HASTA VE KOLA
Akıl hastanesinde bir gün bir hasta bakıcıyı yanına çağırmış ve:
-“Bana çabuk 5 şişe kola getir” demiş.
Hasta bakıcı buna kızmış ve hastaya beş tokat atarak:
-“Al işte kolalarını” demiş.
Aradan zaman geçtikten sonra yine aynı hasta, bakıcıyı yine çağırmış ve onu tokatlayınca hasta bakıcı:
“Ne oluyor?” diye sormuş.
Hasta gayet samimi:
-“Boş şişeleri getirdim abi…”
SADIK KÖPEK
Bir adam diğerine sordu:
-“Köpeğinizi satın almak istiyorum ama sadık mıdır?”
Adam:
-“Hem de fazlasıyla sadık. Size bu konuda yüzde yüz garanti verebilirim.”
Diğer adam:
-“Nasıl bu kadar emin olabilirsiniz?”
Adam:
-“Şimdiye kadar beş kere sattım. Her seferinde de geri geldi.”
MANİTU
Kızılderili’nin biri kabilenin büyücüsüne gitmiş:
-“Ben çok küfür ediyorum. Acaba Manitu beni yanına alır mı?”
Kabile büyücüsü:
-“Al şu oku, karşıya at. Eğer hedefi vurursan Tanrı seni yanına alacak, vuramazsan cezalandıracak.”
Adam ilk atışında kaçırmış, kızgınlıkla:
-“Has.tir lan ıskaladık” demiş.
Büyücü:
-“Bana bak, bak küfür etme Manitu çarpar.”
Adam ikinci atışında da ıskalamış ve yine kızgınlıkla:
-“Has.tir ıskaladım” demiş.
Büyücü:
-“Bak küfür etme Manitu çok fena çarpar” demiş.
Adam üçüncüde de ıskalayıp yine küfür edince, gök gürlemeye şimşekler çarpmaya başlamış.
Yıldırım gümbür gümbür aşağı düşmüş ve büyücüyü yok etmiş.
Yukardan gür bir ses gelmiş:
-“Yuh be! Iskaladık.”
TEMEL SEÇİMDE
Temel seçimlerde aday olmuş, büyük kalabalığa karşı konuşma yapmak için kürsüye çıkmış.
Cebindeki kâğıdı aramış, bulamamış. Bunun üzerine seçmenlere şöyle seslenmiş:
-“Sevgili hemşerularım, puraya celirken neler söyleyeceğimu pir Allah, pir de pen pileydum. Şimdi ise sadece Allah piliy!…”
SANAT YEMEĞİ
Sosyeteden bir hatun, dostlarıyla bir araya gelmek için bir yemek düzenler.
Birkaç hortumcu, bazı devlet adamları, playboylar, playgirlller falan derken, “Birkaç kişi de sanat camiasından olsun” diye düşünür ve davet eder.
Bu sanatçılardan biri çok ünlü bir fotoğrafçıdır.
Fotoğrafçı, ev sahibesinden izin ister ve geceyi değerlendirmek, fotolarını teşhir etmek amacıyla, salonun uygun bir köşesine küçük bir sergi açar.
Yemekten önce sergi kısmında vakit geçirilir, sorular sorulur, kritikler yapılır.
Ev sahibesi de boş durmaz, müthiş bir yorum yapar:
-“Fotoğraflarınız çok güzel beyefendi. Pahalı ve güzel bir makineniz olsa gerek.”
Sanatçı tevazu içinde gülümser sadece. Bozulduğunu belli etmez.
Yemekler yenir, sohbetler edilir, kakara-kikiri derken, vakit geçer ve vedalaşma zamanı gelir.
Herkes birer ikişer ayrılırken, sıra sanatçıya gelir:
-“Yemekleriniz mükemmeldi hanımefendi. Harika ve çok pahalı tencereleriniz olsa gerek...”
KANO
İngiliz, Alman, Fransız ve Temel bir adaya düşmüşler.
Bunları bir kabile yakalamış ve bağlamışlar direklere.
Kabile şefi sudaki kanoları göstermiş ve:
-“Benden getiremeyeceğim bir şey isteyen kurtulur. Eğer getirirsem derinizden kano yaparım!” demiş.
İngiliz:
-“Bana Manchester United takımının kalecisinin imzaladığı bir futbol topu getirin.”
Şef bir işaret etmiş ve İngiliz’in istediği top gelmiş, derisi yüzülmüş.
