Malum çok demokratik ve laik bir ülkede yaşıyoruz. Bu nedenle bir başkasının demokratik hak ve özgürlüklerine halel getirmeyecek her türlü eylem, söylem ve uygulamada bulunmak kişinin en demokratik hakkıdır. Buradan hareketle içinde bulunduğumuz ramazan ayında isteyen oruç tutacağı gibi isteyen de yiyip içebilir. Burada hiç kimsenin kimseye karışmaya hakkı yoktur.
Gerçek demokrasilerde insan hak ve özgürlüklerinin muhafaza edildiği ölçülerde aslında insanların davranışlarından başkaları pek rahatsız olmaz. Ancak üçüncü dünya ülkelerinde ne yazık ki insan hak ve özgürlükleri muhafaza edilse de karşılıklı kasmalar nedeniyle saygı boyutunda nahoş hadiseler meydana gelmeye başlar. Hani bu durum üst komşunun yüksek sesle müzik dinlemesi ile sokaktaki satıcının yüksek sesle malını pazarlamasından farklıdır.
İnsanların temel hak ve özgürlükleri çiğnenmeden nahoş hadiselerin en çok yaşandığı dönem Ramazan ayıdır. Hani oruç başına vurmuş da denir. Oysa oruç tutan insan sabretmeyi de öğrenmesi gerekir.
Ramazan’da meydana gelen olayların önüne geçmenin en önemli yolu, insanların birbirlerine olan saygılarının geliştirilmesidir. Şöyle ki, susuz bir insanın susuzluğuyla alay edercesine bir davranış ve tutum içine girmek doğru değildir. Bunun karşısında, oruç tutmayan bir kişiyi de su içtiğinde veya yemek yediğinde darp etmek veya aşağılamak, hakaret etmek doğru değildir.
Bayramda nasıl olsa herkes aynı olacak. Oruç tutan da tutmayanda yemek yiyip, su içecek. Dolayısıyla ramazan boyunca tutanla tutmayanı çok ayırmaya veya ayrı tutmaya gerek yok. Ayrı tutmaya çalışmak, bölücülük yapmaktan başka bir işe yaramaz. Burada hem dışlamak suretiyle hem de dışlandırmak suretiyle bölücülük yapılmaktadır. Oruç tutan vatandaşlarımız, tutmayanları sürekli eleştirdiği gibi, tutmayan vatandaşlarımız da biraz özensiz davranabilmektedirler. Her iki tarafın da davranışları sırıtmaktadır aslında. Yoksa Allah için yapılan ibareti şahsileştirmenin bir anlamı yoktur.
Ramazan yarıya geldi neredeyse. Bazı yerlerde gerçekten geldiği belli değil. Özgürlükler anlamında olumlu görülebilir ama yine biraz özen göstermekte yarar var. Bu aslında insanın kendisine olan saygısıyla da ilgilidir. Dini bir vecibedir esasında. İnsanın inancı olmasa bile olana saygısından oruca özen göstermeye gereksinim vardır. Bu özenin eskiden çok daha güzel gösterildiği söylenir hep. Kahvehane ve lokantaların camlarına koyu perde çekmek, yeme içme eylemlerini biraz daha gizlemek gibi.
Günümüzde insanımızın özen duyguları gittikçe zayıflıyor. Daha rahat ve salınmış bir yaşam sürülüyor sanki. Milletimize sormuşlar: savaş çıktı ne yaparsın diye? Ankete katılanların önemli bir kısmı; bana ne kim çıkardıysa o savaşsın demiş. Herkes orucu kendine tutuyor değil mi? O zaman “Millet” kim oluyor? Biraz daha özenli olmak lazım. Vurdumduymazlığın nemelazımcılığın arttığı yerde Millet ölür.