AYNI
Adamın birini vergi dairesine çağırmışlar. Yanında da bütün defterlerini ve hesaplarını da getirmesini istemişler.
Adam korku içinde, mali danışmanına gitmiş ve sormuş:
“Vergi dairesine giderken nasıl giyineyim? Ne tür bir izlenim bırakırsam, bana daha az vergi cezası keserler?”
Mali danışman öğüt vermiş:
“En eski elbiselerini giy... Yoksul, muhtaç bir görüntü ver ki, sana az ceza kessinler…”
Adam güvenemeyip, bir de avukatına danışmış.
Avukat, mali müşavirin tam tersi bir öğüt vermiş:
“En yeni, en pahalı elbiseni giy… Güvenli, kendinden emin bir görüntü ver ki, az ceza kessinler vergiciler…”
Adamı bu öğütler tatmin etmemiş…
Aklına güvendiği filozof bir arkadaşı gelmiş. Hmen gidip aynı soruyu ona sormuş…
Bu akıllı arkadaşı kendisine bir hikaye
Anlatarak şöyle demiş:
“Bir gelin, zifaf gecesi ne giymesi gerektiğini bir arkadaşına sorar… O da, gırtlağa kadar kapalı, koyu renk bir gecelik giymesini tavsiye eder… Bir başka arkadaşı ise, dekolte, şeffaf bir gecelik giymesini söyler…”
Vergi dairesine giderken ne tür bir elbise giymesi için arkadaşından öğüt bekleyen adam, bu hikâyeyi dinledikten sonra, sorar:
“Zifaf gecesi ne giyeceğini bilemeyen gelinle, vergi dairesine giderken ne giyeceğini soran benimle ne gibi bir ortak yan var ki?”
Filozof arkadaşının gözlerinin içine bakarak ve de gülerek, izah etmiş:
“Ne giyersen giy, başına gelecek şey aynıdır…”
ARİTMETİK DELİ
Delinin biri yolun kenarındaki uçurumda durmuş, aşağıya bakarak:
“13, 13, 13…” diye söyleniyormuş.
Oradan geçen biri, delinin ne yaptığını merak etmiş, yanaşarak:
“Ne yapı…” diyemeden deli onu birden uçurumdan aşağıya atıvermiş ve devam etmiş:
“14, 14, 14…”
FAYDASI
Sağlık dersinde öğretmen bir öğrenciye sormuş:
“Söyle bakalım, bebeklerde anne sütü neden inek sütünden daha faydalıdır?”
Öğrenci kendinden emin bir şekilde cevap vermiş:
“Daha lezzetlidir.”
“Eksilmez.”
“Pasta yapımında ve başka amaçlarla kullanılamaz.”
“Bebeğe özeldir.”
“Ambalajı nefistir.”
RUJ İZİ
Bir kız yurdunda şöyle bir sorun yaşanmaktadır:
Kızlar, sabah dudaklarına ruj sürdükten sonra aynayı öperek dudak izi bırakmaktadırlar.
Bunların temizlenmesi sorun olmaktadır.
Yurdun müdürü bir gün yurtta kalan kızları ve tuvaletleri temizleyen hademeyi tuvalete toplar.
Kızlara yönelik şöyle bir konuşma yapar:
“Bazılarınız dudaklarına ruj sürdükten sonra aynaları öperek dudak izi bırakıyorlar. Hadememiz bunları temizlerken çok zorlanıyor. Şimdi ne kadar zorlandığını hep beraber izleyelim” der.
Bir işareti ile hademe, elindeki fırçayı klozetlerden birine daldırıp aynayı temizlemeye başlar.
O günden sonra aynalarda bir daha dudak izine rastlanmaz.
EKİPMANA SAHİPSİNİZ
Bir çift, göl kıyısına tatile gider.
Gölde bazı bölümlerde balık avlamak yasaktır.
Koca, yasak olmayan bölümlerde avlanarak, kadın da kitap okuyarak günlerini geçirmektedirler.
Derken bir gün adam balık avlamaktan gelir ve öğleden sonra kestirmek üzere odasına çekilir.
Kadının canı sıkılır ve botla gölde bir gezinti yapmaya karar verir.
