebekeye verilmeye başlandı.
Arslan o dönemde,
“Kepezlileri kireçli su derdinden kurtardık” dedi.
Meclis tutanaklarında da Arslan’ın, daha önce kuyudan çıkan ve yaklaşık 54 Fransız sertliğinde olduğu belirtilen suyun arıtılmadan şebekeye verildiğini anlattı.
Yani ilk aşamada önemli bir adım atılmıştı.
Fakat Kepez büyümeye devam ediyordu.
Ve birkaç yıl sonra başka bir sorun kapıya dayanacaktı:
Su miktarı.
2023’e geldiğimizde artık tablo değişmişti.
Kepez’in nüfusu hızla artıyor, su abonelerinin sayısı yükseliyor, kuraklık etkisini artırıyor ve kuyular üzerindeki baskı büyüyordu.
Şubat 2023’te Kepez Belediye Meclisi’nde altı yeni su kuyusu açılması için yaklaşık 7 milyon 45 bin liralık bütçe aktarımı gündeme geldi.
Arslan o günlerde su meselesinin kendisini ciddi biçimde endişelendirdiğini,
“Vallahi uykusuz geceler geçiriyorum” sözleriyle anlatıyordu.
Ama aynı toplantıda farklı bir öneri de ortaya atıldı.
AK Parti grubu adına konuşan Erkan Kürşat Ertürk, “Yeni kuyular açmak yerine Çanakkale Belediyesi ile protokol yapılarak Atikhisar Barajı suyunun Kepez’de kullanılmasını” önermişti.
Yani daha 2023’te bugün tartıştığımız çözümün ana fikri zaten masadaydı.
Baraj suyu…
Çanakkale Belediyesi…
DSİ…
Kepez…
Fakat iş o kadar kolay değildi.
Arslan, DSİ ile yaklaşık üç yıldır görüştüklerini ve sorunun çözümünün DSİ tarafında olduğunu savunuyordu.
Hatta o günlerde söylediği cümle oldukça netti: “Kuyu açarak Kepez’in ham su sorununu çözemeyiz.”
İşte bugün geldiğimiz noktaya bakınca, 2023’teki bu tartışmanın aslında gelecekte yaşanacak tartışmanın küçük bir provası olduğunu görüyoruz.
2023’ün sonlarına doğru sorun daha da büyüdü.
Kepez’de su kaynakları üzerindeki baskı arttı.
Arslan 20 Ekim 2023’te yaptığı basın toplantısında Çanakkale Valiliği, Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ve DSİ Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını anlattı.
Ve çok sert bir cümle kullandı:
“Bize kimseden bir yardım yok.”
Ardından:
“Yüzümüze bakan yok” dedi.
Arslan’ın anlatımına göre Çanakkale Belediyesi su vermeye hazırdı.
Ancak bunun için yeni bir isale hattına ihtiyaç vardı.
O günkü hesabıyla bu hattın maliyeti yaklaşık 100 milyon TL civarındaydı.
Arslan ayrıca 2021, 2022 ve 2023 yıllarında Çanakkale Valiliği, DSİ ve DSİ Genel Müdürlüğü’ne resmi yazılar gönderdiklerini savundu.
Burada önemli bir ayrıntı vardı.
Bu, “Su yok” tartışmasından çok daha karmaşık bir meseleydi.
Çünkü suyun kaynağı kadar;
Tahsis, arıtma, isale hattı, depo ve finansman meselesi de vardı.
2024 yerel seçimlerine gelindiğinde su meselesi doğal olarak siyasi tartışmanın da içine girdi.
Arslan, kendisini su üzerinden eleştiren rakiplerine cevap verirken oldukça sert ifadeler kullandı.
Bir konuşmasında “Siyasi rakiplerinin Atikhisar Barajı’ndan su getireceklerini” söylediğini belirterek:
“Burada ya DSİ bana yalan söylüyor ya da bizim rakipler yalan söylüyor” dedi.
Bu cümle bile bize meselenin artık teknik bir altyapı probleminden çıkıp siyasi tartışmanın parçası haline geldiğini gösteriyor.
Aynı dönemde Kepez Belediye Meclisi’nde de su tartışmaları sertleşiyordu.
Bir meclis üyesi,
“Kireçli ve çamurlu su sorunu var. ... Barajdan halletmeniz gerekiyor diye açıkladık” derken, Arslan ise toplantının şova dönüştürülmemesi gerektiğini savunuyordu.
