Bir şirketin yükselişi, krizi ve yeniden ayağa kalkış hikâyesi…
Önce müdürler kronolijisi:
2006 - 2016
Müdür: Hasan İlhan Yürükçü
GESTAŞ’ın kurucu genel müdürü.
Şirketin kuruluş sürecini yönetti.
Filonun büyümesi, yeni hatların gelişmesi, Gökçeada-1 feribotu ve Conkbayırı deniz otobüsü gibi önemli yatırımlar bu dönemde gerçekleşti.
Yaklaşık 10 yıl görev yaptı.
Ocak 2016 - Eylül 2019
Müdür: Abdullah Volkan Uslu
Kurumsal yapı ve işletme yönetiminde görev yaptı.
En çok konuşulan hamlesi, “Önceki dönemden kalan dolar üzerinden gemi kiralama sisteminin Türk Lirasına çevrilmesi için yürüttüğü mücadele” oldu.
Bu hamlenin GESTAŞ’ı önemli bir “Kur yükünden kurtardığı” ifade edildi.
Eylül 2019’da görevinden istifa etti.
2019 - Haziran 2023
Müdür: Mahir Sevinç
GESTAŞ’ın en tartışmalı dönemlerinden biri olarak anıldı.
Bu dönemde borçlanma, satın alınan bazı gemiler, mali yapı ve yönetim tercihleri kamuoyunda yoğun şekilde tartışıldı.
Mahir Sevinç, 2023 yılında milletvekili aday adaylığı için görevinden ayrıldı.
Haziran 2023 - Günümüz (2026)Hasan Müdür: İlhan Yürükçü
GESTAŞ’a ikinci kez döndü.
Şirketin mali yapısının düzelmesi, zarar eden yapının kâra geçmesi, vergi ve SGK borçlarının ödenmesi bu dönemin öne çıkan başlıkları oldu.
Çanakkale Valisi Ömer Toraman’ın açıkladığı verilere göre “GESTAŞ 2024 ve 2025 yıllarında toplam 340 milyon TL kâr elde etti.”
Çanakkale’nin iki yakasını birbirine bağlayan GESTAŞ, sadece bir feribot şirketi değil, her zaman şehrin ekonomik ve sosyal hayatının en önemli kurumlarından biri olmuştur.
Şirketin ilk büyüme dönemlerinden birinde genel müdürlük görevinde bulunan Hasan Yürükçü, GESTAŞ’ın “Kurumsallaşması ve filonun gelişmesinde” önemli rol oynayan isimlerden biri olarak gösterildi.
Daha sonra 2016 yılında görev değişikliği yaşandı ve göreve “Volkan Uslu” geldi.
VOLKAN USLU DÖNEMİ
Volkan Uslu dönemini değerlendirirken en önemli başlık, “Dolar üzerinden yapılan gemi kiralamalarıdır.”
2018 yılında GESTAŞ’ın kiraladığı gemiler için “Aylık yaklaşık 147 bin dolar ödeme yaptığı” kamuoyuna yansımıştı. Dövizdeki sert yükseliş, şirket için ciddi bir mali risk oluşturuyordu.
Bu durum Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası toplantılarında da gündeme gelmişti.
Uslu yönetiminin girişimleriyle bu kiralama modelinin Türk Lirasına çevrilmesi için müzakereler yürütüldü.
Çanakkale basınındaki değerlendirmelerde, bu hamlenin “GESTAŞ’ı sonraki yıllarda milyonlarca liralık ek maliyetten kurtardığı” ifade edildi.
Hatta bazı haberlerde iki yıllık süreçte yaklaşık “20 milyon TL avantaj sağladığı” belirtildi.
Uslu tüm bunları yaparken ne Vali, ne de siyasiler yanında olmadı.
O hep yalnız kalmıştı.
Ama yılmadan, çekinmeden, görev bilerek “Dolar-Türk Lirası” operasyonunu onca sıkıntıya rağmen başarıyla yaptı.
Şimdi burada önemli bir nokta var:
Dolarla gemi kiralama kararı Volkan Uslu döneminde alınmadı.
Ancak yükselen kurun yarattığı riski azaltmak için çözüm arayan ve bu değişikliği gerçekleştiren yönetim onun dönemiydi.
Bu, hakkı teslim edilmesi gereken önemli bir yönetsel adımdır.
Volkan Uslu, 2016 yılında başladığı genel müdürlük görevinden Eylül 2019’da ayrıldı.
Bu istifa, dönemin basınında da doğrulandı.
BORÇLAR VE TARTIŞMALAR
Volkan Uslu sonrasında GESTAŞ yönetimi değişti.
Bu döneme ilişkin eleştiriler daha çok; “Şirketin mali yapısındaki bozulma, artan borçlar ve yönetim tercihleri” üzerine yoğunlaştı.