Fransız:
-“Bana 1820 Napolyon şarabı getirin!” demiş.
Şef kıs kıs gülerek işaret etmiş bir şişe şarap gelmiş önlerine; Fransız’ın da derisi yüzülmüş.
Alman:
-“Bana el yapımı bir Limuzin getirin!” demiş.
Beş on dakika sonra ormandan bir Limuzin gelip park emiş önlerinde.
Alman da aynı akibete uğramış.
Sıra gelmiş Temel’e. Temel:
-“Bir çatal isteyrum…”
Şef:
-“Salak mı lan bu herif? İsteyecek bir şey bulamamış mı?” diye düşünürken bir çatal alıp vermişler Temel’e.
Temel başlamış çatalı vücuduna batırmaya.
Şef hayretle sormuş:
-“Ulan ne yapıyorsun geri zekâlı?”
Temel cevaplamış:
-“Nah size kano… Nah size kano...”
FADİME İLE İNTİKAM
Fadime; biricik sevdiği Dursun’u, Temel’in hanımı ile hem de kendi yataklarında sarmaş dolaş yakalayınca, sesini çıkarmaz ve hemen Temel'e gidip durumu anlatır.
Temel köpürür:
-“Vay adi uşak! Şimdi pen ona gününü göstermez miyum!” diye dövünürken Fadime atılır:
-“Temel! Sen de intikaminu penumla yatarak al!”
Bu fikir Temel’in hoşuna gider.
Beraberce birkaç kez intikam alındıktan sonra, sigara molası verilir.
Fadime, Temel’e:
-“Hadi bir kere daha intikam alsana!” deyince, yattığı yerden doğrulup sigarasından derin bir nefes çeken Temel:
-“Penum kinum geçmiştur da!”
TEMEL’İN İDAMI
Temel idama mahkûm olmuş… İnsancıl idam modası var ya, yetkililer sormuş:
-“Nasıl istersin?”
Temel:
-“Kafamı kesin… Ama en acısız kafa kesen bir celladı isterim!”
Öyle bir cellat varmış Çin’de…
Adı da Çang Çung Çong’muş…
Dünyanın parasını verip Çang’ı getirmişler.
Temel kellesini kütüğe koymuş.
Çang kılıcı kaldırmış…
Dakikalar geçiyor…
Temel daha fazla dayanamamış:
-“Hadi yahu… Keseceksen kes!”
Çang:
-“Benim işim bitti evlat… Ama sen sakın hapşırayım deme!”
DALMA
Temel ile Dursun iddialaşıyorlarmış.
Temel:
-“Ben denize 25 metreden dalabilirim!” demiş.
Dursun hemen müdahale edip:
-“Yok; yapamazsın!” demiş.
Temel çıkmış, atlamış ve dalıp çıkmış.
Bu sefer Dursun iddiayı daha ileri götürerek:
-“Ulan ben de 30 metreden dalarım!” demiş.
Tabii bu sefer de Temel itiraz etmiş:
-“Yok; yapamazsın!”
Neyse, Dursun da çıkıp dalışını başarıyla tamamlamış.
Bu sefer Temel:
-“Ulan ben de 20 cm suya 3.5 metreden dalmazsam…” demiş.
Dursun’dan yine itirazlar:
-“Yok yapamazsın!”
Neyse Temel çıkıp dalışı bir güzel becermiş.
Bu sefer Dursun kıllanmış:
-“Lan ben de 20 cm suya 4 metreden dalarım!”
Tabii Temel’den hemen muhalefet.
Amma velakin Dursun dalışı başarı ile tamamlıyor. İyice fitil olan Temel:
-“Ulan ıslak havluya 2.5 metreden dalayım da gör!” diyor.
Tabii Dursun itiraz ediyor. Sonunda Temel:
-“Getirin pagayum ıslak havluyu!” diyor.
Adamlar getiriyor.
Temel çıkıyor 2.5 metre yüksekliğe ve atlıyor…
Çakılıyor aynen. Sersemlemiş bir şekilde doğruluyor ve:
-“Lan kim sıktı bu havlunun suyunu?”
JEAN CLAUDE VAN DAMME
Karadenizli yorgun argın Paris’e inmiş. Çok lüks bir otele yerleşmiş.
Yorucu günün gecesinde uyumaya çalışıyor.
Uyuyamıyor.
Çünkü yan odadan muazzam gürültüler geliyor.
Duvarı yumrukluyor:
-“Kim var orada?”
