SAKIN SORMAYIN!

Gece yarısı tuvalete kalkan bir adam lavaboya giderken, evin içinde birini görmüş ve bu kişiye yumruk atmış.

Meğerse gördüğü aynadaki yansımasıymış.

Yumruğu aynaya gelince kesilen eli, kanamaya başlamış.

Gürültüye eşi uyanmış ve eşinin elini görünce aceleyle alkollü pamuk getirip, eşinin yarasına basmış.

Adamın kanayan yarası alkolle daha da acımış ve adam can havliyle tuvalete atmış pamuğu.

Sonra sıkıştığı için tuvalete oturmuş, bu arada da sinirle bir tane sigara yakmış.

Kibritini tuvalete atınca, alkollü pamuk tutuşmuş ve adamın kalçaları yanmış.

Can havliyle fırlayan adam kafasını, banyodaki dolaba çarpmış ve kafası da kanamaya başlamış.

Adamı yüzükoyun yatıran eşi 112 sağlık servisini aramış.

Gelen 112 ekibi karşılarında eli kesik, kalçası yanık ve kafası kanayan bir adamı görünce, şaşırmışlar.

Aceleyle adamı apartman dairesi merdivenlerinden indirirken olayın nasıl olduğunu sormuşlar.

Olayları hızla anlatan hastayı dinleyince gülme krizine girip, sedyedeki adamı düşürmüşler.

Yeni bir 112 gelmiş.

Ve adamı hastaneye götürmüşler.

Adamı hastanede ziyaret eden yakınlarını eşi kapıda karşılayıp; “Sakın nasıl olduğunu sormayın!” diye sıkı sıkı tembih ediyormuş...

KİM BU?

Bir gece toplantısında davetlilerden biri, yanında oturanın kulağına eğilip ancak duyulabilecek kadar hafif bir sesle fısıldar:

“Şu şarkı söyleyen hanımın sesi ne kadar berbat. Kim bu hanım biliyor musunuz?” 

Adam yüzünü buruşturarak cevaplamış:

“Karım.”

Pot kırdığını anlayan adam, lafı çevirmek istemiş;

“Oh, affedersiniz. Şey... Tabii canım, fena olan kadının sesi değil. Okuduğu şarkılar kötü. Kim besteledi acaba bu münasebetsizce şeyleri? İnsanın kulağına hiç de hoş gelmiyor.”

Adamın yüzü daha da buruşmuş ve cevaplamış:

“Ben!”

O KİM?

Adam yanında çok sevimli bir çocukla berbere geldi.

Önce kendisi koltuğa oturmuş ve:

“Saç, sakal” demiş.

Berber onu tıraş etmiş.

Sonra çocuğu oturtmuş.

Adam; “Yalnız saç” demiş.

Berber, çocuğu tıraş ederken adam çocuğun kulağına eğilmiş:

“Ben köşedeki tütüncüye kadar gidiyorum bekle” demiş ve dükkândan çıkmış.

Çocuğun tıraşı bitince, oradaki bekleme koltuklarına geçip oturmuş.

Uzun zaman geçtikten sonra Berber meraklanmış ve çocuğa sormuş:

“Oğlum, baban nerde kaldı? Bak hala gelmedi?”

Çocuk merakla sormuş:

“Hangi babam?” demiş

Berber: “Evladım seni buraya getiren tabiki” demiş.

“O benim babam değil ki!” diye cevaplamış çocuk

“Amcan mı?”

“Yooo...”

“Peki ya neyin oluyor?”

“Hiçbir şeyim değil. Ben sokakta oynuyordum. Bana ‘Gel seni berbere götüreyim de saçlarını kessinler’ dedi, ben de geldim…”

YAŞLI ADAM

Küçük bir çocuk, eski resimleri karıştırırken, annesinin yanında zayıf ve yakışıklı bir adamla çekilmiş bir gençlik resmini buldu ve merakla sordu:

“Anne, bu yanındaki yakışıklı adam kim?”

“Baban yavrum.”

