SES GELMİYORSA

Evli bir kadının oldukça fazla sevgilisi varmış.

Bir gün sevgilisi Temel gelmiş ve onu içeri almış.

Ancak biraz sonra kapı bir daha çalınca kadın; “Eyvah kocam” deyip Temel’i bir torbaya sokmuş.

Gidip kapıyı açtığında başka bir sevgilisi gelmiş, onu da içeri almış.

Bir süre sonra kapı bir daha çalmış.

Kadın telaşla: "Eyvah kocam geldi" diyerek onu da bir torbaya sokmuş.

Kapıyı açtığından ne görsün, bir başka sevgilisi.

Onu da içeri almış fakat bir süre sonra gene kapı, "Eyvah kocam geldi" diyerek adamı torbaya koymuş.

Kadın kapıyı açtığında ne görsün, bu sefer gerçekten kocası.

Adam içeri girip etrafa bakınca torbaları görmüş.

"Bunlar ne?" diye sormuş.

Kadın pazardan alışveriş yaptığını söylemiş.

Adam gidiyor birinci torbaya sıkı bir tekme atıyor, torbadan, "Gıt gıt gıdak" diye ses geliyor.

İkinciye atıyor bir tekme, "Meeee" sesi geliyor.

Temel’in bulunduğu üçüncü torbaya da bir tekme atıyor.

Ses yok.

Bir tekme daha gene ses yok.

Sert bir üçüncü bir tekme atıyor.

Torbadan Temel’in acı sesi geliyor:

“Lan hayvanoğlu hayvan, ne tekme atıp duruyorsun? Ses gelmiyorsa patatestir ya da soğandır işte…”

100 TANE DESEYDİN

Temel Dursun’a soruyor:

-“Ula Dursun sen oruçlu oruçlu kaç hamsi yersun?”

Dursun:

“Valla 100 tane yerim” diyor.

Temel:

“Ula uşağum, olur mu öyle? İlk hamsiyu yeduğunde orucun bozulur. Diğer 99 sayulmaz da…”

Dursun bu şakaya bayılıyor ve yolda gördüğü İdris’e soruyor:

-“Ula İdrus, sen oruçlu olarak kaç hamsi yersun?”

İdris:

-“Valla 50 tane falan yerum da.”

Dursun:

“Ula İdrus, 100 tane deseydun sana bir şey diyecektum…”

BİL BAKALIM

Güzel bir ilkbahar günü, parkta tek başına oturan genç kızın arkasından gelen biri, elleriyle kızın gözlerini kapatır:

“Bil bakalım ben kimim? Üç tahminde bilemezsen bir öpücük ve de sinemaya birlikte gitme hakkını kazanmış olacağım...”

Uzun uzun düşünen, gözlerini kapayan elleriyle yoklayarak kim olduğunu anlamaya çalışan genç kız, sonunda yanıt verir:

“Sezar... Pastör... Napolyon...”

KENDİNİ KURUTUYOR

Temel, adamın birinin kendisini iskeleden denize attığını gördü.

Hemen ardından atladı, adamı boğuşa boğuşa karaya çıkardı.

Adam:

-“Yaşamak istemiyorum... Beni niye kurtardın?” diye bağırdı, çağırdı.

Temel’in elinden kurtuldu ve gene denize atladı. Temel de peşinden.

Gene boğuştular.

Güçlü kuvvetli Temel adamı bir kez daha karaya çıkarmayı başardı.

Adam sahilde yürüdü, orada bir ağaç buldu.

Dalına kendini astı.

İki saat sonra karakolda komiser Temel’in ifadesini alıyordu:

-“O buz gibi havada iki kez denize dalıp adamı sen kurtardın değil mi?”

-“Evet komiserim.”

-“Peki adam kendini astığında niye gidip ipi kesmedin de, oturup rüzgarda sallanmasını seyrettin?”

Temel:

-“Ben zavallı adamın, kendini kuruttuğunu düşünmüştüm, komiserim!”

GEÇİMSİZ SÜLALE

Temel, arkadaşı İdris’e havasını atıyormuş:

-“Haçan penum büyük dedem Rus Harbi’nde Ruslar’a karşı savaştı. Dedem Çanakkale Harbi’nde İnciluzlere karşı savaştı. Babam Kurtuluş Savaşı’nda Yunan’a karşı savaştı. Ben de Kore’de Koreliler’e karşı savaştım!..”

İdris atılmış:

-“Ula, haçan senun de ne kadar geçimsuz sülalen varimuş!..”

OKUYAYIM MI?

Kekeme olan kitap satıcısı Temel kapı kapı dolaşıp kitap satıyormuş.

Her sabah çantasına 50 kitap koyuyor, akşama kadar da hepsini satıyormuş.

