Tam adı: “Muaviye bin Ebu Süfyan”

Yaklaşık 602 yılında Mekke’de doğdu.

Babası, “Ebu Süfyan bin Harb”,

Annesi, “Hind bint Utbe” idi.

Ailesi, İslam’ın ilk yıllarında Hz. Muhammed’e en sert muhalefeti yapan Kureyş’in ileri gelenlerindendi.

Mekke’nin fethinden (630) sonra Müslüman oldular.

Hz. Muhammed döneminde vahiy kâtipliği yaptığı rivayet edilir.

Ancak tarihçiler, bunun kapsamı ve sıklığı konusunda farklı değerlendirmeler yapar.

Hz. Ömer döneminde Şam valisi oldu.

Yaklaşık 20 yıl boyunca Şam’ı yönetti ve burada güçlü bir idarî yapı kurdu.

Nasıl iktidara geldi?

Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra Hz. Ali Halife seçildi.

Muaviye ise:

“Hz. Osman’ın katilleri bulunmadan Hz. Ali’ye biat etmeyeceğim” diyerek Şam’da kendi otoritesini korudu.

Bu anlaşmazlık sonunda 657 yılında “Sıffin Savaşı” yapıldı.

661 yılında Hz. Ali öldürüldükten sonra Hz. Hasan kısa süre halife oldu; daha sonra Muaviye ile yaptığı anlaşmayla yönetimi ona bıraktı.

Böylece Muaviye İslam dünyasının tek yöneticisi oldu.

Kişiliği nasıldı?

Tarih kaynaklarının çoğunda şu özellikleri öne çıkar:

Çok sabırlıydı.

Son derece zeki bir siyasetçiydi.

Diplomasi konusunda başarılıydı.

İnsanları ikna etme becerisi yüksekti.

Güçlü bir devlet teşkilatı kurdu.

Deniz kuvvetlerini geliştirdi.

Bizans’a karşı uzun süreli seferler düzenledi.

Şam’da yaklaşık kırk yıl boyunca ciddi bir isyan yaşanmaması, idari becerisine örnek gösterilir.

Eleştirilen yönleri:

Siyaseti dinin önüne koydu,

Amaca ulaşmak için sert yöntemlere başvurdu,

Muhaliflerine karşı acımasız davrandı,

Kabileciliği yeniden güçlendirdi,

Halifeliği saltanata dönüştürdü.

Dört Halife döneminde halifeler;

“Seçim, istişare veya biat” yoluyla belirlenmişti.

Muaviye ise ölmeden önce oğlu Yezid bin Muaviye’i veliaht ilan etti.

Bu, birçok tarihçi tarafından İslam siyaset tarihinde “Büyük bir kırılma” olarak görüldü.

Çünkü böylece yönetim:

Seçimin yerine, babadan oğula geçen hanedan sistemine dönüştü.

Bu nedenle Muaviye’nin en çok eleştirildiği konu budur.

İslam’a zarar verdi mi?

Bu soru, bakış açısına göre farklı

Şii tarih anlayışına göre Muaviye;

Hz. Ali’ye isyan etti.

Hakem olayını planladı.

Müslümanların birlik ve beraberliğini bozdu.

Ehl-i Beyt’e baskı yaptı.

Saltanatı başlattı.

Dolayısıyla İslam tarihindeki en olumsuz figürlerden biri olarak değerlendirilir.

Sünni tarih anlayışına göre:

Muaviye bir sahabedir.

Büyük siyasi hatalar yapmıştır.

Ancak onun imanını sorgulamak doğru değildir.

Hz. Ali’nin haklı olduğu kabul edilir; Muaviye’nin ise içtihadında hata ettiği ifade edilir.

Bazı Sünni âlimler ise Muaviye’yi başarılı bir devlet adamı olarak övmüştür.

Modern tarihçilere göre:

Günümüz akademik tarihçileri, Muaviye’yi çoğunlukla dinî değil siyasî açıdan değerlendirir.

Onlara göre Muaviye:

Arap kabilelerini tek merkezde topladı.

Güçlü bir bürokrasi kurdu.

İlk İslam imparatorluğunu oluşturdu.

Ancak bunu yaparken hilafetin niteliğini değiştirdi.

Devleti hanedan yönetimine dönüştürdü.

En çok eleştirilen icraatları:

Hz. Ali ile savaşa girmesi.

Sıffin’deki hakem sürecini başlatması.

Halifeliği seçim yerine hanedan sistemine dönüştürmesi.

Bazı muhaliflere yönelik sert uygulamaları.

Ehl-i Beyt ile yaşanan siyasi gerilimler.

Tarihteki yeri:

Muaviye, hem başarılı bir devlet kurucusu hem de İslam tarihinde derin ayrılıkların merkezindeki isimlerden biridir.

Onun döneminde güçlü bir merkezî yönetim kurulmuş, ancak aynı zamanda Müslüman toplum içinde uzun süre etkisi devam eden siyasî ve mezhebî ayrışmalar da derinleşmiştir.