Yani su…
Bir tarafta teknik meseleydi.
Bir tarafta belediyecilik meselesiydi.
Bir tarafta devlet–belediye koordinasyonu meselesiydi.
Bir tarafta da siyasi tartışma haline gelmişti…
Ve nihayetinde önemli bir gelişme yaşandı.
17 Haziran 2025’te Çanakkale Valisi Ömer Toraman başkanlığında; Çanakkale Belediyesi, Kepez Belediyesi ve DSİ temsilcilerinin katıldığı toplantıda Kepez’in Atikhisar Barajı’ndan su almasının önü açıldı.
Plan şuydu:
Atikhisar’dan gelen su, Çanakkale Belediyesi’nin arıtma tesisinden geçirilecek ve Kepez’e ulaştırılacaktı.
Kepez için yaklaşık yıllık 4 milyon metreküp su verilmesi uygun bulundu.
İşte yıllardır tartışılan çözümün somut zemini burada ortaya çıkmaya başladı.
Sonrasında projeler hazırlandı.
Gerekli kurum görüşleri alındı.
Fizibilite çalışmaları yapıldı.
İsale hattı ve depo için ihale sürecine geçildi.
17 Şubat 2026’da Kepez İçme Suyu İsale Hattı ve Su Deposu Yapım İşi için ihale gerçekleştirildi.
Bu hat, Çanakkale Belediyesi’nin arıtma tesisinden Kepez’e su taşınması için gerekli altyapının önemli parçalarından biriydi.
Yani yıllardır:
“Kim su verecek?”
“Kim arıtacak?”
“Kim hat yapacak?”
“DSİ ne yapacak?”
“Belediye ne yapacak?” diye konuşulan mesele artık proje ve ihale aşamasına gelmişti.
Eylül 2026’ya geldiğimizde Kepez’deki su sorunu yeniden vatandaşın ve siyasetin gündemine oturdu.
7 Eylül’de Kepezli vatandaşlar temiz su talebiyle bir araya geldi.
8 Eylül’de AK Parti Kepez Belde Başkanlığı belediye önünde açıklama yaptı.
Ardından konu Ankara’ya kadar uzandı ve 10 Eylül’de AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider açıklama yaptı.
Gider’in yaklaşımı şuydu:
İkinci bir arıtma tesisinin teknik ve ekonomik açıdan doğru olmadığını, mevcut arıtma tesisinin ortak kullanılmasının daha uygun olduğunu savundu.
Ve tartışmanın en çok konuşulan cümlesini kurdu:
“Gerekirse suyu biz DSİ olarak evlere dağıtırız.”
Bunun üzerine Birol Arslan’ın cevabı geldi.
Bu kez o da oldukça sertti:
“Yetti sizin siyasetiniz!”
Arslan, 2023’ten beri su sorununa katkı sunulmadığını savundu.
Ardından:
“Kepez’in suyunu siyasi şov malzemesi yapmayın!” dedi.
Fakat burada ilginç bir ayrıntı daha vardı.
Ayhan Gider aynı açıklamasında, tartışmanın diğer tarafı olan Birol Arslan için:
“Kepez Belediye Başkanı Birol Arslan da üzerine düşeni sonuna kadar yaptı” ifadesini de kullandı.
Yani aynı konuşmanın içinde hem eleştiri hem de hakkını teslim etme vardı.
Tam bu tartışmaların ortasında aslında çok daha önemli bir gelişme yaşanmıştı.
Çanakkale Belediye Meclisi, Çanakkale Belediyesi’ne tahsisli ham sudan Kepez’e pay verilmesini oybirliğiyle kabul etti.
Böylece Kepez’in isale hattını tamamlamasının ardından Atikhisar kaynaklı suyun Çanakkale Belediyesi arıtma sistemi üzerinden Kepez’e aktarılmasının önü açılmış oldu.
Yani siyasetçilerin birbirlerine söylediklerinin yanında, başka bir yerde çok daha sessiz bir şey oluyordu:
Bir çözüm mekanizması kuruluyordu.
Ve 11 Eylül…
Şimdi gelelim benim bu yazıyı yazma sebebime.
10 Eylül’de:
“Yetti sizin siyasetiniz…”
“Gerekirse suyu biz dağıtırız…”
“Şov yapmayın…” gibi sert sözlerin söylendiği bir tartışma yaşandı.