Bu gezinti umduğu gibi gitmez ve botun hâkimiyetini yitirir.
Bot, göl üzerinde serbestçe dolaşmaya başlar.
Kadın da yapacak bir şey olmadığı için çıkarıp kitabını okumaya başlar.
Derken botuyla devriyeye çıkmış olan şerif kadını görür ve yanına yanaşıp sorar:
“Hanımefendi burada ne yapıyorsunuz?”
“Görmüyor musunuz, kitap okuyorum.”
“Ama bu bölgede balık avlamak yasaktır.”
“Zaten ben de balık avlamıyorum.”
“Ama gerekli bütün ekipmana sahipsiniz, sanırım sizi karakola götürüp ceza kesmem gerekiyor.”
“Eğer böyle bir şey yaparsanız ben de bana tecavüz ettiğinizi söylerim.”
“Size dokunmadım bile!”
“Ama gerekli tüm ekipmana sahipsiniz, değil mi?”
TED AMCA
Amerika'da bir ilkokulda öğretmen çocuklara evde ders alınabilecek bir hikâye
Yaratmalarını, ertesi gün sınıfta okuyacaklarını söylemiş.
Ertesi gün çocuklar hikâyelerini anlatmaya başlamış.
İlk sırada küçük Suzi varmış.
Başlamış anlatmaya:
-“Bizim çiftliğimiz var. Bir gün babamla yumurtaları topladık, bir sepete koyduk. Arabayla giderken bir tümsekten geçtik, sepet devrildi ve yumurtaların hepsi kırıldı.”
Öğretmen:
-“Güzel. Peki, bu hikâyeden alınacak ders nedir?”
-“Bütün yumurtaları aynı sepete koyma.”
-“Aferin çok güzel. Lily sıra sende.”
Küçük Lily tahtaya kalkmış ve anlatmaya başlamış:
-“Bizim de bir çiftliğimiz var. Babam yumurtalardan civciv çıkması için onları kuluçka makinesine koyar, geçen hafta 12 yumurta koydu. 12 civcivi olacağını sanıyordu, ama sadece 8’inden civciv çıktı.”
-“Eveeet. Peki, buradan alınacak ders nedir?”
-“Tavuktan çıkmamış yumurtaları sayma.”
-“Aferin bu da çok güzel. Billy, sıra sende…”
Küçük Billy tahtaya kalkmış ve anlatmaya başlamış:
-“Amcam Ted Vietnam Savaşına katılmıştı. Bir gün helikopterle bir göreve giderken helikopter vurulmuş. Ted Amcam helikopter düşmeden elinde bir makineli tüfek, bir kasatura ve bir şişe bira ile atlamayı başarmış. Paraşütüyle yere inerken yolda birayı İçip bitirmiş. İnince mermisi bitene kadar makineli tüfeğiyle 70 kişiyi haklamış. Sonra kasatura kırılana dek onunla 20 kişiyi halletmiş. Sonra da son 10 kişiyi de silahsız bitirmiş.”
-“Böyle korkunç bir hikâyeden alınacak ne ders olabilir?”
-“İçerken Ted Amcama bulaşmayın...”
SPİKER
Temel dünya turuna çıkar ve yolu Kanada’ya da düşer.
Kırk yılda bir Karadeniz'de hamsi avlamaktan daha değişik bir fırsat çıktığını düşünerek buz tutmuş bir gölde, buzu kırıp balık tutmaya özenir ve ise koyulur.
Tam buzu kıracakken, insanın içini titreten bir ses duyulur:
-“Oğlum burada balık yok!”
Temel az öteye gidip tekrar buzu kıracakken ses yine gürler,
-“Burada balık yok dedim sana...!”
Temel'in eli ayağı titreyerek seslenir:
-“Tanrım, sen misun yoksa?”
Ses yeniden duyulur,
-“Hayır, oğlum, ben buz hokeyi stadının spikeriyim…”
GÜVEN
Adamın biri gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş.
Iş ilanında üniversite mezunu, iyi Fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yazıyormuş.
-“Hoş geldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?”
-“Üniversite mezunu değilim.”
-“Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.”
-“Yabancı dil bilmem.”