Bir gün patronu:

-“Yaa Temel sen bu işi nasıl beceriyorsun? Diğer satıcılar günde en fazla 10 tane satıyor!” diye sormuş.

Temel de kekeleyerek cevap vermiş:

-“Çok basit. Önce kapıyı çalıyorum. Kapıyı açana da ‘kitap almak ister misiniz, yoksa size okuyayım mı?’ diye soruyorum!..”

KONVOY

Temel:

-“Ula bana bakın, İstanbul’a gittiğimde yüzlerce otomobillik bir konvoy beni karşıladı.”

Arkadaşları:

-“Hadi lan sen kimsin ki seni karşılasınlar?” diyerek inanmamışlar.

Temel:

-“İsterseniz, Cumhurbaşkanı ve Başbakana da sorabilirsinuz. Onlar da aynı uçaktaydu!..”

GÖZLÜK TAKSAYDI…

Küçük Temel’in komşularının bir bebeği dünyaya gelmiş…

Ama ne talihsizlik ki minik bebeğin kulakları yokmuş…

Bebeği ailece ziyarete giderlerken bu üzücü durumu patavatsız oğlu küçük Temel’e anlatan babası:

-“Sakın ama sakın bebeğin bu kusurundan bahsetmeyeceksin!.. Ağzından ‘Kulak’ kelimesi çıkarsa seni mahvederim!..” diye tembih etmiş…

Bebeğin yanına çıkmışlar.

Temel bebeğe yaklaşmış:

-“Ne güzel bir bebek…”

Annesi:

-“Ciddi misin? Teşekkür ederim.”

Temel:

-“Minik ayakları, minicik elleri, ne de güzel gözleri var… Görebiliyorlar mı bari?”

Bebeğin annesi:

-“Evet… Doktor gözlerinin sağlam olduğunu söyledi…”

Temel:

-“Bu harika…! Eğer gözlük takmak zorunda olsaydı ayvayı yemişti!..”

DOKTORA

Temel siyasete girmeye karar vermiş. Bir partiden milletvekili seçilince her yerden tebrik-takdir yanında hediyeler de almış.

Bir üniversiteden de doktora payesi vermek istemişler.

Temel gayet memnun kabul etmiş. Üniversitede güzel bir törenle doktora cübbesini giymiş.

Tören gecesi eve döndüğünde Fadime:

-“Sen doktor oldun, ben de olmak istiyorum!” diye tutturmuş.

Temel:

-“Hanım yapma, etme…” demiş, dinletememiş.

Gitmiş üniversite rektörüne rica etmiş. Rektör:

-“Ne demek efendim, hanımınıza doktora payesi vermek bizim için bir şereftir!” demiş.

Hanımı da doktor olmuş.

Ancak eve döndüklerinde yine tutturmuş:

-“Temel… Şimdi ikimiz de doktor olduk ancak, devamlı bindiğimiz atımızdan ben hicap duyuyorum. Her ikimiz de üstüne doktor sıfatıyla bineceğiz; o bundan neden mahrum olsun ki? Ona da doktora payesi alalım.”

Temel ne kadar “Olmaz” dese de hanımını ikna edememiş.

Tekrar rektöre gitmiş ve rica etmiş:

-“Bizim hanım böyle böyle söylüyor, yapabilir miyiz?”

Bunun üzerine rektör:

-“Ne demek Temel bey; biz buradan nice eşeklere doktora veriyoruz, ata niye vermeyelim!..”

CESUR HAKEM

Adamın biri ölüp cennetin kapısına dayandığında, baş melek durdurur onu:

-“İçeri almadan önce sorularıma cevap vermelisin. Hayatın boyunca tam anlamıyla iyi bir iş yaptın mı, bakalım?”

Adamcağız uzun uzun düşünür, ama yaptığı iyi bir şeyi hatırlayamaz.

Melek tekrar sorar:

-“Peki, bari söyle, hiç cesaret gerektiren bir şey yaptın mı hayatında?”

Adam gururla:

-“Yaptım, tabii… Ben futbol hakemiydim. Trabzon’da bir Trabzonspor-Fenerbahçe maçını yönetiyordum. Maçın son dakikasında Trabzon aleyhine penaltı çaldım.”

Melek:

-“Vay canına, gerçekten cesurmuşsun sen. Haydi geç bakalım!”

Cennetin kapıları açılır.

Hakem tam geçecekken melek merak eder:

-“Ne zaman olmuştu bu maç?”

Hakem saatine bakar:

-“Aşağı yukarı üç dakika oluyor biteli!..”

ANONS

Temel ile Fadime, tayinleri nedeniyle Erzurum’a taşınırlar.

