Her toplumda beddualar vardır elbet.

İnsan kızdığı zaman kendinden geçercesine “Beddua” edebiliyor.

Öfke kontrolü filan hikâye.

“Dellendin mi?” gerisi masal.

“Beddualar” başlıklı bir yazı buldum. Dedim bu tam benim “Pazartesi sayfam için uygun.”

Sizlerle de paylaşmak istedim.

Ama siz şimdi “Bu yazılanlara bakayım da şuna okkalı bir beddua edeyim” filan sakın demeyin.

Yerinizde oturun ve kardeş kardeş geçinip gidin…

Bunlar;

Her hangi bir kategoriye girmeyen beddualar.

* Uyuz olasın da kaşıyacak tırnak bulamayasın.

* Canın dondurma çeksin de, buzluktaki dondurma kabından köfte çıksın.

* Çayın içerisine batırdığın bisküvi kırılsın da çayın içine düşsün.

* Ayak serçe parmağın kanepeye çarpsın.

* Çöle düşesin de kutup ayısıyla karşılaşasın.

* Evlendirme programına çıkasın da seni arayan kimsen olmasın.

* En sevdiğin dizi çıka da elektrikler kesile izleyemeyesin.

* Yazın ayrana, kışın yorgana muhtaç olasın.

Bir de ekonomik beddualar varmış:

* Repo'da açığa düşesin, faiz sana zarar yaza.

* IMKB 100 endeksin 1600 direncini kıramaya.

* Uygun kur bulmayasın, pozisyon açığına düşesin.

* Reuters’in arızalana, rate’leri izleyemeyesin.

* Paran aracı kurumda kala, iç edile; İnşallah dövize endeksli kredi alasın.

* Merkez Bankası para piyasalarına müdahale ede. O sırada sen de orada olasın, halden anlamayan Bireysel Danışmana denk düşesin.

* Sabah seansında endeks hızla düşe, sen panik olup kağıt çıkasın, ikinci seansta endeks kendini toplaya ama iş işten geçmiş ola.

* İMF nin gazabına gelesin.

* Aldığın dolarlar sahte çıka.

* Kredi kartının şifresini unutasın da paranı çekemeyesin.

Öğrenci bedduaları da varmış:

* Sınavda kaleminin ucu bitesice.

* Tarih sınavından önce kitabını okulda unutasın.

* Akşam servisini kaçırasın.

* Fen projesini evde unutasın, en zayıf notu alasın.

Ya bilişim bedduaları?

* Mouse'un kırılsın, tık tık tıklayama.

* Hatların kopsun da hiç bir yere bağlanama.

* Disk'lerin “Crash” ola.

* Dosyalarına virüs bulaşa.

* Network'lerden atılasın.

* İnternetin kopa da hiç bir yere bag?anamayasan

* Database'in patlaya.

KAMYON ARKASI YAZILARI

* Önünü görmeden sollama, evine acı haber yollama.

* Gönlünde yer yoksa bana güzelim, Fark etmez, ben ayakta da giderim.

* Arabanın dizeli, sevdim seni köylü güzeli.

* Miras değil, alın teri.

* Rampada geçme beni, inişte üzerim seni.

* Selektör yapmanıza gerek yok. Zamanı gelince hepinize yol vereceğim.

* Şoför dediler, kız vermediler.

* Ben seni İstanbul boğazında değil, Ankara'nın ayazında sevdim.

* Biz kimseyi yolda bırakmadık, onlar müsait bir yerde indiler.

* Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun.

* Yolları yavaşça geçerim, hayalinle yanarım bebeğim.

* Ya olduğun gibi görün, ya da gözüme görünme.

ADAM

* Adam basmış, karısı soprano.

* Adam donmuş, karısı fanila.

* Adam gülmüş, karısı lale.

* Adam karısına “İnek” demiş, birlikte aşağı inmişler.

* Adam satmış, karısı RTL.

* Adamın biri yemek yemeğe bayılıyormuş, yemiş bayılmış.

* Adamın biri tuvalete atlamış, niye? Çünkü kendini bi b.k zannediyormuş.

* Adamın biri hakkını aramış meşgul çıkmış.

* Adamın biri sinemaya gitmiş. Filmin yarısı bitince 10 dk. ara yazmış. Adam aramış aramış ama bir şey bulamamış.

YANLIŞ ŞİFRE

“İyi günler, nasıl yardımcı olabilirim?”

“Para çekemiyorum ben.”

“Şifrenizi yanlış giriyormuşsunuz Ahmet bey.”

