Hastalık ve zararlılarla mücadelede ilaç ve uygulama sayısı her geçen gün artıyor. Dolayısıyla tarımsal ürünlerde çok sayıda ilaç etken maddesine rastlanıyor. Her bir etken madde sağlığa zarar eşiğinin altında olsa bile kokteyl etki olarak tanımlanan toplam etki sağlığa zarar eşiğinin üzerine çıkabiliyor.
Yeni yapılan önemli bir araştırma, pestisit yoğunluğu yüksek ortamlarda yaşamanın, kimyasallar tek başlarına "güvenli" kabul edilse bile, kanser riskini %150'ye kadar artırabileceğini ortaya koydu. Araştırma, birden fazla ilaç etken maddesinin kanser ortaya çıkmadan yıllar önce hücrelere sessizce zarar verebileceğini gösteriyor.
Pestisitler genellikle tek bir madde yerine karmaşık karışımlar halinde gıdalarda, suda ve çevrede bulunuyor. Bu durum, sağlık üzerindeki etkilerinin ölçülmesini zorlaştırıyor. Oysa ilaç kalıntı ölçümleri genellikle tek tek etken madde üzerinden yapılıyor.
Araştırıcılar Peru’nun yoğun tarım yapılan yörelerinde yürüttükleri araştırmada özellikle yerli halkın ve kırsal kesimdeki çiftçi ailelerinin zirai ilaç maruziyetlerini gözden geçirmişler ve 12 farklı ilacın yüksek konsantrasyonlarına maruz kalan gurupları incelemişler.
Pestisitler ve kanser arasındaki bağlantıyı daha iyi anlamak için araştırmacılar, tarımsal kimyasallarının ülke genelinde nasıl yayıldığını gösteren ayrıntılı modeller de oluşturmuşlar. Çalışmada, yaygın olarak kullanılan 31 farklı tarımsal ilacı incelemişler. İlaçlar dünya sağlık örgütü kanserojen listesinde bulunmayan ilaçlar.
Çalışma ekibi 2007 ile 2020 yılları arasında kaydedilen 150.000'den fazla kanser hastasının sağlık verilerini değerlendirmişler. Değerlendirme sonucunda zirai ilaç maruziyetinin kansere yakalanma olasılığını ortalama %150 daha fazla olduğu görülüyor.
Pestisit maruziyetinin kanser teşhisi konulmadan çok önce vücudu nasıl etkileyebileceği de araştırmada belirtiliyor. Tümörler farklı organlarda gelişebilse de bazılarının hücresel kökenleriyle bağlantılı altta yatan biyolojik zayıflıklar dikkati çekiyor ve bu zayıflıklar pestisit maruziyetinden etkilenebiliyor.
Karaciğer, vücuda giren birçok kimyasal maddeyi işlediği ve çevresel maruziyetin bir göstergesi olarak kabul edildiği için önemli gözlem organı olarak gösteriliyor. Moleküler çalışmalarda pestisitlerin normal hücre fonksiyonunu ve kimliğini koruyan süreçlere müdahale edebileceğini gösteriyor. Bu bozulmalar erken dönemde meydana geliyor ve belirgin belirtiler olmadan zamanla birikebiliyor. Bu tür değişiklikler, dokuları enfeksiyonlar, iltihaplanma ve çevresel stres de dahil olmak üzere diğer zararlı etkilere karşı daha duyarlı hale getiriyor.
Bulgular, genellikle tek bir maddeyi değerlendiren ve güvenli kabul edilen maruz kalma sınırlarını belirleyen geleneksel kimyasal güvenlik yaklaşımlarının aksini kanıtlıyor ve kokteyl etki olarak tanımlanan birden fazla ilaç etken maddesinin kanser riskini daha da arttırdığını gösteriyor. Diğer yandan rüzgâr ve su vasıtasıyla taşınmaların da kanser vakalarında etkili olduğu dikkati çekiyor. Dolayısıyla bitkisel üretimde ilaç kullanımının daha disiplinli hale getirilmesi gerektiğine işaret ediliyor.