Geçenlerde bir haber düştü önüme.
“Yetmiş sekiz yaşında bir adam, çöplerden plastik şişe toplayarak geçiniyormuş.”
Eskiden böyle haberleri okuyunca insanın aklına devlet, belediye, sosyal yardım, komşuluk, vicdan gibi şeyler gelirdi.
Şimdi sosyal medyada kaç beğeni aldığına bakıyoruz.
Sonra birileri çıkıp şöyle dedi:
“Efendim, enginar soyan bir adam ayda 240 bin lira kazanıyormuş.”
Öfff...
Ne büyük para!
Hakikaten insan şaşırıyor.
Çünkü bu ülkede aylık 240 bin lira kazanan birini görünce hemen ekonomi profesörü kesilenler var.
Ama aynı kişiler nedense şu soruyu hiç sormuyor:
“Bu milleti soyanlar ayda ne kadar kazanıyor?”
Sorsalar;
Birden sessizlik olur.
Mikrofon bozulur.
Yayın durur.
Yetmiş sekiz yaşında bir adamın sabahın köründe çöpe gitmesini normal buluyoruz ama onu o yaşta çalışmak zorunda bırakan düzeni sorgulamıyoruz.
Oysa haberin içinde asıl rakam 78.
Yetmiş sekiz...
Bir insanın emeklilikten de emekli olması gereken yaş.
Torun seveceği, kahvede okey taşlarına kızacağı, balkonda fesleğen sulayacağı yaş.
Ama o hâlâ çöp karıştırıyor.
Biz ise enginar hesabı yapıyoruz.
Bir de meşhur söz vardır ya...
“Fırat'ın kıyısında bir koyun kaybolsa hesabı sorulur.”
Güzel söz.
Çok güzel söz.
Ama galiba koyun biraz şanslıymış.
Çünkü bizim memlekette bazen insanlar kayboluyor, emekliler kayboluyor, gençler kayboluyor, umutlar kayboluyor.
Kimse koyun kadar gündem olamıyor.
Sonra televizyonlarda uzmanlar çıkıyor.
“Ekonomi büyüyor.”
“İhracat artıyor.”
“Rekor kırdık.”
Allah bereket versin.
Rekor kırılmadık yer kalmadı zaten.Bir tek vatandaşın beli kırılmadıysa o da yakında kırılır.
Ama bütün bunların arasında en çok hoşuma giden şey şu:
Bir adamın ne kadar kazandığını santim santim hesaplayanlar, milyonların nasıl kazanıldığını metreyle bile ölçmeye yanaşmıyor.
Enginarın kabuğunu soyar gibi vatandaşın gelirini soyup inceliyorlar.
Ama servetlerin kabuğuna bıçak değmiyor.
Demek ki mesele para değil.
Mesele paranın kimde olduğu.
Yetmiş sekiz yaşındaki adamın elindeyse çok.
Başkasının kasasındaysa başarı hikâyesi.
İşte bizim ekonomik mucizemiz de burada başlıyor.ÖZGÜR ÖZEL NE YAPACAK?
CHP’nin içinde bulunduğu durum ile Özgür Özel’in içinde bulunduğu durum farklı.
Muhalefet olarak önceliği 24 senelik bir iktidarı devirmek olması gereken CHP’nin düştüğü durumla, iktidardaki siyasetle bu şekilde savaşması beklenemez.
2 sene önceki YSK kararları siliniyor, yeni yeni süreçler başlıyor, biri gidiyor, diğeri geliyor.
Sanki zaman çarkı geriye işliyor.
Burası Türkiye..
Olur mu?
Oluyor işte…
Peki, normal bir akıl, hür bir vicdan bunu kabul eder mi?
Kesinlikle hayır.
Seçmen yıllarca aldatıldığını artık kabul ediyor.
Ama bunu CHP’ye değil, Kemal Kılıçdaroğlu’nun hesabına yazıyor.
Bu hesap elbet bir gün ödenecek ama nasıl, hangi seçimde ve ne zaman?
İptal edilen kurultayda devrilen Kılıçdaroğlu için şimdilerde “İyi ki devrilmiş” diyenler oldukça fazla.
Ama ne yaparsanız yapın ipler yine de Kılıçdaroğlu’nun elinde.
O “Tamam” demeden bu anlamsız durum;
“Hak, hukuk ve adalet yoluyla” pek düzelmeyecek gibi.
Ancak (Birileri karnını kaşısa da) halk arasında, “Kemal Bey çok bariz hatalar yaptı” algısı oldukça fazla.
Mesela;
Genel merkeze polis çağırması hiç yakışık almadı.
Bu olay çok büyük bir kırılma yarattı partililerde.
.Mesela;
Genel merkez arabalarını sergiletip üzerine “Haram parayla alınmış” ilanı yapması oldukça can sıkıcıydı.
CHP'lileri çok kızdırdı.
Mesela;
Konuşmada kendi yol arkadaşlarını iktidara şikayet eder gibi onları nerdeyse FETÖ’cü olmakla suçladı?
Kılıçdaroğlu oldukça fazla hata yaptı ve gittikçe battı.