“Şifre mi? Benim şifrem hep aynıdır. İstanbul'un kurtuluşu.”

“Lütfen, bana şifreyi söylemeyin efendim.”

“Hah, tamam hatırladım, 1956”

“Efendim o İstanbul'un kurtuluşu değil ama.”

“Yaaaa! Kaçtı İstanbul'un kurtuluşu?”

“Efendim ben maalesef söyleyemem bunu size.”

“Niye sen de mi bilmiyorsun?”

“Biliyorum, ama güvenlik açısından benim şifreyi bilmemem gerekiyor.”

“Ben sana şifreyi sormuyorum ki!... İstanbul’un kurtuluşunu soruyorum.”

“Evet, ama...”

“Şu an bankanızın ATM'sinden maaşımı çekemiyorum.”

“Üzgünüz efendim geçici bir hatadan ötürü şu an tüm sistemlerimiz off'tadır.”

(Bir saat kadar sonra müşteri yine arar.)

“Ben şu an Of'dayım ve hala paramı çekemiyorum.”

“Güvenliğiniz için bir kaç soru sormam gerekiyor.”

“Doğum yeriniz?”

“Erzurum.”

“Doğum tarihiniz?”

“23 Ocak 1957”

“Annenizin evlenmeden önceki soyadı?"

“Gardaş anamı karıştırma bu işe.”

DOLMUŞ MUHABBETLERİ

İşten çıkmışım.

Kafam iyice şişmiş.

Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum.

Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi.

Apar topar bindim.

Şoföre parayı uzatıp:

“Bir Monte Carlo” dedim!

Şoför birkaç saniye yüzüme bakıp:

“Abi bu Bakırköy'e gider” diye cevap verdi.

Yolcunun kafası karışık sanırım:

“Mükemmel bir yerde inebilir miyim?” der.

Kendisi de dolmuştakiler de güler söylediğine.

Şoför, kapıyı açıp kadını indirirken seslenir:

“Buyrun size layık değil ama...”

Yolcu müsait bir yerde inmek ister ama dili sürçer:

“Müsait bir yerde iner misiniz?”

Şoför hayretle sorar:

“Niye sen mi kullanacaksın?”

Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim'e doğru gidiliyor.

Adamın biri Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla:

“Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?”

Şoför olaya hâkim:

“Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi?”

İstanbul’da, çok sıcak bir günde, dolmuştaki bir kokona yelpazesiyle:

“Şoför bey klimayı açar mısınız? Çok sıcak oldu” dedi.

Pala bıyıklı şoför amca teyzeyi bir süre süzdükten sonra, kapıyı açıp açıp kapatmaya başladı ve:

“Klima bozuk, bununla idare edin…”

İstanbul'da bir dolmuş.

Gırtlağına adar doldu.

Tam kalkacakken, elemanın biri açtı kapıyı ve bir umut sordu:

“Kaptan, yer var mı?”

Şoför de hafif yan dönüp cevap verdi:

“Bilmiyorum, üst kata bir bak bakalım.”

Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi.

Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi. Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı:

“Abi bir öğrenci, bir de hayvan al.”

AŞIRI HIZ

Adam trafikte resmen uçarak giderken polise yakalanır...

Polis, aşırı hız yapan bir sürücüyü durdurur.

Adam kenara çeker, arabadan iner.

Polis:

“Buyurun beyefendi, ehliyetinizi alabilir miyim?”

Adam:

“Ehliyetim yok memur bey. Son yaptığım kazadan sonra ehliyetime el koydular.”

Polis:

“Peki, aracınızın ruhsatını görebilir miyim?”

Adam:

“Araba benim değil memur bey, çaldım ben bu arabayı.”

Polis şaşkınlıkla sorar:

“Nasıl yani? Bu arabayı çaldınız mı?”

Adam:

“Evet memur bey. Hatta durun bir dakika... Torpido gözünde ruhsatı görmüş olabilirim. Silahımı oraya koyarken ruhsata benzer bir şey dikkatimi çekmişti.”

Polis daha da şaşırır:

“Torpido gözünde silah mı var?”

Adam:

“Evet memur bey. Bu arabanın sahibi olan kadını vurduktan sonra cesedini bagaja koydum, silahı da torpido gözüne bıraktım.”

Polis:

“Bir de bagajda ceset mi var?!”

Adam:

“Evet memur bey.”

Trafik polisi duydukları karşısında hemen amirini arar.

Kısa süre içinde olay yerine çok sayıda polis gelir ve adamı sorgulamaya başlar.

Ekip amiri önce ehliyeti ister.

Adam ehliyetini çıkarıp verir.