Yan odadan gelen ses:
-“Jean Claude van Damme!”
Temel:
-“Bana bak, gelirsem oraya dördünüzün de canına okurum!..”
BAKAN KARISI
Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili onun süresini doldurmak üzere seçilmişti.
Adam hemen karısına telefon ederek, bu haberi vermek istedi:
-“Bir bakan karısı olmak ister miydin?” diye sordu.
Karısı biraz düşündü sonra:
-“Hangisinin?”
BUZDOLABI
Allah bakmış ki her gelen cennete giriyor ve artık kapasite dolmak üzere. Meleklerini yanına çağırıp, cennete girmeye hak kazananların ölüm hikâyelerini dinlemelerini; mantıklı ve haklı bulduklarını içeri almalarını, diğerlerini geri göndermelerini söylemiş.
Cennetin kapısı ilk çalındığında, melekler karşılarında bir adam görmüşler.
“Anlat bakalım, hikâyen nedir?” demişler.
Adam da anlatmaya başlamış:
“Ben Amerika’da bir apartmanın 25. katında oturuyorum. Bir gün eve geldiğimde karımı çırılçıplak yatakta gördüm ve beni aldattığını düşünerek hemen ortalığı aramaya başladım. Karım bir yandan arkamdan ‘Yapma, ne olur!’ diyordu; fakat hiçbir yerde adamı bulamadım. En sonunda gözüm balkon demirine takıldı. Orada bir adamın demirlere tutunarak aşağı sarktığını gördüm. Hemen koşup parmaklarını ittiriverdim. Adam aşağı düştü; dallara falan çarpıp sırtüstü yere yapıştı ama ölmedi. Ben de buzdolabını adamın üzerine attım ve adam öldü. Ben de sevincimden kalp krizi geçirip öldüm.” demiş.
Melekler bunun üzerine:
“Geç bakalım.” demişler.
Bir süre sonra cennetin kapısı tekrar çalınmış.
Aynı soru ikinci adama da sorulmuş.
Adam şöyle demiş:
“Ben Amerika’da bir apartmanın 26. katında oturuyorum. Balkona çıkıp hava alıyordum. Dengemi kaybedip aşağı düştüm. Tam bu anda 25. katın parmaklıklarını yakalayabildim; fakat manyağın biri önce beni aşağı attı, sonra da üzerime buzdolabı fırlattı. Ben de öldüm.”
Melekler bu adamın da masum olduğuna karar vererek:
“Geç bakalım.” demişler.
Cennetin kapısı üçüncü kez çalındığında içeri biri girmiş.
Melekler onu görünce şaşırmışlar ve burada ne işi olduğunu sormuşlar.
Adam başlamış anlatmaya:
“Şimdi hikâyem şöyle: Ben çırılçıplak bir buzdolabının içindeydim…”
DOKTOR
Çekici bir genç kadın, çok zayıf bir bebeği doktora kontrole götürür.
Bebeğe bakan doktor:
“Bu çocuk iyi gıda almıyor.” der ve kadına dönerek:
“Lütfen soyununuz.” diye rica eder.
Soyunan kadının göğüslerini iyice kontrol ettikten sonra doktor:
“Düşündüğüm gibiymiş, hanımefendi. Sizin hiç sütünüz yok.” der.
Kadın:
“Tabii olmaz, doktor bey. Ben çocuğun teyzesiyim...”
ENAYİ!
Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona dönmüş bir halde bulur.
Cam sileceğinin altında bir kâğıt vardır. Kâğıdı açtığında, şu satırlarla karşılaşır:
-“Ön vitesle geri vitesi karıştırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım. Arabanızda gördüğünüz gibi çok büyük hasar var. Olayı gören kimseler de şu an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu kâğıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar. Ne halin varsa gör, o kadar enayi değilim!”
İŞTE KADIN ZEKÂSI
Bir kadınla bir adam, ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpışırlar.
İkisinin de arabası mahvolur; ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur.
Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp:
“Çok ilginç! Sen erkeksin, ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp dost olup hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir.” der.
Müthiş heyecanlanan adam:
“Evet, galiba haklısın.” diye cevap verir.
Şaşkınlıkla:
“Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız.” diye devam eden kadın, şarap şişesini adama uzatır.
Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir.
Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzatır.
Bunun üzerine adam sorar:
“Sen içmeyecek misin?”
Kadın cevap verir:
“Hayır, ben polisi bekleyeceğim!”