Ancak burada da adil olmak gerekir.
Bir şirketin mali tablosunu yalnızca bir genel müdüre bağlamak doğru olmaz.
Akaryakıt maliyetleri, ekonomik krizler, pandemi dönemi ve yatırım kararları da mali sonuçları etkileyen önemli faktör olarak bilinmelidir.
MALİ DENGENİN YENİDEN KURULMASI
2023 yılında tekrar göreve gelen Hasan Yürükçü döneminde, GESTAŞ’ın mali tablolarında belirgin bir iyileşme yaşandığı ifade edildi.
Çanakkale Valisi Ömer Toraman, Gelibolu Yeni Feribot İskelesi açılışında yaptığı konuşmada;
“GESTAŞ’ın önceki yıllarda zarar ettiğini, ancak 2024 yılında 191 milyon TL, 2025 yılında ise 149 milyon TL kâr ettiğini, ayrıca yaklaşık 200 milyon TL tutarındaki vergi ve SGK borçlarının ödendiğini açıkladı.”
Bu açıklamalar Hasan Yürükçü yönetiminin başarısı olarak yorumlandı.
“VEFA” TARTIŞMASI
Ancak Vali Toraman’ın konuşmasındaki “Önceki dönem zararları” vurgusu siyasi bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, GESTAŞ’ın bugün geldiği noktada geçmiş yıllardaki yatırımların ve alınan kararların da payı olduğunu belirterek “Siyaset vefa gerektirir” açıklamasını yaptı.
Özellikle Gelibolu İskelesi gibi projelerde geçmiş dönemde emeği geçenlerin de anılması gerektiğini söyledi.
Bugün görünen tablo şudur:
Hasan Yürükçü, iki ayrı dönemde de GESTAŞ’ın büyümesi ve özellikle son dönemde mali yapının toparlanmasında önemli rol oynamıştır.
Volkan Uslu, kendisinden önce yapılmış olan (ve gittikçe artan) dolarla gemi kiralama yükünü azaltarak şirketi ciddi bir kur riskinden kurtaran stratejik bir karar almıştır.
GESTAŞ’ın bugünkü başarısında sadece son iki yılın değil, geçmişte yapılan bazı doğru hamlelerin de payı vardır.
Aynı şekilde geçmiş yönetimlerin tartışmalı kararlarının ve mali sıkıntılarının konuşulması da doğaldır.
Bir kurumun tarihini yazarken sadece son sayfaya bakmak adil değildir.
Geçmişin muhasebesi yapılırken “Ne başarılar unutulmalı ne de hatalar örtülmelidir.”
Kimi zaman;
Bir yönetici gemiyi açık denizde fırtınaya bırakır.
Kimi zaman;
Bir başkası o gemiyi su almış halde teslim alır.
Burada önemli olan;
Mazeret üretmek değil, gemiyi limana sağ salim yanaştırabilmektir.
Biz de alkışı, bunu başaranlara veririz.
Atalarımız ne demiş:
“Yiğidi öldür ama hakkını da yeme…”
YANGINLAR
Daha yazın başındayız…
Takvim henüz yangın mevsiminin ortasına bile gelmedi.
Ama alevler yine sahnede. .
Gökyüzünü kaplayan dumanlar, ormana koşan ekipler, havalanan uçaklar ve helikopterler…
Her yıl aynı manzara.
Her yıl aynı haberler.
Her yıl aynı cümleler: “Ekipler yangını kontrol altına almak için yoğun çaba gösteriyor.”
Elbette mücadele eden ormancının, itfaiyecinin, pilotun emeğine kimse söz söyleyemez.
Onlar ateşin içine girip bizim nefesimizi koruyorlar.
Sözümüz onlara değil.
Sözümüz, her yıl aynı acıyı yaşamamıza rağmen hâlâ önlem alamayanlara…
İnsan gerçekten sormadan edemiyor:
Bu yangınlar sanki güneşin yüzünü göstermesini mi bekliyor?
Bunca uyarıya, bunca yasağa, bunca duyuruya rağmen nasıl oluyor da her yıl aynı kabusu yaşıyoruz?
Dikkatsizlik olur, hata olur, insanlık hali der geçersiniz.
Peki ya tedbirsizlik?
Peki ya gerekli önlemleri zamanında almamak?
Bunun hiç mi sorumlusu yok?
Orman, sadece devletin dosyalarında yazan bir alan değildir.
Orman, o bölgede yaşayan insanın evidir, geçimidir, çocukluğudur, anısıdır.
O halde biraz cesur kararlar alın.
Orman köylüsüne daha fazla yetki verin.
Köyün insanını sadece yangın çıktıktan sonra traktörüyle su taşımaya çağırmayın.
Onu işin içine baştan katın.
Gözlemci yapın, sorumlu yapın, koruyucu yapın.
