Bugün (dün) Süleyman Demirel’in vefatının yıl dönümü.
Kendisi ile ilgili bir şey yazmak istedim ancak;
Sosyal medyada gördüm bu yazıyı.
Hoşuma da gitti.
Kısacık satırlarla anlatılacak bir devlet adamı değil tabi.
Ama hatırlamakta yarar var.
Zira yaşadığı dönemde hakkında çok şey söylendi, değeri yeterinde bilinmedi, hep eleştirildi.
Ama günümüzde mumla aranarak; “Keşke olsaydı” denecek kadar iyi bir devlet adamıydı.
İşte o yazı.
* Devlet Adamlığından ve üslubundan asla taviz vermeyen!
* Atatürk'e ve Cumhuriyete her zaman sahip çıkan.
* Hakkında parodileriyle en çok kendisinin taklidi yapılan ve eleştirel dille bunu en çok yapan kişi olarak Levent Kırca'ya “Devlet Sanatçısı Ünvanını” bizzat kendi elleriyle veren.
* 12 Eylül'de hapse giren "Allah Devletimize zeval vermesin" diyen.
* Seveni de sevmeyeni de olan ama devletin tepesinde hiç bir zaman seviyesizlik, ilkesizlik, kokuşmuşluk yaşatmayan.
* Espri yeteneği güçlü, zekâ seviyesi yüksek “Çoban Sülü” denmesine aldırmayan.
* İstanbul Teknik Üniversitesi, İnşaat Fakültesi, 1949 İnşaat Yüksek Mühendisi mezunuydu Süleyman Demirel.
* Türkiye'nin sanayileşmesinde ve büyümesinde, taşında toprağında bir döneme imzasını atan, “Barajlar Kralı”ydı o.
* Halkın içinden olan “Baba” lakaplı) gerçek bir Devlet Adamıydı.
9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman DEMİREL’i aramızdan ayrılışının 11. yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyoruz.
Bir de benden okuyun Demirel’i:
Süleyman Demirel, Türk siyasetinin en uzun soluklu ve en renkli isimlerinden biriydi.
1 Kasım 1924’te Isparta’nın İslamköy’ünde dünyaya geldi.
Mühendislik eğitimi aldı; su ve baraj projelerinde çalıştığı için halk arasında “Barajlar Kralı” olarak tanındı.
Neden?
Demirel, 1955 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Genel Müdürü olduğunda Türkiye’nin büyük su projelerine öncülük etmeye başladı.
O yıllarda Fırat Nehri üzerine kurulması planlanan “Keban Barajı” nın etüt, planlama ve hazırlık çalışmalarına büyük önem verdi.
Yıllar sonra siyasete atılıp başbakan olduğunda bu kez aynı projeyi devletin yatırım programına aldırdı.
1970 yılında Keban Barajı’nın temeli onun başbakanlığı döneminde atıldı ve Türkiye’nin en büyük hidroelektrik yatırımlarından biri haline geldi.
Barajın tamamlanıp enerji üretimine başlaması ise 1974 yılında gerçekleşti.
Bu nedenle Demirel için: “Genel müdürken hayalini kurduğu ve Keban Barajı’nı, başbakan olduğunda yaptırdı.”
Tabii Demirel’in “Barajlar Kralı” olarak anılmasının nedeni yalnızca Keban değildi; “Seyhan Barajı, Hirfanlı Barajı, Demirköprü Barajı” gibi birçok barajın inşası ve Türkiye’nin su politikalarının gelişiminde de önemli rol oynamıştı.
1960’lı yıllarda siyasete giren Demirel, kısa sürede yükseldi ve 1965 yılında başbakan oldu.
Türkiye’de farklı dönemlerde 7 kez başbakanlık yaptı.
Ancak siyasi hayatı sadece seçim zaferlerinden ibaret değildi; 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 askeri darbesi gibi Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerini de yaşadı. Darbe sonrası bir süre siyaset yasağı aldı, fakat 1987’de yeniden aktif siyasete döndü.
1993 yılında Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı seçildi ve 2000 yılına kadar bu görevi sürdürdü.
Görev süresi boyunca uzlaşmacı tavrı, devlet tecrübesi ve zaman zaman mizahi bulunan nükteli sözleriyle dikkat çekti.
17 Haziran 2015’te Ankara’da hayatını kaybeden Süleyman Demirel; Türk siyasi tarihinin en çok konuşulan, en çok eleştirilen ama en çok iz bırakan liderlerinden biri olarak hafızalarda yerini aldı.
Onunla ilgili bir anekdot hep anlatılır:
Süleyman Demirel bir Erzurum gezisi sırasında vatandaşlarla sohbet ederken bir adam yanına yaklaşır:
“Başbakanım, yıllar önce köyümüze gelmiştiniz. O zaman yeni doğan oğluma siz isim koymuştunuz. Aradan yıllar geçti, ben çocuğun ismini unuttum. Acaba ne koymuştunuz?”
Demirel şaşkınlıkla adama bakar:
“Çocuğu getir bakayım.”
Adam çocuğu getirir.
Demirel çocuğa şöyle bir bakar ve hiç düşünmeden:
“Bunun adı Ahmet’tir.”
Adam büyük bir sevinçle:
“Vallahi hatırladım başbakanım, doğru söylediniz. Ben bile unutmuştum.”
Etraftakiler hayretle Demirel’e sorar:
“Efendim, gerçekten hatırladınız mı?”
Demirel gülümseyerek cevap verir:
“Yok canım, Erzurum’da en çok konulan isimlerden birini söyledim, tuttu!”
Kalabalık kahkahaya boğulur.
Kendisini vefatının 11. Yıl dönümünde Sevgi, Saygı ve Rahmetle anıyorum…
GÂVUR BUNLAR
“Gâvur” kelimesini bilirsiniz.