SIFFİN SAVAŞI

Sıffin Savaşı’nın en konuşulan konusu şudur:

(657) sonlarına doğru Muaviye ordusunun mızrakların ucuna Kur’an sayfaları (veya  ushaflar) kaldırması olayıdır.

Sünni ve Şii tarih kaynaklarının büyük çoğunluğunda ortak olarak anlatılan olayın özeti şöyledir:

Sıffin Savaşı, Hz. Ali ile Muaviye bin Ebu Süfyan arasında Fırat Nehri kıyısındaki Sıffin Bölgesinde yapıldı.

Günler süren çarpışmaların ardından savaşın son safhasında Hz. Ali’nin ordusu üstünlük sağlamaya başladı.

Muaviye’nin başdanışmanı ve aynı zamanda siyasi zekâsıyla tanınan Amr bin As, savaşın gidişatını değiştirecek bir öneride bulundu.

Muaviye ordusundaki askerler mızraklarının ucuna Kur’an yapraklarını veya Mushafları kaldırarak:

“Aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun!” çağrısında bulundular.

Hz. Ali, “Bunun samimi bir barış çağrısı olmadığını, yenilgiyi önlemeye yönelik bir taktik olduğunu” söylediği rivayet edilse de, ordusundaki özellikle “Kurrâ” (Kur’an okuyucuları) olarak bilinen bazı askerler:

“Kur’an’ın hakemliğini reddedemeyiz.”, “Savaşı durdurmalıyız.” diyerek Hz. Ali’ye büyük baskı yaptılar.

Hatta bazı rivayetlerde, savaşa devam edilmesi hâlinde kendi komutanlarına karşı bile çıkabileceklerini söyledikleri aktarılır.

Bunun üzerine savaş durdu ve Hakem Olayı (Tahkim) süreci başladı.

Tahkim görüşmeleri beklenen sonucu vermedi.

Hz. Ali’nin ordusunda büyük bir bölünme yaşandı.

Daha sonra Haricîler adı verilen grup ortaya çıktı.

Bu iç ayrılık Hz. Ali’nin siyasi ve askerî gücünü önemli ölçüde zayıflattı.

Nihayetinde Hz. Ali, 661 yılında bir Haricî olan Abdurrahman bin Mülcem tarafından öldürüldü.

Ardından Muaviye İslam dünyasının tek hâkimi hâline geldi ve Emevî Devleti kurulmuş oldu.

Şii kaynaklar, bunu açıkça savaş kaybedilirken başvurulan bir aldatma ve siyasi hile olarak değerlendirir.

Sünni kaynakların önemli bir kısmı da Kur’an’ın mızraklara kaldırılmasının samimi bir barış çağrısından çok savaşı durdurmaya yönelik siyasî bir taktik olduğunu kabul eder.

Modern tarihçiler ise genellikle bu hamleyi, savaşın sonucunu değiştiren başarılı bir psikolojik savaş ve diplomatik manevra olarak niteler.

Dolayısıyla, “Muaviye’nin Sıffin Savaşı’nda kaybetmek üzereyken başvurduğu hile” denildiğinde, kastedilen olay Kur’an sayfalarının mızrakların ucuna kaldırılarak hakemlik çağrısı yapılması ve bunun Hz. Ali ordusunda kararsızlık oluşturup savaşı durdurmasıdır.

DİŞİ DEVE HİKÂYESİ

Bir gün Hz. Ali’nin taraftarlarının yoğun olduğu Küfe’den, bir Arap, devesiyle Şam’a gelmiş.

Şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış:

“Ver o dişi deveyi bana!” demiş.

Tartışma büyümüş, Küfe’den gelen adam, “Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir” diye itiraz etmişse de anlaşamamışlar.

Konu Muaviye’ye yansımış.

Halk meydanda toplanmış…

Muaviye, Küfe’den gelenle Şam’da deveye sahip çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış:

“Bu dişi deve Şamlınındır!”

Sonra toplananlara dönmüş ve sormuş:

“Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?”

Cemaat hep birlikte bağırmış:

“Şamlınındır!”

Küfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırmış:

“Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe’ye dönünce gördüklerini Ali’ye anlat ve de ki: “Ey Ali, Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!”

BİR RİVAYET

Evet. Muaviye hakkında, onun siyasi zekâsını, sabrını, kurnazlığını veya iktidar anlayışını anlatmak için yüzyıllardır aktarılan birçok meşhur rivayet vardır.

Bunların bir kısmı tarihî kaynaklarda geçer, bir kısmı ise ibret hikâyesi niteliğindedir.

1. “Kılıç yerine kamçı, kamçı yerine dil”

Muaviye’ye bir gün devleti nasıl bu kadar uzun süre yönettiği sorulur.

Şöyle cevap verdiği rivayet edilir:

“Kılıcımın yettiği yerde kamçı kullanmam. Kamçımın yettiği yerde de dilimi kullanmam.”

