BEDDUALAR

* En sevdiğin dizinin karşısına geçtiğinde, dizinin günü değişe.

* On parmağından biri kala, o da dolama ola.

* Nikâhında kaleminin mürekkebi bite de imzanı atamayasın.

* Yetmişine kadar kaynananla aynı evde yaşayasın.

* Düğün günü cırcır olasın.

* Yeni aldığın elbisenin üstüne çamaşır suyu döküle, hiç giyemeyesin

* Ekmeğin tavşan, kendin tazı olasın, koşturup da yakalayamasın.

* Çok sıkışasın da gidecek tuvalet bulamayasın.

* Çayın üstüne döküle üfleyecek nefesin olmaya.

* Diyetisyenlerin, plastik cerrahların elinde kalasın.

* Allah senin işini devlet dairesine düşüre.

* Tam 24 saat ola da telefonun hiç çalmaya.

* Saçını değiştiresin de kocan fark etmeye.

* Evlilik yıl dönümünü unutasın da, karın 40 yıl başının etini yiye.

KAMYON ARKASI

* Zor yola, kolay insanlarla çıkılmaz.

* Ya seninle, ya sensiz

* Ya sev, ya terket

* YoIu çekmez kahrım, seninIe katIanırım.

* Sen gökyüzünde doğan güneş, ben yollarda çilekeş.

* Yollar Doç’un bastır koçum.

* İlerde güzel günler göreceğiz demişlerdi, daha ne kadar gideceğiz.

* Bir sabah uykusuna doyamadım, bir de sana.

* Yüreğin de bileğin kadar kuvvetliyse gel.

* Vur kalbime hançeri, yüreğim parçalansın. Fazla derine inme, çünkü orada sen varsın.

* Şehir içi Hattıyım, Sana Bağlıyım.

ADAMIN BİRİ

* Adamın biri varmış, ofsaytı yakalamış.

* Adamın birinin kafası kızmış, vücudu erkek.

* Adamın canı sıkılmış, gevşetememişler.

* Adamın gözü dalmış, burnu yaprak.

* Allah bana 'Yürü Ya Kulum' dedi. Ben de arabayı sattım.

* Bağırsak kurtları bağırsakta yaşarlar, bağırmasak ta.

* “Arkadaşlar telefonlar dinleniyormuş.”

“İyi iyi, dinlensinler, zaten çok yorulmuşlardı.”

* Arkeologlar kazmış, Antropologlar da ördek.

* Bana yamuk yapma!  Ama kare, çember falan yapabilirsin.

TARİHTEKİ OLAYLAR

* Meşhur viski tadımcısı Jack Daniel 1911 de bir sabah iş yerine erken geldi.

Kasasını açmak istedi fakat şifreyi hatırlayamadı.

Kızgınlıkla kasaya tekme attı ve ayak başparmağı yaralandı.

Buradan kaptığı enfeksiyonla da öldü.

* Bobby Leach; Niagara şelalelerinden bir fıçı içinde atlayan dünyadaki ikinci kişi.

Bu atlayıştan başka ölüme meydan okuyan başka girişimleri de bulunuyor.

Bu kadar cesur birisinin ölümü ise oldukça ironik.

Leach, bir gün bir Yeni Zelanda sokağında yürürken bir portakal kabuğuna basınca kayarak düştü ve bacağını kırdı.

Öylesine kötü bir kırıktı ki bacağın kesilmesi gerekiyordu.

Cesur adam bir süre sonra kırıkta oluşan hastalıklar yüzünden öldü.

* I. Dünya Savaşı sırasında alınan yenilgilerle beraber Çarlık rejiminin içine girdiği kriz derinleşir.

Sarayda önemli bir etkiye sahip olan Rasputin, Çariçe Alexandra Fyodorovna aracılığıyla devlet ve ordu yönetimine karışır, uzmanların önerilerinin aksine kararlar alınmasına yol açar.

Zamanla rejimdeki başarısızlıkların nedeni olarak görülür.