Kontrol edilir; ehliyet geçerlidir, herhangi bir sorun yoktur.

Bunun üzerine ruhsatı ister.

Adam ruhsatı da çıkarıp verir.

Ruhsata bakılır; araç da adamın üzerine kayıtlıdır.

Ardından ekip amiri torpido gözünü açmasını ister.

Adam açar.

İçeride ne bir silah vardır ne de şüpheli başka bir şey.

Son olarak bagajı açmasını ister.

Adam bagajı açar.

İçeride ne ceset vardır ne de başka bir şey.

Bunun üzerine ekip amiri şaşkınlıkla:

“Çok garip... Sizi durduran memur, bu aracın bir kadına ait olduğunu söylediğinizi, kadını öldürüp cesedini bagaja koyduğunuzu ve silahı da torpido gözüne sakladığınızı anlattı.” der.

Adam gülümser ve cevap verir:

“Yapma ya… Bu polis şimdi size benim hız yaptığımı da söylemiştir!”

PASTA!

Agop ile Eleni evlenirler ve cicim ayları bittikten sonra, Agop eve gelip koltuğuna kurulur kurulmaz, gazeteyi yüzüne çekip, Eleni'yle hiç ilgilenmez olmuş.

Günlerden bir gün Eleni Agop'tan ilgi beklentisi ile;

“Bre Agoppp! Mutfağin penceresi bozuldu, yaparsiinn?”

Agop, gazeteyi yüzünden indirmiş, gayet sinirli bir şekilde;

“Sen sanırsın beni pencereciiii?”

Ertesi gün Eleni yine ilgi görmek umuduyla,

“Bre Agoppp, mutfakin muslugu bozuldu yaparsiinnn?”

Agop;

“Ah be kadın! Sen beni sanırsın muslukçiii?”

Bir sonraki gün Elleni yine söylenmiş:

“Bre Agoppp, tuvaletin sifoni bozuldu, yaparsiinn?”

“Sen sanırsın beni tesisatçi?”

Ertesi gün eve gelen Agop bir bakar ki herşey tamir edilmiş,

“Kuzum Eleni bunlari sen yaptinn?”

“Yoo…”

“E, peki kim yapti?”

“E, bilirisin, kapici Abdurrezzek var. Ona ‘Yaparmisin’ dedim, oda dedi ‘Yaparim, ama bi şartla’ dedi...”

Agop merak içinde sormuş:

“Neymiş şartı?”

Eleni:

“E, bana, ‘Ya benimle yatarsin, ya da bi pasta yaparsin’ dedi.”

Agop rahatlar,

“Anladim kuzim, peki sen ne pastasi yaptın herife?”

Eleni sinirli halde cevap verir;

“Bana bak Agop, sen beni sanırsin pastaciii?”

VELED MAZBUT

Petrol şeyhinin biri, üniversitede okuması için oğlunu İstanbul'a gönderir.

Çocuk ilk devreyi başarıyla bitirdikten sonra notlar değişmeye ve çocuk hafiften serserileşmeye başlar.

İşin kötüsü, memleketten çocuğa gönderilen avuç dolusu paralar da artık yetmemektedir!

Şeyh oğlunu kontrol etmek için adamlarından birini İstanbul'a gönderir.

Adam İstanbul'a gelince bir de ne görsün? Şeyhin okusun diye gönderdiği oğul okulu bırakmış, kendini gece yaşantısına vurmuştur.

Boğaz kenarında salaş bir meyhanede şeyhin oğlunu karşısına alır:

“Ya seydi, bu ne kepazeliktir! Baban seni merak eder! Kalk gidiyoruz Arabistan’a!”

Çocuk:

“Ayva seydi” der, “Ama önce bir otur da şu manzaraya bir bak...”

Şeyhin adamı “Bunda ne kötülük olabilir ki” diye düşünür ve masaya oturur.

Sandalcılar çaparilerini sallamakta, arkadaki tepelerin ardında batan kıpkırmızı güneş, Boğaz'ı kırmızının tonlarına boyamaktadır.

Manzarayı seyrederken, garsonun getirdiği kavundan bir tane ağzına atar.

Ardından peynirin de tadına bakılır.

“Eh eşek değiliz ya, şu aslan sütü denen meretin de bir tadına bakalım” derken o arada ipler kopar.

Şeyhin oğlu ve Boğaz tarafından ayartılan adamı yorgun bir şekilde ve akşamdan kalma olduğu anlaşılan bir sesle 15 gün sonra, efendisini arar ve rapor verir:

“Ya seydi, Veled mazbut velâkin memleket bozuk!”