Sivrisinek mi, yoksa casus mu?
Eskiden yaz gecelerinde bir sivrisinek vızıldadığında insanın aklına gelen tek şey vardı:
“Bu nereden girdi şimdi?”
Ama teknoloji öyle bir noktaya geliyor ki, yakında aklımıza şu soru da gelebilir:
“Bu gerçekten sivrisinek mi?”
Geçtiğimiz günlerde Çin’deki araştırmacılar, neredeyse bir sivrisinek büyüklüğünde bir “Mikro Casus Drone” tanıttı.
Çin’deki “National University of Defense Technology” tarafından geliştirilen bu cihaz, yaklaşık iki santimetre uzunluğunda.
Saç teli inceliğinde ayakları var ve kanatları saniyede yüzlerce kez çırparak gerçek bir böceğin uçuşunu taklit ediyor.
Yani teorik olarak pencerenizden içeri giren bir “Sivrisinek” olmayabilir, belki de “Küçük bir uçan kameradır?”
Bu cihazların amacı klasik savaş değil.
Tank vurmak, füze taşımak falan değil.
Ama bir askerin cebindeki haritayı görmek, bir toplantıyı dinlemek, ya da bir binanın içini keşfetmek…
İşte tam bu işler için tasarlanıyorlar.
Savaş teknolojisi yıllardır iki farklı yönde ilerliyor.
Bir tarafta devasa sistemler var:
Hipersonik füzeler
Uçak gemileri
Yapay zekâlı savaş uçakları
Diğer tarafta ise;
Giderek küçülen savaş makineleri.
O kadar küçülüyorlar ki, artık bazıları neredeyse bir böcek kadar.
Benzer çalışmalar yalnızca Çin’de yapılmıyor.
ABD’deki Harvard University bünyesinde geliştirilen “RoboBee Projesi”, yıllardır arı büyüklüğünde robotlar üzerinde çalışıyor.
Bu küçük robotların amacı başlangıçta askeri değil; “Arama-kurtarma”, “Çevre gözlemi” ve hatta “Bitkilerin tozlaşmasına yardımcı olmak.”
Ama teknoloji dünyasında bir kural var:
Bir teknoloji mümkünse, er ya da geç askeri kullanım da düşünülür.
Gerçek savaşta kullanılan Mikro Drone
Bugün sahada kullanılan en küçük askeri dronlardan biri ise Norveç yapımı “Black Hornet Nano” dur.
Bu mini helikopter büyüklüğündeki drone, askerlerin cebinden çıkarıp uçurabileceği kadar küçük.
Birkaç dakika içinde havalanıyor, binanın arkasını gösteriyor, sokak köşesini kontrol ediyor ve görüntüyü askerin elindeki ekrana gönderiyor.
ABD, İngiltere ve birçok NATO ülkesi bu sistemleri gerçek operasyonlarda kullanıyor.
Yani küçük casusların çağı aslında çoktan başladı.
Asıl ürkütücü olan ise gelecekte konuşulan bir senaryo.
Tek bir drone değil…
Yüzlerce, hatta binlerce mikro dronun aynı anda hareket ettiği “Sürü Savaşları…”
Yapay zekâ ile koordine edilen bu mikro araçlar:
Bir şehre sızabilir
Bir binayı keşfedebilir
Radar sistemlerini şaşırtabilir
Üstelik boyutları küçük olduğu için onları tespit etmek neredeyse imkânsız olabilir.
Eskiden savaş başladığında gökyüzünde uçak sesleri duyulurdu.
Tankların gürültüsü kilometrelerce öteden gelirdi.
Gelecekte ise savaşın sesi belki de çok daha farklı olacak.
Belki bir vızıltı olacak…
İleride pencerenizden içeri küçücük bir “Sivrisinek” girecek.
Ve siz o zaman ister istemez şu soruyu soracaksınız:
“Acaba bu gerçekten bir sinek mi?
Yoksa bir casus böcek mi?”
UĞUR BÖCEĞİNİN MUCİZESİ
Çocukluğumuzda uğur böceği avucumuza konduğunda hemen şarkısını ırıldanırdık:
“Uç uç böceğim, annen sana terlik pabuç alacak.”
O küçücük kırmızı kabuklu böcek, siyah benekleriyle havalanıp giderdi.
Biz de peşinden bakardık.
Ama yıllardır dilden dile dolaşan bir iddia var:
“Uğur böceği aslında fizik kurallarına göre uçamaz.”
Peki gerçekten öyle mi?
Bilim insanları uğur böceğinin uçuşunu incelediklerinde şunu fark etti:
Bu küçük canlı havalanırken sandığımız gibi sadece kabuğunu açıp iki kanat çırpmıyor.