“Hadi ya! Peki, şimdi bizimle oturan o göbekli yaşlı adam kim?”

AYAK

Vardiya bitti.

Kömür madeni işçisi eve döndü.

Yatmak için soyunmaya başladı.

Kendisini seyreden karısı hayretle sordu:

“Ama sen sağ ayağını yıkamamışsın!” Adam sıkıntıyla söylendi:

“Yapma be! Demek yine Mehmet' in sol ayağını yıkadım.”

İDDİA

Sinemada iki genç adam...

Tam önlerinde de dazlak kafalı biri oturuyor.

Gençlerden biri ötekine:

“Bana bak” diyor “Şunun kafasına bir şaplak atarsan, bin kağıt var sana!..”

Kalkıyor binliği duyan...

Vuruyor şaplağı adamın ampul gibi parlayan dazlak kafasına...

Adam ne olduğunu anlayamamış, şaşkınlıkla dönüyor arkasına...

Tokadı vuran özür diliyor:

“Ah beyefendi ne olur affedin!.. Sizi arkadaşım Zühtü’ye benzettim. Kusura bakmayın!”

Az sonra binliği veren arkadaşı konuşuyor yine:

“Bir tokat daha vurursan, iki bin var bu sefer...”

Ve tabii öteki hemen fırlıyor yerinden... Daha sert bir tokat ve ardından:

“Numara yapma lan Zühtü! Kırk yıllık mektep arkadaşımı tanımaz mıyım ben?”

Tokatları yiyen dazlak, efendiden bir adam...

Sabırlı da...

Olay çıkmasın diye boynunu büküyor. Kalkıyor oturduğu yerden...

Gidip en ön sırada bir koltuğa oturuyor.

Arkada ise birinden öbürüne yeni öneri:

“Gidip orada da vurursan tokadı... Üç tane binlik vermezsem insan değilim!...”

Üç binin heyecanıyla yerinden fırlıyor tokatçı...

Gidiyor ön sıraya...

Patlatıyor dazlağının ortasına:

“Şaaak!” diye, başlıyor konuşmaya:

“Lan Zühtü, meğer burada oturuyormuşsun... Ben de iki saattir sensin diye arkada bir adamcağızı boş yere tokatlayıp duruyorum.”

BÖCEK

Eczacı Temel böcek ilacı isteyen müşterisine:  

“Böceğinizin nesi var?” diye sormuş.

NEDEN?

Hoca içkinin zararından dem vuruyor.

“Bir eşeğin önüne bir tas su, bir tas içki koyun, suyu seçecektir. Neden?”

Temel oturduğu yerden cevaplamış:

“Eşekliğinden...”

GEZİNTİ

Temel’i elinde penguenle gezerken gören arkadaşları, “Ula Temel! Sen ne yapıyorsun? Çabuk onu Hayvanat bahçesine götür” demişler.

Aradan bir zaman geçtikten sonra Temel’i tekrar penguenin elinden tutmuş gezdirirken görünce:

“Neden onu hayvanat bahçesine götürmedin?” diye sormuşlar.

Temel gururla cevaplamış:

“Götürdüm, götürdüm... Hayvanat bahçesine götürdüm… Aha şimdi de sinemaya götürüyorum..."

LASTİK

Dört öğrenci matematik finalini kaçırırlar.

Ertesi gün yeni bir sınav için hocanın karşısına dikilip zorla ikna etmeye çalışırlar:

“Hocam vallahi arabaya bindik sınava geliyoruz, yolda lastik patladı. O yüzden sınavı kaçırdık...”

Hoca hallerine bakınca pek inanmamış ama yine de, “Üç gün sonra gelin, size sınav yapacağım” sözü vermiş.

Üç gün sonra öğrenciler gelir.

Matematikçi dördünü, sınıfın dört köşesine oturtur.

5 soru vardır.

Sorulardan dört tanesi basittir ve her biri 10 puanlıktır.

Kâğıdın arkasındaki soru ise 60 puanlıktır ve de aynen şöyledir;

“Hangi lastik patladı?”