CHP misyonuna hiç yakışmadı.
Bunun için artık Kılıçdaroğlu için geri dönüş yok.
Bu yolda sonuna kadar gidecek belli.
Koltuğu da hiç bırakmaya niyeti yok…
Bunu bilen Özgür Özel grubu da mecburen çeşitli alternatifler aradılar.
Bunlardan birisi de “Yeni parti kurmak” tı.
Bu konu iki taraflı değnek gibi.
Karar vermesi zor.
Elbet anket yapılmıştır, yoksa “Haydi yürüyün” şeklinde bir girişim olmaz.
Araştırmacı Mehmet Ali Kulat şunu söylüyor:
“Kılıçdaroğlu CHP’si şu an baraj altı.
Ama Kılıçdaroğlu’nun hesabı doğru.
Bu böyle kalmayabilir.
Bu iş uzarsa seçmen çaresizce yine CHP’ye döner ama tabii büyük oy kaybı olur.
Oyları en az yarı yarıya azalır.
Bizim sahada gördüğümüz şu.
Yeni partiyi fazla geciktirmemek lazım.
Şu an bazı görüşmeler yapılıyormuş.
Yapılabilir ama fazla uzatmamalı.
Baktın olmuyor, yeni partiye geçilmeli. Hazır, kurulmuş bir partiye.
Çünkü yenisini kurmaya kalkarlarsa engeller çıkar.
İYİ Parti’nin kuruluş aşamasını hatırlıyoruz.
Hazır bir parti vardı ellerinde.
Uzarsa gazı kaçar.
‘Çözüm aradık ama olmadı gidiyoruz’ demeleri lazım.
Ben de ‘20 gün içinde yeni partiye geçilmeli’ derim en fazla.
İş uzarsa heyecan ölür.
Tabii kaç milletvekili geçeceğini Özgür Bey ve ekibi daha iyi biliyordur.
Ama büyük ihtimalle yeni parti ana muhalefet olur.
Ellerini çabuk tutmalılar.”
Sizce olur mu?
Bence bu iş iki taraflı değneğe dönmüş durumda.
Kursan bir türlü, kurmasan bir türlü…
Ancak şu da var:
Bu ülkede vatandaşlar, uzun yıllar memlekete kıtlık getirdiği söylenen İsmet Paşa yüzünden CHP den uzak durdular.
“Ellerim kırılır da ben CHP’ye oy vermem” dediler.
Siyasetçiler ülkenin bu savaş mağduriyetini CHP’ye karşı hep kullandılar.
O sebeple CHP oyları yüzde 25'i geçemedi.
Ama “Yeni bir parti” (ki isminin “İstiklal Partisi” olduğu söyleniyor) insanları yoğun biçimde birleştirebilir.
İktidar belki de ilk defa büyük bir yanlış yaptı ve “Kaş yapayım derken göz çıkardı…”
İstiklal Partisi, belki de Turgut Özal’ın bir zamanlar seçimlerde kullandığı “Dört eğilimi birleştireceğim” sloganını da kullanabilir.
Sırf CHP seçmeni değil, başka başka seçmenler de bu partiyi tercih edebilir.
Hele ki son zamanlarda Atatürk’e yapılan saldırılardan rahatsız olan seçmenin tercihi de;
Kurtuluş savaşının sloganına benzeyen; “Ya İstiklal Ya çöküş” söylemiyle bu parti olabilir.
Peki Özgür Özel bu işi götürebilecek mi?
Bu konuda Araştırmacı Mehmet Ali Kulat şunu söylüyor:
“Özgür Özel’in popülaritesinde (oranı tam söyleyemeyeceğim) bir artış görünüyor.
Zannederim şimdiye kadar ki en yüksek popülarite oranına ulaşmış durumda.
Özel, müthiş bir mağduriyet algısına ulaştı.
Düne kadar şunu görüyorduk:
Özgür Özel genel başkan olarak kabul görüyordu ama cumhurbaşkanı adayı olarak İmamoğlu’nun ve Mansur Yavaş’ın gerisindeydi.
Bu gelişmeler Özgür Özel’i CHP’nin en güçlü cumhurbaşkanı adayı haline getirdi.
Özgür Bey bana 10 gün önce sorsa; ‘Sakın aday olmayın’ derdim.
Bugün sorsa; ‘Aday olmanız lazım’ derim…”
UCUZ UÇAK BİLETİ
Yapay zekâya dedim ki:
Sana, “İstanbul’dan, Madrit’e 3 Ağustos-10 Ağustos'ta gidiş-dönüş uçmam gerekiyor. Bu rota için geçmiş fiyat verilerini ve tipik fiyatlama desenlerini analiz et.
•En ucuz uçuş günleri hangileri?
•Rezervasyon yapmak için en doğru zaman ne zaman?
•Haftalık / aylık / mevsimsel fiyat dalgalanmaları var mı?
•Fiyatların aniden yükseldiği veya düştüğü kritik dönemler hangileri? Veriye dayalı, net ve uygulanabilir bir özet çıkar” desem nasıl bir sonuç çıkar?