-“Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.”
-“Pazarlama konusundan anlamam.”
-“O zaman niye geldiniz canım kardeşim?”
-“Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.”
KAPLUMBAĞA
Ücra bir köyün ilkokuluna müfettiş geleceği haberi alınır.
Bunu duyan tek sınıflı ilkokulun tek öğretmeni panikler.
Çünkü çocuklar 2. sınıfta olmalarına rağmen çok zor okumaktadırlar.
Öğretmen, müfettişin geleceği gün sınıfta ufak bir konuşma yapar:
“Bakın çocuklar, bugün okulumuza müfettiş gelecek. Muhtemelen tahtaya bir şeyler yazıp okumanızı isteyecek. Müfettiş tahtaya bir şey yazmaya başlarsa hemen bana bakın. Ben size ne yazdığını anlatırım, siz de okumuş gibi yapıp söylersiniz.”
Çocukların aklına yatmış bu tabii.
Müfettiş gelmiş, kısa hoşbeşten sonra öğretmen çocuklardan birine:
“Kalk bakalım. Şu tahtaya yazdığımı oku” demiş ve başlamış kocaman harflerle “Kaplumbağa” yazmaya.
Bunu gören öğretmen, müfettişe çaktırmadan çocuğa bir güzel anlatmış ne olduğunu.
Müfettiş: “Oku bakalım oğlum, ne yazıyor?”
Öğrenci: “Tos-ba-ğa.”
KIZILDERİLİ
NASA, 1966 yılı civarında Ay’a gidecek Apollo astronotlarını eğitmek için Kızılderili rezervasyonu sınırlarında bulunan ve ortamı Ay yüzeyine çok benzeyen Tuba City’e götürmüş.
Astronotlar çalışmaya başlamış.
Acayip görünümlü kamyonların arasında sadece iki uzay giysili astronot görünüyormuş uzaktan.
Yakınlarda da yaşlı bir Navajo Kızılderili çobanı ile oğlu koyun otlatıyormuş.
İki astronot dikkatlerini çekmiş, izlemeye başlamışlar.
Bu arada bazı NASA personeli onları fark etmiş ve yanlarına gelmiş.
Çoban İngilizce bilmediği için oğlu aracılığıyla “O iki acayip adamın ne olduğunu” sormuş.
NASA personeli de, “O adamlar Ay’a gidecek astronotlar, eğitim yapıyorlar” deyince çoban çok heyecanlanmış ve astronotlarla, “Ay’a bir mesaj yollamasının mümkün olup olmadığını” sordurmuş oğluna.
NASA personeli bunun çok orijinal bir şey olacağını düşünerek bir koşu teyp getirmişler ve adamın mesajını Navajoca teybe kaydetmişler.
Mesaj kaydı bitince NASA personeli çocuktan babasının mesajını tercüme etmesini istemişler ama çocuk reddetmiş.
Daha sonra Kızılderili rezervasyonunda birçok kişiye yanaşmışlar.
Her biri önce:
“Cık cık cık” demiş, sonra da mesajı tercüme etmeyi reddetmiş.
Ama en sonunda eline para sıkıştırılınca bir genç, yaşlı adamın mesajını tercüme etmiş:
“Bu heriflere dikkat edin, topraklarınızı çalmaya geldiler.”
İYİLİK
Okulda öğretmen çocuklardan hafta sonu bir iyilik yapıp gelmelerini ister.
Sınıfta da üç afacan çocuk vardır.
Hafta başı gelince öğretmen sırayla herkese ne tür iyilikler yaptıklarını sormaya başlar.
Sıra bizim afacanlara gelmiştir.
Ali’ye sorar:
“Ali, söyle bakalım sen nasıl bir iyilik yaptın?”
Ali övünerek:
“Hocam, yaşlı bir bayanın karşıya geçmesine yardım ettim” der.
Öğretmen: “Aferin” der.
Sıra Veli’ye gelir.
Ona da aynı soruyu sorar.
Veli de: “Hocam, ben de Ali’ye yardım ettim. Yaşlı bayanı karşıya geçirdik” der.
Öğretmen: “Peki, âlâ” der.
Sıra Osman’a gelir.