II. Nikolay'ın da sırdaşı olması, kimi çevrelerce Alman yanlısı ve vatan haini olarak damgalanır.

Monarşinin devamını isteyenler arasında Rasputin'in ortadan kaldırılmasıyla beraber yönetimin düzeleceğine inananlar suikast planlamaya girişir.

Suikastçilerin önde gelen ismi Prens Feliks Yusupov'dur.

Sarayda verilen bir yemek davetinde Rasputin'e zehir verilir.

Pastalara ve kadehine siyanürün tozlaşmış hali konulur fakat Rasputin pastaları yemesine rağmen zehirlenmeyince silahla vurulur ve öldü zannedilir; ancak Rasputin ayağa kalkarak Prens'in yakasına yapışır.

Sonrasında ise bahçeye kaçarken zorlukla bir kez daha vurularak karların üzerine düşer.

Buzlu bir nehre atılan Rasputin, köprüden 140 metre uzakta ölü olarak bulunduğunda otopsi yapılır.

Yapılan otopsi raporuna göre Rasputin kurşunlardan değil ciğerine dolan sudan, yani boğularak öldüğü belirlenir.

DEĞİŞİM

Körfez Savaşı’ndan önceki yıllarda Amerikalı bir bayan gazeteci, kadınlarla erkeklerin toplumdaki yeri hakkında bir yazı dizisi hazırlamak üzere Kuveyt'e gitmiş.

Gözlemleri sırasında ilk dikkatini çeken, kadınların, kocalarının beş adım gerisinden yürüdükleriymiş.

Yıllar sonra aynı gazeteci tekrar bir yazı dizisi için Kuveyt'e gittiğinde bu sefer bir de bakmış kadınlar önden gidiyor, kocaları beş adım arkalarından geliyor.

Bu işe çok şaşırmış.

Hemen bir kadına yaklaşıp sormuş:

"Bu gördüğüm inanılmaz bir gelişme... Peki ama bu değişikliğin sebebi nedir?"

Kuveytli kadın cevap vermiş:

"Mayınlar..."

MANYAK

Yolcu gemisi okyanusta ıssız bir adanın yanından geçerken yolcular uzun sakallı, üstü başı yırtık, sıska bir adamı fark etmişler.

Adamcağız sahilde oradan oraya koşuyor, çılgın gibi ellerini sallıyor, zıplıyor, bağırıp çağırıyormuş.

Yolculardan biri sormuş:

"Kim bu kaptan?"

Kaptan cevap vermiş:

"Bilmem... Her sene buradan geçeriz, her seferinde de bu manyak böyle kafayı üşütür."

ANNEN ELİMDE

Afacan çocuğun doğum günüdür ve annesinden bir kırmızı bisiklet ister. Annesi de ona bisikleti hak etmediğini ve Hazreti İsa'ya “Günahlarını itiraf ettiği” bir mektup yazmasını söyler.

Çocuk odasına gider ve başlar yazmaya...

“Mukaddes İsa Hazretleri, hep yalan söylediğim için affedin. Söz veriyorum bir daha olmayacak. Bugün benim doğum günüm ve sizden bir kırmızı bisiklet istiyorum.”

Çocuk birden yazmayı bırakır ve sonra mektubu yırtar atar.

Çünkü günahları o kadarcık değildir, ikinci mektubu yazmaya karar verir.

“Mukaddes İsa, hep yalan söylediğim ve annemi dinlemediğim için beni affedin. Bu bir daha olmayacak. Söz veriyorum. Bu gün benim doğum günüm. Sizden bir kırmızı bisiklet istiyorum.”

Ancak bu mektubu da yırtar, çünkü bunlarda işlediği bütün günahlar değildir.

Ve başlar üçüncü mektuba…

Yine olmaz ve afacan çocuk başka bir yol denemek için annesinden izin alır ve kiliseye gider.

Bunu gören annesi çok sevinir ve yaramaz oğlunun akıllandığını sanır.

Küçük çocuk, kilisede minyatür Meryem Ana heykelinin yanına gider ve sağa sola baktıktan sonra onu çantasına koyar ve eve götürür.

Evde yine odasına çıkar ve İsa'ya son mektubunu yazar,

“Hadi bakalım bana kırmızı bisikleti almada görelim... Annen artık elimde rehin!”