KÜPE

Adamın biri ofiste bir bakmış yan masadaki adamın tek kulağında küpe var...

Bir anlam verememiş çünkü arkadaşı aslında çok tutucu ve silik bir tipmiş...

Dayanamayıp sormuş:

“Hey Joe... Küpelere ilgin olduğunu bilmiyordum.”

“Aaaa abartacak bir şey yok, sadece bir küpe işte...!”

“Sanırım ben yeni fark ediyorum... Ne zamandır takıyorsun o küpeyi?”

“Karım onu yatağımızın içinde bulduğundan beri.”

AVCILAR

Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel' in önderliğinde ormanda ilerlemektedirler.

Karşılarına küçük bir delik çıkar.

Temel: “Yatın yere, tavşan deliği!"

Bütün avcılar yere yatarlar.

Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar.

Avcılar hemen vururlar.

Tekrar yürümeye başlarlar.

Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına.

Temel: “Yatın yere, tilki deliği!”

Yatarlar.

Biraz sonra tilki çıkar.

Onu da vururlar.

Tekrar yola düşerler.

Bu defa daha büyük bir delik çıkar.

Temel: “Yatın yere, ayı ini!”

Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar.

İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam eder.

Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar.

Acemiler hep birden Temel’e bakar.

Temel: “Uşaklar, ne çıkacağını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!”

Ertesi gün gazetelerin manşetlerinde şu haber varmış:

“Dört avcı tren altında can verdi..."

AYIP BE!

Kalabalık bir belediye otobüsünde yaşlıca kadının biri haykırmış:

“Terbiyesiz adam! Yeter artık!”

Adam, “Aman bayan ne oldu ki?”

Kadın, “Daha ne olacak! Geçtin arkama. Taksim’den beri ayıptır be!”

Adam, “Efendim yanlış anladınız herhalde. Bugün aybaşı. Maaşımı aldım, rulo halinde cebime koydum… O dokunmuş olacak.”

Kadın, “İyi de be Adam, Taksim'den Şişli’ye gelene kadar maaşına zam mı geldi?”

NEDEN TAŞMAZ?

Küçük kardeşi Temel'e sormuş:

“Abi bütün nehirler dereler, ırmaklar denize dökiliyi ama denizler taşmiyi. Ha bu nasi oliyi da?”

Temel uzunca bir süre düşündükten sonra cevabı balıklara bağlamayı başarır:

“Suyun fazlasuni denizun dibindeki baluklar içiyi da ondan uşağum.”

NEREDESİNİZ?

Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında “Bu ev kiralıktır” yazılı bir ev görürseniz, hangi şehirde olduğunuzu anlamazsınız.

Ancak yanındaki evin camında: “Bu da” yazısını görürseniz bilin ki Trabzon'dasınız.

NE ZAMAN?

Kardeşim karne almıştı.

Fakat birçok zayıf notu vardı.

Anne, babayla büyük oğlunu kenara çekip uyarılarını sıralıyordu;

“Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.”

Uyarılar özellikle babaya yönelikti;

“Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.”

Baba daha fazla dayanamadı ve sordu; “Peki, karne için ne zaman çocuktan özür dileyeceğiz?”

LAMBA

Gece eve giderken yolun tenhalığından olsa gerek, kadının biri kırmızı ışıkta geçmiş.

Ardından yurdum polisinden bir anons gelmiş:

“Bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.”

HACİM NEDİR?

5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. Sorusu şöyleymiş:

“Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.”

Öğrencilerden biri şöyle cevaplamış:

“Hacdan gelenlere ‘Hacim’ denir. Örnek: Nasılsın hacim?”

ASABİ POLİS

Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polisler rutin olduğu üzere devriye gezmektedir.

Işıklarda müşteri bekleyen taksiye yaklaşmışlar ve: “Ticari, bekleme yapma, devam et!” anonsu yapmışlar.

Camdan eliyle ‘1 saniye' işareti yapan taksiciye, ikinci ve çok manidar anons gelmiş:

“Ticari, benne pölümüye girme! Devam et dedik!”