Aynı soruyu ona da sorar.
Osman da: “Hocam, ben de Ali ile Veli’ye yardım ettim. Yaşlı bayanı karşıya geçirdik” deyince hoca şüphelenir ve düşünür ve sorar:
“Neden üçünüz de aynı kişiye yardım ettiniz peki?”
Çocuklar hep bir ağızdan cevap verir:
“Hocam, yaşlı kadın karşıya geçmek istemeyince üçümüz bile az geldik, ne diyorsunuz siz?”
SİRK
Ruslar, Kırşehir’de gösteri yapmak için bir sirk getirmiş.
Sirk gösterilerinin başlamasına kısa bir zaman kala maymun ölmüş.
Yenisini getirmeleri mümkün olmadığından çare aramaya başlamışlar.
Sonunda bir Kırşehirli’ye maymun kıyafeti giydirmeye karar vermişler ve hiç konuşmaması için sıkı sıkı uyarmışlar.
Kırşehirli kafesine geçip hoplayıp zıplamaya, çocukların attıkları fıstıkları yemeye başlamış.
Kendisini o kadar kaptırmış ki zıplarken birden yandaki aslan kafesine düşmüş.
Can havliyle:
“İmdat!” diye bağırmaya başlamış.
Aslan, Kırşehirli maymunun kulağına eğilip şöyle demiş:
“Çaktırma lan! Sus. Ben de Kırşehirliyim.”
PAPAĞAN YUMURTASI
Siverekli bir adam hayatında ilk defa İstanbul’a gider.
Orada burada dolaşırken gözüne bir pet shop ilişir ve içeri girer.
Pet shop’ta hayatında görmediği ve adını bile duymadığı renkli bir kuşa rastlar ve pet shop sahibine bunun ne olduğunu sorar.
Pet shop sahibi bunun papağan olduğunu söyleyerek özelliklerini anlatır.
Bizim Siverekli bu kuşu almak istediğini ve köyüne götürüp herkese göstermek istediğini söyler ve fiyatını sorar.
Pet shop sahibi yüksek bir rakam söyleyince, Siverekli o kadar parası olmadığını ama kuşu gerçekten almak istediğini söyler.
Pet shop sahibi Sivereklileri çok sevdiğini, bu nedenle ona papağan yerine ona üç yumurtasını vereceğini söyler.
Adam üç yumurtayı alıp köyüne sevinçle döner.
Aradan zaman geçer ve yumurtalardan bir serçe, bir kumru ve bir güvercin çıkar.
Siverekli çok sinirlenip İstanbul yolunu tutar.
Pet shop’a çok sinirli girer ve o anda papağan:
“Geri zekâlı! Geri zekâlı!” diye bağırır.
Buna daha da çok sinirlenen Siverekli cevap verir:
“Belki ben geri zekâlı olabilirim ama bizim bütün köy de senin f.hişe olduğunu biliyor.”
AMERİKAN HASTANESİ
Bir USA askeri birliğinde aşçının yemekleri yüzünden millet hemoroit olmuş.
Tam 107 kişi yatak yorgan yatıyormuş.
Bir gün revire gezmeye gelen komutan her askerin önünde duruyor ve soruyormuş:
“Merhaba asker, hastalığın nedir?”
“Sağol komutanım, hemoroidim var.”
“Peki tedavi olarak ne yapıyorlar?”
“İlaçlı pamuk, efendim.”
“Bir arzun var mı asker?”
“Bir an evvel iyileşip tekrar vazifeme dönmek istiyorum komutanım.”
Komutan herkesin önünde durup aynı soruları sormuş ve hep aynı cevapları alınca memnun olmuş.
Sıra en son sıradaki adama gelmiş.
Ona da aynı soruları sormaya başlamış:
“Merhaba asker, hastalığın nedir?”
“Bademciklerimden rahatsızım efendim.”
“Öyle mi?”
“Peki ne ilaç kullanıyorlar?”
“İlaçlı pamuk, efendim.”
“Güzel.”
“Peki bir isteğin var mı evladım?”
“Var, efendim. Mümkünse sıra bana gelince pamuğu değiştirsinler diyecektim de…”