HAYAT YOK

Temel, Mars’a gidecek ilk astronottur. 10 milyar dolarlık muhteşem bir uzay gemisi ile giden Temel’den dönüşe dek haber alınamayacaktır.

10 yıl sonra geri döndüğünde flaşlar patlar, herkes merakla etrafını sarar:

"Mars’ta hayat var mı?"

Temel omuzlarını silker:

"Yok..."

Bilim adamları, basın ve tüm dünya hayal kırıklığı içindedir.

Akşam evinde ailesi ile kendi dönüşünü seyrederken Temel’in oğlu sorar:

"Baba, hakikaten hayat yok muydu acaba?"

Temel yine omuzlarını silker:

"Haçan saat 11 dedin miydu bütün dükkânlar kapanii! Sen buna hayat mı diisin?"

GÜLE GÜLE

Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa’nın resmi önünde dua ediyor:

“Tanrım, anneme, babama, büyük babama uzun ömür ver. Güle güle anneanne..."

Bir anlam verememiş bu duaya.

Ancak ertesi gün acı haber gelmiş:

Anneanne sizlere ömür...

Ertesi hafta adam bakmış, çocuk yine duada:

“Tanrım, anneme babama uzun ömür ver. Güle güle büyük baba..."

Ertesi gün büyük baba vefat etmiş.

Bir hafta sonra adam bakmış, küçük çocuk yine duada:

“Tanrım, anneme uzun ömür ver. Güle güle baba..."

Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmiş, yatmış.

Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri...

Sapasağlam.

Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor.

“Ne oldu hanım?"

Hanım cevap vermiş:

“Bizim postacı... Ne iyi adamdı. Bugün haber aldım, ölmüş!"

SIRA SANA GELECEK

Temel, bir haftalığına gittiği memleketten haber vermeden erken dönünce karısını evde başka bir erkekle yatakta bulur.

Derhal belinde taşıdığı tabancasına davranan Temel, yatakta yakaladığı adamı alnının ortasından vurur.

Tabancayı tam kendi kafasına doğrultmuşken, karısı haykırarak üzerine atlar:

“Dur Temelim, kıyma kendine!"

Temel, sinirden titreyerek haykırır:

“Sus kadın, sıra sana da gelecek!"

DENEME ATLAYIŞI

Temel ile Tursun askerde eğitimlerini paraşütçülük üzerine yapıyorlardı.

Komutan:

"Bu bir deneme atlayışıdır. Şimdi herkes sırayla atlayacaktır. Sonra aşağıda buluşma yerine gidip diğerlerini bekleyecektir. Eğer paraşüt açılmazsa fazla telaş yapmayın, ikinci paraşütü deneyin."

Der ve herkesi teker teker atlatır.

Temel birinci paraşütü çeker, açılmaz.

O anda oradan geçen Dursun’a bağırır:

“Ula Tursun, paraşüt açılmiy!"

Dursun soğukkanlılıkla cevap verir:

“Yedeği çek."

Temel onu da dener, o da açılmaz.

Temel Dursun’a yine bağırır:

“Ula yedeği de çektum, o da açılmiy! Galiba yere çakilip ölecegum Dursun!"

Dursun Temel’i şöyle bir süzer ve der ki:

“Ula Temel, hiç korkma. Haçan bu sadece denemedur."

MECBUREN

Adamın biri gazete okurken bir haber ilgisini çeker.

Mutfakta olan hanımına bağırır:

“Hanım! Hanımm gel! Bak gazetede ne yazıyor?”

Kadın işini yarım bırakır gelir;

“Ne oldu?”

“Bak diyor ki; Kadınlar günde on dört bin cümle kuruyorlarmış… Erkekler de yedi bin… Gördün mü? Bilim sizin ne kadar geveze olduğunuzu kanıtlamış…”

Kadın kızgınlıkla kocasına döner;

“Tabi, sizin gibi beyinsizlere bir lafı iki kere anlatınca mecburen bir cümleyi İki kere kurmuş oluyoruz…”

AYNI MEZAR MI?

Temel uzun zamandır görmediği Cemal'le İstanbul'da karşılaşır:

“Uşağum nasılsun pakayum?

