3 TEKME
Ülkemizin tanınmış avukatlarından biri, yaban kazı avı zamanı, tüfeğini alıp Karadeniz sahillerine çıkmış.
Uçarken görmüş kazı ve “Dannn!” aniden çakmış kuşa.
Kuş döne döne inmeye başlamış yere… Düşmüş sonunda ama arazide bir çit var, onun öte yanına.
Kazı almak için, çiti aşmaya çalışırken, yaşlıca çiftçi Temel çıkıvermiş ortaya… Merakla sormuş:
“Haçen sen ne yapaysun penum arazimde? İn misun, Cin misun? Yoksa hırsiz misun?”
Avukat cevap verir:
“Şu yaban kazını vurdum da almaya çalışıyorum.”
Yaşlı çiftçi Temel:
“Ula uşağum, o arazi penum olduğuna göre, içindeki kuş da penumdur” diye terslemiş.
Avukat sesini yükselterek:
“Ben bu ülkenin en büyük avukatlarından biriyim. Beni uğraştırma! Mahkeme masrafı falan… Çiftliğine kadar alırım bak!” der.
Yaşlı çiftçi Temel gülmüş…
“Biz Karadenuz’de böyle küçük sorunlari mahkemeyle değul, ‘üç tekme’ kuraliyla çözeruz” diye cevap vermiş.
Avukat merakla sormuş:
“Nedir o üç tekme kuralı?”
Çiftçi Temel:
“Şöyle” demiş.
“Önce biri ötekine 3 tekme vurur, sonra da öteki… Sonra gene ilki… Pirisi pes edene kadar.”
Avukat “Ben gencim… Güçlü, kuvvetli ve sportmenim… Çiftçi ise ihtiyar… Ben bunu haklarım” diye içinden düşünmüş ve:
“Kabuul” diye bağırmış…
Yaşlı Çiftçi Temel:
“Haçen purasi penum arazim olduğuna göre, ilk furma hakku da penumdur” demiş ve bir tekme atmış avukatın kasıklarına…
Avukat
“Ugggh!” diye sızlanarak birden dizlerinin üzerine çökmüş.
İkinci tekme tam midesine gelmiş ki, avukat öğlen yediği yemekleri “Böğğğ!” diye çıkaracakmış ve birden dört ayak haline gelmiş yerde…
Yaşlı Temel üçüncü tekmeyi tam k.çına kondurunca, avukat öne kapaklanıvermiş…
Önde de çiftçinin ineğinin biraz evvel oraya bıraktığı ıslak tezek varmış…
Suratı da aynen gömülmüş içine…
Avukat;
“Şimdi de sıra bende, ihtiyar tilki” demiş ve doğrulmuş yaşlı çifti Temel’e… Ağzına kadar giren pislikleri, ceketinin koluyla temizlemeye çalışıyormuş.
Yaşlı Temel avukatın bu halini görünce gülmeye başlamış ve:
“Ula uşağum, haçen pen pes edeyrum. Bir kaz içun döğüşmeye değmez daaa. Sen al kuşunu da cit haburdan!...”
TARİHTEN
MANYAK OLAYLAR
* 1911'de Fransız terzi Franz Reichelt, kendi buluşunu test etmeye karar verdi.
Kendi yaptığı elbise şeklindeki paraşütle Eyfel kulesinden atladı.
Ama paraşüt açılmadı.
* Avusturyalı Hans Steininger, 1.4 metrelik sakalı ile meşhur olmuştu.
1567 yılında Steininger, kasabasında çıkan yangına yardıma giderken yanlışlıkla sakalına takılıp düşerek, boynu kırılarak ölmüştü.
* Amerika'da bir hayvanat bahçesinde görevli olan fil bakıcısı rutin temizliğini yaparken filin dışkısı altında kalarak can vermişti.
* 8. yüzyılda yaşadığı düşünülen Çinli şair Li Po, Ay'ın, Yangtze Nehri'ndeki yansımasını kucaklamaya çalışırken boğularak ölmüştü.
* Hindistanlı beyzbol oyuncusu Ray Chapman, bir beyzbol maçında atış sırasında öldü.
1920'de oynanan bir maçta kafasına beyzbol topu gelmesi yüzünden öldü.
* İsveç Kralı Adolf Frederick yemeği çok severdi ve bu yüzdende öldü.
1771 de 61 yaşında bir sofrada etler, ıstakozlar, çorbalar, tütsülenmiş etler, şampanya ve en sevdiği tatlıdan 14 tane yedikten sonra ölmüştü.
* Sivil savaştan sonra politikacı Clement Vallandigham çok başarılı bir avukat olarak tanınmıştı.
1871 Thomas McGehan 'in mahkemede savunmasını yaparken jüriye tabancanın pozisyonunu göstermek isterken kaza ile kendisini vurdu.
Teorisi doğruydu ve müvekkili suçsuzdu ama bunu ispatlamak için yaptığı gösteride yaşamını yitirdi.