Genel olarak; Müslüman olmayan kişileri veya dini inanışı farklı olanları ifade etmek için kullanılan bir kelimedir.
Günlük dilimizde genellikle;
“Aşağılayıcı veya ötekileştirici” olarak kullanılır.
Bizim gibi olmayan, bizim dışımızda olanlar için veya bizim adetlerimize uymayıp, değişik davrananlar için de kullanılır.
“Gâvura bak!” veya “Gâvur işte!” gibi.
Bazen de “Gâvurluk yapma lan!” dediğimizde oluyor.
Gördüklerim karşısında keşke biz de “Gâvurluk yapsaydık” demek geliyor içimden…
Neden mi?
Açıklayayım.
Geçenlerde bizim gazetelerde de çıktı haber.
İkinci kordonda; geceleri eğlenen, gezinen, neşeli gece geçiren birileri orayı resmen çöplüğe, iğrenç bir manzaraya dönüştürüyor.
Sabahları gezintiye çıkan, köpeğini gezdirmek isteyen vatandaşlar, karşılaştıkları manzara karşısında resmen kahroluyorlar.
Öncelikle medeniyet ölçüsü sıralamasında üst sıralarda olduğunu iddia eden bir kente,
“Barışın Kenti” diyerek şehrimize özellik kazandırmaya çalışan kurum ve kuruluşlara,
Ülkenin en batısında bulunma şansını yakalamış olan en sorunsuz bir kente,
Yaşamıyla diğer kentlere örnek olmuş bir şehre,
Kültür, sanat etkinlikleriyle belirli bir ruh yakalamış olan kente,
Tarihinde “Truva” gibi önemli bir turizm değerine sahip kente,
Çanakkale Savaşlarında tarihe “Geçilmez” damgası vurduran bir ruha sahip kente, bu görüntüler hiç yakışmıyor.
Çöpler önümüzden resmen resmi geçit yapıyor.
Naylonlar, bira şişeleri, meyve artıkları, çerez kabukları v.s.
Gelelim Gâvurlara.
Malumunuz “FİFA 2026 Dünya Kupası” na idrak etmiş bulunuyoruz.
Dünyanın en başarılı futbol ülkeleri maç yapmak üzere sahaya çıkıp, mücadele ediyorlar.
Bunun yanında milyonlarca seyirci, çeşitli statlarda bu mücadeleleri seyrediyor ve takip ediyorlar.
Bu organizasyonu düzenleyen ülkeleri düşünsenize:
Bu kadar inanın yiyecek, yatacak, eğlenecek ve günlük ihtiyaçlarını giderecek hazırlıkları yapmak için gece-gündüz çalışıyorlar.
1 ay sürecek bu organizasyonda belki döviz gelirleri artacak ancak, resmen anaları da ağlayacak.
Ama okuduğum haber için içimden şöyle dedim ki, siz de gördüyseniz muhakkak benim gibi düşünmüşsünüzdür.
2 gün önce San Francisco’da Hollanda ile Japonya karşı karşıya geldi.
Çok güzel bir mücadele sonrası iki takım 2-2 berabere kalarak sahayı terk etti.
Ama…
“Gâvur” olan, Japon seyirciler sahayı terk etmedi.
Neden?
Çünkü onlar stat tribünlerini temizlemek için kaldılar.
Ellerindeki poşetlerle seyircilerin oturdukları koltukları tek tek gezerek tüm çöpleri topladılar.
“Lan bize ne elin stadyumundan” demediler,
Erinmediler,
“Elimize yapışır” demediler,
“Bizim işimiz mi?” demediler,
“Bize ne el âlemin çöpünden!” demediler,
“Bu çöpleri toplarken her tarafımız batacak” demediler…
Hepsi yanlarında getirdikleri çöp torbalarını açıp, plastik eldivenlerini giyerek çöpleri toplamaya başladılar.
Hem de gülerek, eğlenerek…
Bizler;
Kordonda eğlenerek batırıp, çöp yuvasına çevirirken;
Bu gâvurlar stadyumda eğlendikten sonra çöpleri toplayıp, temizlediler.
Gördünüz mü şimdi Gâvuru!
İnsan bu fotoğrafı gördükçe kahroluyor.
Kendi insanlığından utanıyor.
İçine sindiremiyor…
“Temizlik imandan gelir” sözü ile yoğrulmuş bir milletin evladı olarak resmen kahroluyorum…
O halde yapacak şu:
Ziya Paşa ne demiş?
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”
Nush (nasihat): İyilikle öğüt verme.
Tekdir: Azarlama, kınama.
Kötek: Dayak, sopa.
Buradan şehir idarecilerine sesleniyorum:
LÜTFEN!
Ettiğimiz “TEKDİR” yeter.
“NUSH” ile uslanmadılar.
O halde “KÖTEK” kısmına geçerek, kallavi bir “CEZA” kesmek boynunuzun borcudur.
Bundan böyle orada oluşacak olan çöplerden, görevini yapmayan sizler sorumlusunuz.
Bilesiniz…
Siz görevinizi yapmayıp ceza kesmezseniz;
Çöp olur,
Çöp olursa;
Çöpü toplamak için fazla mesai harcanır,
Sokrates’e atfedilen bir sözde şöyle denir: “Kimseye hiçbir şey öğretemem, yalnızca onların düşünmelerini sağlayabilirim.”
İnsan, kendi zihnindeki kalıpları ancak kendisi yıkabilir. Çünkü düşünmeye sevk etmek, aslında öğretmenin en derin biçimidir. Vatandaştan fazla para istersiniz…
Sonra da vatandaş su faturalarına eklenmiş olan fahiş “Katı atık parasına” itiraz edip durur.