Çünkü o ormanın hangi patikasından rüzgâr estiğini, hangi ağacın altında hangi kuşun yuva yaptığını en iyi onlar bilir.
Biz, her yaz aynı filmi izlemekten yorulduk.
Alevler yükseliyor, kameralar geliyor, açıklamalar yapılıyor, birkaç gün sonra her şey unutuluyor.
Ama yanan bir çam ağacının yerine yenisinin gölge vermesi onlarca yıl sürüyor.
Ve daha önümüzde en az dört ay var…
Dört ay boyunca sıcaklar artacak, rüzgârlar sertleşecek, risk büyüyecek.
Biraz kıpırdayın artık!
Yangın söndürmek elbette önemlidir ama asıl başarı yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır.
Bu ülkenin ormanları hepimizin emaneti.
Yanan sadece ağaç değildir; nefesimizdir, geleceğimizdir.
Yazıktır.
Günahtır.
Ayıptır.
NE EV Mİ?
Eskiden Çanakkale’de bir ev ilanı görülünce insan “Acaba kaç odalı?” diye sorulurdu.
Şimdi, herkes kalp doktorunun numarasını soruyor.
Çünkü ilanlarda yazan rakamlar “Ev fiyatı mı? Küçük ölçekli bir ülkenin milli geliri mi?” belli değil.
Bir bakıyorsunuz:
2+1 daire ve kirası: 30 bin lira.
Bir başka ilan:
3+1 daire ve kirası: 40 bin lira.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu evin içinde altın musluk mu var?
Akşamları salonunda Mozart konseri mi veriliyor?
Mutfakta yemekleri Michelin yıldızlı bir aşçı mı hazırlıyor?
Yoksa kapıyı açınca “Hoş geldiniz efendim, Boğaz’ın yarısı sizin” diyen bir görevli mi çıkıyor?
Tabi ki hayır:
İçinde yaşayan yine vatandaş.
Elektrik faturası yine ona geliyor.
Doğalgaz faturası yine ona geliyor.
Ay sonunu getirme telaşı yine onun.
Peki kim yaşayacak bu şehirde?
Çanakkale’ye atanan genç bir öğretmen ne yapacak?
Bir polis, bir hemşire, bir memur, üniversite öğrencisi nasıl barınacak?
Asgari ücretle çalışan bir işçi ne yapacak?
Maaşını direkt ev sahibinin hesabına gönderip kalan günlerde fotosentez mi yapacak?
Sabah kahvaltısında “Bugün de güneş güzel, biraz enerji depolayayım” mı diyecek?
Bakın ciddi şekilde soruyorum:
Bu şehirde çalışan insanın yaşayabilmesi artık lüks hâline geldiyse, ortada ciddi bir sorun var demektir.
Elbette bunun birçok sebebi var.
Çanakkale’nin cazibesinin artması, yatırım amaçlı konut alımları, arzın yetersiz kalması, yeni konut üretimindeki sorunlar, enflasyon ve yıllardır uygulanan ekonomik politikaların yarattığı yüksek fiyat sarmalı…
Ama asıl soru şu:
Bütün bunlar olurken yönetenler ne yaptı?
Türkiye’de aynı siyasi iktidar yaklaşık 24 yıldır ülkenin yönetiminde.
Yani iktidarın, “Bize biraz zaman verin” diyecek dönemi çoktan geride kaldı.
Yahu neredeyse bunların koltuktan inme vakti geldi.
Bir çocuğun doğup üniversiteyi bitireceği kadar zaman geçti.
Bir nesil büyüdü.
Ev fiyatları ise o neslin ulaşamayacağı yerlere doğru büyümeye devam etti.
Bugün vatandaşın derdi;
Uzaya gitmek değil.
Aya insan göndermek değil.
Uçan araba kullanmak da değil.
Vatandaşın derdi çok daha mütevazı:
“Çocuğumla başımı sokabileceğim bir evi nasıl tutacağım?”
Bu soruya cevap verilemiyorsa, ekonomide anlatılan bütün büyük hikâyeler biraz eksik kalıyor.
Çünkü hayat, televizyon ekranlarında anlatıldığı kadar güllük gülistanlık değil.
Pazarda, markette, kiralık ev ilanlarının karşısında hayat başka bir şey söylüyor.
Çanakkale’nin en büyük zaferi, yüz yıl önce bu toprakları savunmak oldu.
Bugünün mücadelesi ise belki daha sessiz ama bir o kadar gerçek:
Bu şehirde yaşayan insanların, kendi şehirlerinde yaşayabilme mücadelesi.
Çünkü bir gün gelir, Çanakkale’nin manzarası aynı kalır ama içinde yaşayacak Çanakkaleli kalmaz.
O zaman elimizde güzel bir şehir değil, sadece pahalı bir kartpostal kalır.