Önce sert kırmızı kabuklarını kaldırıyor.
Altından çıkan zar gibi ince kanatlar ise bir origami gibi katlı halde duruyor.
Açıldığında vücudundan neredeyse iki kat büyük bir yüzeye ulaşıyor.
Araştırmalar gösteriyor ki uğur böcekleri kanatlarını saniyede yaklaşık 80-90 kez çırpabiliyor.
Bu sayede oluşan hava girdabı, küçük gövdelerini rahatlıkla havada tutuyor.
İşte bu yüzden bilim dünyasında artık “Uçamaz” iddiası kabul edilmiyor.
Uçuyorlar…
Hem de oldukça verimli şekilde.
Aslında bu “Uçamaz ama uçuyor” hikâyesi başka bir böcekten doğmuştu.
Bir zamanlar aynı şey “Bombus Arı” için de söylenmişti.
Eski aerodinamik hesaplara göre bu tombul arının kanatları gövdesini taşımaya yetmezdi.
Sonra bilim insanları şunu fark etti:
“Arı kanatlarını yukarı aşağı değil, sekiz çizerek çırpıyordu.”
Bu hareket havada küçük girdaplar oluşturuyor ve arıyı taşıyordu.
Yani mesele mucize değil, doğanın bizim henüz tam anlamadığımız mühendisliği.
Bugün mühendisler böcekleri inceliyor.
Çünkü doğa, milyonlarca yıllık bir Ar-Ge laboratuvarı gibi.
Örneğin Harvard’daki “RoboBee Projesi” tam da bu yüzden geliştirildi.
Bilim insanlarının arı ve böcek uçuşlarını taklit ederek mikro robotlar üretmeye çalıştığını diğer yazımda belirtmiştim zaten.
Hatta bazı ülkelerin bu teknolojiyi askeri alana taşımayı bile düşündüğünü yazmıştım.
Düşünsenize…
Bir zamanlar çocukların avucunda dilek tuttuğu uğur böceği, şimdi bilim insanlarının laboratuvarında aerodinamik dersine dönüşmüş durumda.
Belki de mesele şu:
Biz doğaya bakarken sadece bir böcek görüyoruz.
Bilim insanları ise orada uçan bir mühendislik harikası görüyor.
Ve insanın aklına şu soru geliyor:
Belki de doğada “Mucize” dediğimiz şeyler, henüz formülünü yazamadığımız bilimden başka bir şey değildir.
BÖCEKLER
Konu madem böceklerden açıldı o halde böceklerle devam edeyim.
Aslında size bir sır vereyim mi?
“Dünyayı aslında böcekler yönetiyor”
Bakın nasıl?
Bir gün durup düşünün.
Sabah kahvenizi içiyorsunuz…
Pencereyi açıyorsunuz…
Bir sinek içeri giriyor…
Elinizde gazeteyle kovalamaya başlıyorsunuz.
Ama farkında değilsiniz.
Aslında o sinekle aranızdaki ilişki biraz tuhaf.
Çünkü bu gezegende gerçek çoğunluk biz değiliz.
Onlar.
Yani, Böcekler.
Bilim insanları dünyada yaklaşık 10 Kentilyon Böcek olduğunu tahmin ediyor.
Bu sayıyı yazmak bile zor.
Yazarsak şöyle oluyor:
10.000.000.000.000.000.000
Kabaca hesaplayın işte…
Her insana yaklaşık 1 milyar böcek düşüyor.
Demek ki sinek bizi rahatsız etmiyor aslında.
Bir gerçek daha var.
Dünya üzerindeki canlıların toplam ağırlığı hesaplandığında, karıncaların toplam ağırlığının insanlara çok yakın olduğu ortaya çıktı.
Yani teknik olarak bakarsak:
Bizim apartmanda bir yönetim kurulu olsa, karıncaların da oy hakkı olurdu.
Ve dürüst olmak gerekirse…
Muhtemelen daha iyi yönetirlerdi.
Çünkü karınca kolonileri öyle bir sistemle çalışır ki, bazı bilim insanları buna “Doğanın süper bilgisayarı” diyor.
Hiç trafik yok.
Hiç kavga yok.
Hiç “Toplantıyı haftaya erteleyelim” yok.
Bizde ise apartman toplantısı bile üç saat sürüyor.
Bazı karınca türleri çiftçilik bile yapar.
Gerçekten.
Mesela:
Mantar yetiştirirler.
Başka karıncalar ise hayvancılık yapar.
Ağaç bitlerini “Sağar”, tatlı sıvılarını içerler.
Yani bazı karıncaların özgeçmişinde şu yazabilir:
Mesleği: Çiftçi
Biz ise hâlâ “Köye mi yerleşsek?” diye düşünüyoruz.