11 Eylül’de ise:
Daha 24 saat bile geçmeden…
Ayhan Gider ile Birol Arslan aynı ortamda buluştu.
Hem de Güzelyalı Karanlık Liman’daki bir restoranın şube açılışında.
Yanlarında Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek de vardı.
Farklı siyasi görüşlerden isimler aynı açılışa katıldı.
Ve kurdele birlikte kesildi.
İşte bence asıl hikâye burada.
Çünkü siyaset tartışmaktır.
Eleştirmektir.
Muhalefet etmektir.
Hesap sormaktır.
Bazen de seslerin yükselmesidir.
Bunların hepsi siyasetin içinde vardır.
Ama siyaset,
“Kavga ettikten sonra aynı masaya oturabilme kültürünü de taşımalıdır.”
Çünkü insanlar siyasetçilerin birbirleriyle ne kadar iyi anlaştığıyla değil, kendi hayatlarında neyin değiştiğiyle ilgileniyor.
Kepezli vatandaşın derdi çok basit:
Musluğu açtığında su gelsin.
Gelen su temiz olsun.
Yeterli olsun.
Kesilmesin.
Bunun kimin hanesine yazılacağı ikinci meseledir.
Çünkü suyun üzerinde parti logosu yok.
Musluktan akan su;
Ne AK Parti’nin suyu,
Ne CHP’nin suyu,
Ne de başka bir partinin suyu.
O su Kepezlinin suyu.
Bazen kavga da edilir, ama çözüm masasında buluşmak gerekir
Ben siyasetçilerin hiç tartışmamasını beklemiyorum.
Tam tersine…
Tartışsınlar.
Birbirlerinin yanlış gördükleri işlerini söylesinler.
Devletin ne yaptığını, belediyenin ne yaptığını, hangi kurumun neyi geciktirdiğini ortaya çıkarsınlar.
Hesap sorsunlar.
Ama sonunda…
Çözüm için aynı masaya otursunlar.
Çünkü bugün Ayhan Gider ile Birol Arslan’ın aynı açılışta yan yana gelmesi bize aslında çok basit bir şeyi hatırlatıyor:
Dün söylenen sözler, bugünün düşmanlığı olmak zorunda değil.
Bugün yapılan tartışma, yarının işbirliğine engel olmak zorunda değil.
Ve siyasi rekabet, kent için birlikte çalışmaya engel olmamalı.
Kepez’in su hikâyesine 2020’den bugüne baktığımızda bunu daha net görüyoruz.
Önce kireçli suyu konuştuk.
Sonra arıtma tesisini.
Sonra kuyuları.
Sonra kuraklığı.
Sonra Atikhisar’ı.
Sonra DSİ’yi.
Sonra isale hattını.
Sonra milyonlarca liralık yatırımları.
Sonra siyasi tartışmaları…
Ve sonunda yine aynı yere geldik:
Su lazım.
İşte bütün hikâyenin özeti belki de bu.
Onca yıl…
Onca toplantı…
Onca açıklama…
Onca sert söz…
Onca siyasi tartışma…
Sonunda vatandaşın istediği şey yine aynı:
Temiz su.
O halde bundan sonrası için benim dileğim şu:
Bırakalım siyasiler gerektiğinde birbirlerini eleştirsinler.
Ama çözüm gerektiğinde yan yana gelsinler.
Çünkü bir belediye başkanının başarısı, yalnızca kendi partisinin hanesine yazılmaz.
Bir milletvekilinin katkısı da yalnızca kendi partisinin hanesine yazılmaz.
Bir iş yapıldığında kazanan Kepez olur.
Çanakkale olur.
Vatandaş olur.
Ve vatandaş kazandığında…
Aslında herkes kazanmış olur.
Belki de bu yüzden Güzelyalı’daki o fotoğrafa biraz farklı bakmak gerekiyor.
Bir gün önce sert sözler söyleyen insanlar, ertesi gün aynı karede durabiliyor.
Demek ki ortak bir zemin hâlâ var.
Demek ki konuşmak mümkün.
Demek ki anlaşmak mümkün.
Demek ki siyaset, gerektiğinde rekabet ederken gerektiğinde el sıkışmayı da biliyor.
Ve galiba bütün bu uzun su hikâyesinden çıkarılacak en güzel ders şu:
Aklın yolu birdir.
Hele konu halkın çıkarıysa;
Her şey halk için olmalıdır.