Bunu yaparken izlediğin yolu anlatan bir cevap yaz bana.
Ayrıca vereceğin cevap ne derece doğru olacak?”
İşte bana verdiği cevap:
Böyle bir prompt yazdığınızda, dışarıdan bakınca çok etkileyici görünür.
Ancak işin mutfağında bazı önemli sınırlamalar vardır.
Öncelikle, eğer gerçekten güncel uçak bileti verilerine, geçmiş fiyat kayıtlarına ve rezervasyon sistemlerinden elde edilmiş istatistiklere erişebilirsem, makul derecede faydalı bir analiz yapabilirim.
Ama eğer elimde sadece genel internet bilgileri varsa, ortaya çıkan sonuç kesin bir tahmin değil, geçmiş eğilimlerden çıkarılmış bir olasılık analizi olur.
Uçak bileti kâhinliği mi, veri analizi mi?
İnternette son dönemde sıkça karşılaşıyoruz:
“ChatGPT'ye uçuş tarihlerini veriyorum, bana en ucuz günü söylüyor.”
Kulağa harika geliyor.
Peki gerçekten ne oluyor?
Benim yapacağım ilk iş, mevcut fiyatlara bakmak değil; önce rotanın davranışını anlamaya çalışmak olur.
Çünkü havayolu fiyatları rastgele oluşmaz.
Yıllar boyunca tekrar eden bazı kalıplar vardır:
Yaz aylarında Avrupa uçuşları pahalanır.
Okul tatilleri talebi artırır.
Bayram dönemleri fiyatları sıçratır.
Hafta sonu çıkışları genellikle daha pahalıdır.
Salı ve çarşamba kalkışları çoğu zaman daha ucuz olur.
Uçuş tarihine çok yakın alımlar genellikle pahalıdır.
Ardından geçmiş verilere bakılır.
Örneğin İstanbul-Madrid hattında geçmiş yıllarda Ağustos ayı fiyatlarının nasıl değiştiği incelenir:
Uçuşa 180 gün kala ortalama fiyat
120 gün kala ortalama fiyat
90 gün kala ortalama fiyat
60 gün kala ortalama fiyat
30 gün kala ortalama fiyat
Bu veriler bize fiyat eğrisini gösterir.
Eğer geçmiş yıllarda fiyatların çoğu 60-90 gün kala dip yapmışsa, bu önemli bir işarettir.
Ancak burada kritik bir sorun ortaya çıkar:
“Geçmiş, geleceğin garantisi midir?”.
Bir havayolunun kapasite artırması, bir ekonomik kriz, yakıt fiyatlarındaki değişim, savaşlar, turizm patlaması, yeni rakip şirketlerin hatta girmesi bütün dengeyi değiştirebilir.
Bu nedenle böyle bir analiz “Kesin fiyat tahmini” değil, “Olasılık tahmini” üretir.
“Ben nasıl bir sonuç verirdim?” dedi ve devam etti:
Muhtemelen şöyle bir özet çıkardı:
İstanbul-Madrid (3-10 Ağustos)
Ağustos Avrupa turizminin zirve sezonudur.
Bu nedenle yılın en pahalı dönemlerinden biridir.
Tarihleriniz hafta sonuna denk geldiği için talep yüksektir.
Geçmiş fiyat desenleri, en uygun rezervasyonların genellikle uçuş tarihinden 2-4 ay önce yapıldığını göstermektedir.
Son 30 gün içinde fiyatların yükselme olasılığı yüksektir.
Son 14 gün içinde ise ciddi artışlar görülebilir.
Fiyat düşüşleri genellikle Ocak-Mart dönemindeki erken rezervasyon kampanyalarında görülür.
Rezervasyonu son ana bırakmak risklidir.
Eylem önerisi:
Eğer fiyat bütçenize uygunsa beklemek yerine satın almak daha düşük riskli stratejidir.
Peki doğruluk oranı ne olur?
Bu sorunun cevabı çoğu kişinin düşündüğünden daha dürüst verilmelidir.
Eğer elimde:
Google Flights geçmiş trendleri,
Skyscanner fiyat geçmişleri,
Hopper tahmin modelleri,
Havayolu kapasite verileri gibi kaynaklar olsaydı;
“Fiyat yükselir mi düşer mi?” sorusunda yaklaşık %60-80 arasında bir isabet yakalayabilirdim…
Ama:
“Bilet tam olarak şu gün 327 Euro olacak” gibi bir tahmini kimse güvenilir biçimde yapamaz.
Çünkü havayolları artık yapay zekâ destekli dinamik fiyatlama kullanıyor ve fiyatlar bazen saatler içinde değişebiliyor.
Dolayısıyla böyle bir promptun üreteceği sonuç, bir yatırım danışmanının piyasa analizi gibidir:
Geleceği kesin söylemez.
Riskleri gösterir.
Olasılıkları sıralar.
Karar vermeyi kolaylaştırır.
Beni en iyi kullanım şekli şudur:
Bir “Kehanet aracı” olarak değil,
“Veriye dayalı bir karar destek sistemi” olarak kullanmanız lazım...