Gerçek şudur:
“Eğer insanlar bir gün yok olursa, dünya bir süre sonra normale döner.”
Peki ama böcekler yok olursa?
Ekosistem çöker.
Bitkiler tozlaşamaz.
Toprak döngüsü bozulur.
Besin zinciri kırılır.
Yani dürüst olalım.
Biz dünyayı yönettiğimizi sanıyoruz.
Ama aslında…
Gezegenin görünmeyen yöneticileri belki de çoktan belli.
Böcekler…
KARINCALAR
Böceklerden bu kadar bahsedip, karıncalardan bahsetmemek olmaz.
Sabah mutfağa giriyorsunuz.
Tezgâhın köşesinde minicik bir hareket…
Bir bakıyorsunuz, tek bir karınca.
Sonra bir tane daha.
Sonra üç…
Sonra bir bakmışsınız ki mutfaktan salona doğru karınca otoyolu kurulmuş.
İşte o an insanın aklına şu soru geliyor:
“Bunlar WhatsApp grubunda mı haberleşiyor?”
Aslında biraz öyle.
Ama onların sistemi bizden çok daha eski ve çok daha etkili.
Dünyanın en büyük uygarlıklarından biri
Bilim insanları dünyada yaklaşık 20 katrilyon karınca olduğunu tahmin ediyor.
Bu sayı öyle büyük ki insanın zihni almıyor.
Yani kabaca hesapla:
Her insana yaklaşık 2,5 milyon karınca düşüyor.
Üstelik karıncalar yalnızca kalabalık değiller.
Çok iyi organize olmuş durumdalar.
Bir karınca kolonisi adeta küçük bir devlet gibi çalışır:
Kraliçe (Nüfus işleri müdürü)
İşçi karıncalar (Lojistik ve ekonomi)
Asker karıncalar (Güvenlik)
Hiç kimse CV hazırlamaz.
Hiç kimse “Ben bu görevi istemiyorum” demez.
Ve ilginçtir…
Grev de yok.
Trafik sorunu yok
Karıncaların en şaşırtıcı özelliklerinden biri de trafik sistemleri.
Yapılan deneylerde araştırmacılar, karınca yollarına çeşitli engeller koymuş.
Sonuç şaşırtıcı:
Karıncalar birkaç dakika içinde alternatif rota bulmuş.
Yani Google Maps olmadan navigasyon yapıyorlar.
Bizde ise bir kavşakta ışıklar bozulunca şehir kilitleniyor.
Karıncalar muhtemelen yukarıdan bize bakıp şöyle diyordur:
“Bunlar gerçekten gezegenin en zeki canlısı mı?”
İnsanlık tarımı yaklaşık 12 bin yıl önce öğrendi.
Ama bazı karınca türleri milyonlarca yıldır çiftçilik yapıyor.
Örneğin “Leafcutter Ant” yani “Yaprak Kesen Karıncalar.”
Bu karıncalar yaprakları kesip yuvalarına taşır.
Ama kendileri o yaprakları yemez.
Onlarla mantar yetiştirirler.
Evet… Resmen tarım yaparlar.
Bir anlamda karınca köyleri var.
Biz “Organik tarım” diye tartışırken, onlar çoktan sistemi kurmuş.
Bazı karınca türleri ise gerçek birer savaş makinesi.
Örneğin “Army Ant” yani “Ordu Karıncaları.”
Bu karıncalar milyonlarca bireyden oluşan dev koloniler halinde hareket eder.
Yollarına çıkan her şeyi temizlerler.
Öyle ki Afrika’da bazen insanlar evlerini birkaç saatliğine terk eder.
Karıncalar içeri girer, evdeki bütün böcekleri temizler.
Sonra çıkar gider.
Bedava haşere servisi.
Biz kendimizi “Dünyanın hakimi” sanıyoruz.
Karıncalar ise hiç tartışmadan işlerini yapıyor.
Ne sosyal medya var.
Ne televizyon tartışması.
Ne “Bu iş bana göre değil” diyen var.
Belki de insanlık için en büyük ders şu:
Dünya üzerindeki en başarılı toplumlardan biridir bunlar;
Ne gökdelenler yaptı,
Ne teknoloji geliştirdi,
Ne de seçim kampanyaları düzenledi.
Sadece işini yaptı.
Sessizce.
Ve milyonlarca yıldır ayakta kaldı.
Şimdi mutfağınızda bir karınca gördüğünüzde kızmadan önce şöyle düşünün:
“Belki de o, gezegenin en eski ve en disiplinli medeniyetlerinden birinin vatandaşıdır.”