* Allan Pinkerton (1819-1884) meşhur Pinkerton detektif ajansını yaratan kişiydi. Suç tahlil teknikleri konusunda çok önemli çalışmaları vardı. Böyle bir araştırma sırasında kaptığı enfeksiyon yüzünden yürürken öldü..
* 1998'de bir Fransız oldukça karmaşık bir intihar girişiminde bulundu.
Bir deniz kıyısında yüksek bir yamacın tepesine çıkıp boynuna bir ip bağladı, ipi de büyük bir kayaya bağladı.
Sonra zehir içti ve kendini ateşe verdi.
Uçurumdan atlarken de tabancayla kafasına ateş etti!
Ama devamı daha ilginç.
Çünkü kurşun onu ıskalayıp ipi kesti, böylece adam suya düştüğünde asılı kalmadı.
Soğuk su yanan elbiselerini söndürmekle kalmadı aynı zamanda onu şoka sokarak yuttuğu zehri kusmasını sağladı.
Sudan bir balıkçı tarafından çıkarılıp hastaneye götürülen adam orada hipotermiden (vücut ısısının aşırı düşmesinden) dolayı öldü.
NEYZEN TEVFİK
Neyzen Tevfik'e içkinin yasaklanmasından sonra bir gün Peyami Safa, üstadı ziyarete gider.
Odanın bir köşesinde koca şarap fıçısı görünce şu diyalog gelişir:
“Bu ne üstad? hani artık içmeyecektin!?”
“Ne yaparsın evlat içmezsem kuvvetten düşüyorum.”
“Peki içkinin faydası oluyor mu?”
“Olmaz olur mu sen ne diyorsun!! Bak bu fıçıyı, geldiğinde yerinden oynatamazdım, şimdi tek elimle bile kaldırıyorum.”
Doktor Fahrettin Kerim Gökay, “İçkinin zararları” konulu konferansını vermektedir.
Bir ara: “Rakının her kadehi, hayatımızı bir saat kısaltır” der.
Dinleyicilerin arasında bulunan Neyzen Tevfik, yerinden fırlayıp bağırır:
“Eyvah, yandık!”
“Hayrola?”
“Hesap ettim; meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş.”
Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e içki içmeyi yasaklamış…
İçmeye devam ettiği takdirde hayati tehlike doğacağını söylemiş...
İleri derecedeki samimiyetlerine dayanarak içki içmeyeceğine dair bir de and içirmiş... Aradan zaman geçmiş, Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e bir yerde içki içerken rastlamış…
Hemen hatırlatmış verdiği sözü:
“Hani sen içki içmemek üzere and içmiştin?”
Neyzen şöyle cevap vermiş:
“Üstat, biz fakir adamız... Bulunca içki içeriz, bulmayınca and içeriz!...”
Sosyete çevrelerinde tanınmış bir hanım, Neyzen'le karşılaşınca,
“Aşk olsun, benim için aşifte filan gibi sözler söylemişsiniz?”
Neyzen elini sinek kovalar gibi sallamış;
“Hanım, sen beni tanımıyorsun. Ben herkesin bildiği şeyleri söylemem.”
Zamanın maliye bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemidir. Neyzen'e soruyorlar:
“Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?”
“Maliye nazırı değilim ki, çalarken zevk alayım…”
Neyzen'in ustalığının ve hoş sohbetinin namını çok duyan Gâzi Mustafa Kemal Atatürk, kendisiyle görüşmek ister.
Bu çağrıya çok sevinen Neyzen, Paşanın misafiri olur.
Sohbet muhabbet derken aralarında şöyle bir diyalog gelişir;
“Neyzen üstat, senin için iyi içer derler doğru mu?”
“Eh, içerim paşam.”
“Ne kadar içersin mesela, iki tane kiloluk içer misin?”
“İçerim paşam.”
Bunun üzerine Atatürk görevliye seslenir ve iki büyük rakı getirtir.
Rakılar gelince Neyzen görevliye seslenip, “Bir kase, bir kaşık bir de ekmek” ister.
Görevliler şaşkınlık içinde Neyzen'e bakarken Atatürk bakışlarıyla onaylar ve Neyzenin istedikleri gelir.
Atatürk Neyzenin istedikleriyle ne yapacağını merak ederken Neyzen bir büyük rakıyı açar, kâseye boşaltır, ekmeği ufak ufak doğrar ve başlar kaşıklamaya.
Atatürk gözleri şaşkın bir halde onu izlerken, Neyzen kâsedeki rakı azaldıkça doldurmaya devam ederek ekmeği bitirir ve
“Karnım doydu paşam, şimdi içmeye başlayabilirim.” der.
Bunun üzerine Atatürk gülerek,
“Pes, vallahi, ben pes ediyorum Neyzen”
Diyerek, kendisinden ney üflemesini rica eder.
Neyzen ve Atatürk bol muhabbetli bir kaç saat geçirirler ve sonunda Atatürk Neyzen'e teşekkür ederek, “Var mı benden bir istediğin” diye sorar.