2. Bir başka rivayette söz şöyle devam eder:

“İnsanlarla aramda bir saç teli vardır. Onlar çekerse ben gevşetirim, gevşetirlerse ben çekerim; böylece kopmaz.”

Bu söz, bugün bile siyaset ve diplomasi kitaplarında “Muaviye’nin saç teli siyaseti” olarak anılır.

Anlamı: Gereksiz sertlikten kaçınmak, ilişkiyi tamamen koparmayacak kadar esnek davranmak.

3. İbn Abbas ile konuşması

Rivayete göre Muaviye, Abdullah bin Abbas’a sorar:

“Beni nasıl bir yönetici olarak görüyorsun?”

İbn Abbas’ın şu anlamda cevap verdiği aktarılır:

“Adaletli olduğunda seni destekleriz, zulmettiğinde seni uyarırız.”

Bu rivayet, yöneticinin eleştiriye açık olması gerektiği düşüncesini vurgulamak için anlatılır.

Ayrıntıları kaynaklara göre farklılık gösterir.

4. Sabrı üzerine anlatılan hikâye

Muaviye’nin yanına öfkeli biri gelir ve ağır hakaretlerde bulunur.

Muaviye uzun süre sessizce dinler.

Adam yorulunca şöyle dediği rivayet edilir:

“Bitirdiysen şimdi beni dinle.”

Sakin tavrıyla ortamı yumuşatır ve adamın öfkesi diner.

Bu kıssa, onun öfkesini kontrol edebilen bir siyasetçi olarak tasvir edilmesinde kullanılır.

5. İnsanları para ile yönetmek

Muaviye’ye devlet yönetiminin sırrı sorulduğunda şu anlamda cevap verdiği rivayet edilir:

“Bazı insanların dini vardır, bazı insanların şerefi vardır, bazılarının ise menfaati vardır. Her biriyle anlayacağı dilden konuşurum.”

6. Amr bin As ile siyaseti

Muaviye'nin en önemli danışmanlarından biri Amr bin As idi.

Rivayetlerde ikisi için şöyle denir:

“Amr düşünür, Muaviye uygular.”

Emeviler ve Türkler

Kaynaklara göre: Emeviler döneminde Arapgözlü (ırkçı) ve dışlayıcı bir politika izlenmiş, Maveraünnehir bölgesindeki Türk şehirleri şiddetle fethedilmiş, Türkler “Mevali” (ikinci sınıf Müslüman/köle statüsü) sayılmış.

Siyasi ve Askeri Baskılar

Sert Savaşlar: Kuteybe bin Müslim gibi valiler komutasındaki Emevi orduları Buhara, Semerkand ve Fergana gibi Orta Asya Türk şehirlerini kana bulanarak ele geçirdi.

Türgeş ve Hazarlar ile Mücadele: Türgeşler ve Hazarlar ile yapılan kanlı savaşlar, Emevilerin Orta Asya'da Türklerin direnişiyle karşılaşmasına ve tam anlamıyla hâkimiyet kuramamasına yol açtı.

Sosyal ve Ekonomik Baskılar

Mevali Politikası: Arap olmayan Müslümanları ikinci sınıf gören Emeviler, Müslüman olan Türklerden bile Arap haraç ve cizye vergilerini almaya devam etti.

Arap Milliyetçiliği: Devlet kademelerine sadece Araplar getirildi, Arap olmayan unsurlar dışlandı.

Bu asimilasyoncu ve sert tutum, Türklerin İslamiyet'i kabul etmesini geciktirmiş ve Türklerin Emevi yönetimine karşı derin bir nefret duymasına neden olmuştur. Emevilerin bu ırkçı politikaları, daha sonra Abbasîler döneminde Türklerin desteğiyle devletin yıkılmasında önemli bir etken olmuştur.

Emevi hanedanının yıkılışı:

Mevali Politikası: Arap olmayan Müslümanlara (Mevali) ikinci sınıf insan muamelesi yapılması ve vergi adaletsizlikleri.

Saltanat Kavgası ve İstikrarsızlık: Hanedan üyeleri arasındaki taht kavgaları ve merkezî otoritenin hızla zayıflaması.

Muhalif Hareketler: Şiilerin ve Haricilerin iktidara karşı bitmek bilmeyen muhalefeti ve ayaklanmaları.

Abbasi İhtilali: Horasan bölgesinde güçlenen Abbasi propagandası ve Abbas bin Abdülmuttalib soyunun hilafeti 750 yılında Abbasi İhtilali ile Emevilerden aldı.

Ebu'l-Abbas es-Seffah liderliğindeki Emeviler, Abbasi ordularına karşı II. Mervan komutasında girdiği Büyük Zap Suyu Savaşı'nı kaybederek tarih sahnesinden silindi.

Bu yıkımdan kaçmayı başaran Emevi ailesinden Abdurrahman bin Muaviye, İber Yarımadası'na geçerek 756 yılında Endülüs Emevi Devleti'ni kurmuş oldu.