“İyiyum da”

“Uşaklar nasuldur?”

“Onlar da çok iyidur”

“Ula karin nasildur?”

Der demez, Cemal’in karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp, soruyu düzeltir.

“Yani, aynı mezarda mi yatayi?”

NİÇİN?

Adamın birinin evinde yangın çıkmış.

Komşuları yardıma koşmayıp olayı seyretmeye başlayınca iş başa düşmüş...

İlk önce oğlunu yangının içerisinden çıkarıp dışarıda beklemesini söylemiş.

Dalmış tekrar duman ve ateşin içine, kızını çıkartmış dışarıya.

Sonra karısını, sonra köpeği ve kedisini.

Daha sonra dışarı hiçbir şey getirmeden 3 kere daha içeri girmiş çıkmış.

Onu seyreden komşularından biri sormuş:

“Niçin yanan eve girip çıkıyorsun dışarı hiçbir şey getirmiyorsun?" diye.

"Kayınvalidem içeride de arada bir girip çeviriyorum!"

YEMEZLER

Okyanus üzerinde uçarken kaptan birden anonsa başlamış,

"Bayanlar baylar, lütfen kemerlerinizi bağlayıp 'çarpışma pozisyonu' alın. Maalesef motorlarımızı kaybettik ve bu bebeği mümkün olan en nazik şekilde denize indireceğiz".

Anonsu duyan yaşlı kadın yanından geçmekte olan hostesin elini tutup

"Kızım Okyanusta köpekbalıkları var mı?" diye sormuş korkudan titreyerek.

"Olmaz olur mu? Var efendim. Bu tip durumlar için koltuğunuzun kenarında bir 'jel' bulacaksınız. Bu jel'i kollarınıza ve bacaklarınıza sürün"

"O zaman bizi yemeyecekler değil mi?"

"Yok, yerler yemesine de, ama o sizden asla zevk alamazlar!"

ALMAN

Uzun cabalar sonucunda Alman vatandaşlığına kabul edilen genç, babasına sürpriz yapmak için sevinç içinde eve koşmuş:

“Babaaa… Bak Alman vatandaşıyım artık...”

Birinci kuşak milliyetçilerden olan baba çok sinirlenir:

“Ulan soysuz, hangi yüzle gider de Alman vatandaşı olursun!” diye gürlerken oğlunun suratına bir de Osmanlı tokadı patlatmış.

Oğlan büyük bir acı ile kıvranırken, bu durumu seyreden annesine dönerek;

“Şu hale bak yaa…! Alman vatandaşı olalı bir saat geçmedi Türklerle başım belaya girdi...!”

KÖTÜ HABER

Eski Romalılara ait bir gemide köle başı, forsaların bulunduğu yere gelip;

“Size bir iyi, birde kötü bi haberim var. İyi haberim şu. Ekmeklerinizi artırdık artık aç kalmayacaksınız…”

Bunu duyan forsalardan sevinç çığlıkları yükselmiş.

“Peki kötü haber ne?” diye cılız bir sesle sormuş bir forsa.

Cevap gecikmeden gelmiş;

“Kötü haberim ise; yarın kralımızın oğlu su kayığı yapmak istiyormuş…”

BADEMLER

Tur otobüsü şoförü, omzuna dokunulunca hafifçe başını çevirip bakmış.

Ön sırada, elindeki bir avuç bademi kendisine uzatan yaşlı bir kadın.

Teşekkür ederek almış bademleri ve yemiş…

15 dakika sonra yaşlı kadın tekrar şoförün omzuna dokunup bir avuç daha badem vermiş.

Bu ikramı 5 kere daha yapınca şoför;

“Zahmet ediyorsunuz efendim. Hep bana yedirdiniz. Biraz da kendiniz yesenize…”

Kadın eğilerek konuşmaya başlamış;

“Bademleri çiğneyemiyorum evladım… Dişlerim yok...”

Şoför şaşırmış ve;

“Niye satın alıyorsunuz o zaman?”

“Evladım ben sadece üzerindeki çikolatayı emmesini seviyorum!...”