Neyzen de cevap olarak, “Sağlığınız paşam” der, Paşa'nın elini öpüp çıkar.
Daha sonra Atatürk ile ne konuştuğunu merak eden abisine olayı anlatan Neyzen'e şaşıran abisi;
“Ulan yatacak yerin yok, Paşa ‘Ne istersin?’ diye sorduğunda bir ev isteseydin ya” diyen abisine Neyzen'in verdiği cevap, bugün yaşadığı yeri unutup, yatıp kalkıp Atatürk'e hakaret edenler içindir birazda;
“O zaten hepimize bir ev verdi ya!”
SARIK TUTUŞTU
Sarıklı hoca medresede ders anlatırken, genç mollalardan biri parmak kaldırmış:
“Susadım hocam!” demiş.
Hoca sinirlenmiş:
“Öyle denmez; ‘Derûnum âteş-i nâr ile püryân idigünden, bir kadeh lebrîz âb-ı hoşgüvâr, nûş eyleyerek, teskîn-i âteş ve bu sûret ile iktisâb- ı ferâh-ı bî-şumâr eylemeliyim’ demeliydin... Cahiller gibi susadım, demek olur mu?”
Aradan zaman geçmiş, bir gün sınıftaki mangaldan sıçrayan bir kıvılcım, gelip hoca efendinin sarığının kıvrımına girmiş...
Genç molla hemen parmağını kaldırmış:
“Ey hâce-i bî-misâl, v'ey üstâd-ı zî-kemâl, bu şâkird-i pür-ihmâl, şol vechile arz-ı hâl eyler ki; bu hikmet-i müte’âl, nâr-ı mangaldan bir şerâre-i cevvâl pertâb ile ser-i âliyyü’l âlinizdeki sarığı iş'âl eylemiştir.”
Hoca, elini sarığına atar atmaz, sarık tutuşur, hemen pencereden fırlatır:
“Bre mel’un! ‘Hocam, sarığın tutuştu’ desene!”
Genç molla cevabı yapıştırır:
“Aman hocam, cahiller gibi, yandı, tutuştu denir mi?”
SİNİRE GEREK YOK!
Bir gün bir kaplan uyandığında kendini canavar gibi hissetmiş.
Hatta kendini öyle iyi hissetmiş ki, bir küçük maymunu köşeye sıkıştırmış ve ona gürlemiş,
“Ormandaki hayvanların en güçlüsü kim lan!”
Ve zavallı tir tir titreyen maymun cevap vermiş,
“Sizsiniz tabii ki, sizden güçlüsü yok!”
Kısa bir süre sonra, kaplan bir geyiğe rastlamış ve kükremiş,
“Ormandaki hayvanların en büyüğü ve en güçlüsü kim lan!”
Geyik öyle çok titriyormuşki kekeleyerek,
“Eee… Şee… Şeyyyy büü… Büüü… Yüüüük… Kaa… Kaaa… Kaplan, siz ormandaki en güçlü hayvansınız.” demiş.
Kaplan hızını almışken, sessizce ot yiyen bir file caka atmaya başlamış ve en yüksek sesiyle gürlemiş,
“Ormandaki hayvanların en güçlüsü kim lan!”
Fil aniden hortumuyla kaplanı yakaladığı gibi havaya kaldırmış, yere vurmuş…
Sonra tekrar yakalayıp havaya kaldırmış ve kaplan portakal ve kömür renkli bulanık bir görüntü halini alana kadar sıkıp silkelemiş ve sonunda onu şiddetle yakındaki bir ağaca fırlatmış…
Kaplan sendeleyerek ayaklarının üzerinde doğrulmuş, file bakarak sessizce konuşmuş:
“Yahu kardeşim, sırf cevabı bilmiyorsun diye bu kadar sinirlenmene gerek yok!”
SAYGILAR
Adamın biri kavga ettiği birine eşek demekten mahkemelik olmuş sonuçta küçük bir ceza almış tam duruşmanın sonunda hâkime sormuş;
“Efendim gördük ki bir beyefendiye eşek demek suç imiş. Pekâlâ, bir eşeğe beyefendi demek suç mudur?”
Hâkim cevap vermiş;
“Hayır değildir.”
Davalı, davacıya dönerek:
“Saygılar beyefendi Saygılar!” demiş.
ŞAŞIRTMACA
Komutan; eğitimde erlere sormuş;
“Bir ciple çölde gidiyorsunuz ve yukardan düşman uçağı sizi bombalıyor siz ne yaparsınız?”
İdris cevaplamış önce:
“Ben cipi durdurup altına girerim...” demiş.
Dursun da, “Ben cipi bırakır ve kaçarım...” demiş.
Sıra Temel’e gelince, “Ben pilotu şaşırtırım” demiş.
Komutan “Nasıl yapacaksın bunu?” diye sorunca kabararak cevaplamış: “Sağa sinyal verip sola dönerim...”