Malum, Erzurum bol kar yağan bir yer…

Kar yağdığı bir gün akşamüzeri belediye hoparlöründen bir anons:

“Sayın sokak sakinleri, lütfen arabalarınızı sokağın sol tarafına park edin, sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecek!”

Temel arabasını sol tarafa park eder.

Ertesi akşam yine anons:

“Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sağ tarafına park ediniz…”

Temel yine değiştirir.

Üçüncü gün anons sırasında seste kopukluk olur.

Ne Temel ne Fadime nereye park edeceklerini anlayamaz.

Uzun uzun tartışırlar.

Sonunda Fadime:

-“Ula Temel… Madem anlamadık, bugün de araba garajda kalsın, boş ver anonsu!..”

ÖZLEDİM

Temel, bir Fransız ve bir Amerikalı ile ıssız bir adadaymış.

Bir gün iyi huylu bir deniz perisi gelip demiş ki:

-“Uzun zamandır izliyorum sizi. Geminiz battıktan sonra çok acı çektiniz. Dileyin benden, ne dilerseniz.”

Fransız:

-“N’olur beni Fransa’ya gönder!” demiş. Hoop gitmiş Paris’e.

Amerikalı:

-“Beni de Amerika’ya lütfen!” demiş ve o da hoop California’ya.

Sıra Temel’e gelmiş.

Düşünmüş, düşünmüş:

-“O Fransız ile Amerikalı uşakları çok özledim. Getur onları geriye!..”

AYI

İstanbul’da yaşayan bizim Temel, av sporuna merak salar.

Av için gerekli malzemeleri alır.

Birkaç gün avlanır.

Bir gün kahvede otururken Temel başlar maceralarını anlatmaya.

-“Bir gün tüfeğimi aldım Belgrad Ormanı’na gittim. Yarım saat gezdikten sonra bir baktım beyaz bir ayı bana doğru geliyor. Tüfeğimi doğrultmamla ateş etmem bir oldu. Tek kurşunla ayıyı yere serdim!”

Arkadaşlarından biri:

-“Haydi ulan oradan! Belgrad Ormanı’nda ayının ne işi var?”

Temel:

-“Ulan ayı bu ne bilsin oranın Belgrad Ormanı olduğunu?”

TAMİRCİ

Temel arızalı paraşütle atlamayı reddedince komutanı ona:

-“Teknoloji gelişti, bir arıza olursa paraşüt tamircileri hemen havada tamir ediyor…” diye yalan söyleyerek ikna etmiş.

Temel bunun üzerine uçaktan aşağıya atlamış ve paraşütü açılmamış.

Tam o sırada üzerinde tulumu, elinde İngiliz anahtarıyla birinin roket gibi yukarıya doğru geldiğini görmüş ve bağırmış:

-“Paraşüt tamircisi misin?”

Adam yanından hızla geçerken:

-“Hayır!.. Doğalgazcıyım!..”

LINKOSİN

Temel’in eşi şiddetli soğuk almış, doktor Linkosin iğne yazmış.

Sabah Temel çıkarken hanımı seslenmiş:

-“Ula Temel, akşama dönerken Linkosin’i unutmayasun da!”

Akşam iş dönüşü, Temel kahvede Dursun’la tavla oynarken ilacın adını hatırlamamış.

Hemen kalkıp eczaneye koşmuş.

Kapıda durup hatırlamaya çalışırken beceremeyince seslenmiş:

-“Ula, say pakayum şu ilaçlarun isimlerunu pana!..”

CN TOWER

Temel ile Dursun Toronto’ya gelmişler ve Temel, dünyanın en yüksek kulesi olan CN Tower’ı Dursun’a gösterip:

-“Burası o kadar yüksek ki, yukarıdan düştüğün zaman aşağıya gelene kadar 3 gün geçer.”

Dursun:

-“Ölür müsün?”

Temel:

-“Ne zannettin ya! 3 gün yemeden içmeden yaşanır mı?”

TAVLA KAVGASI

Kahvede bir köşede miskin miskin oturan Temel’i gören Dursun sormuş:

-“Ula Cemal’le küs misun? Artuk tavla oynamaysunuz!”

Temel:

-“Ula sen olsan, pul çalan, zar tutan, kapı atlayan birisi ile tavla oynar misun?”

Dursun:

-“Oynamam…”

Temel:

-“O da onun içun oynamayi işte…”

MARANGOZ

Bir kadının yatak odasındaki gardırop bozuktur.

Evin yanında bulunan istasyondan tren geçince kapağı açılmaktadır.

Bunun için bir gün bir marangoz çağırır. Marangozu yatak odasına götürür ve dolabı gösterir.

O anda bir tren geçer ve gardırobun kapağı kendiliğinden açılır.

Marangoz menteşelere, kilide bakar:

-“Hanımefendi buradan gardırobunuzun nesi olduğunu anlayamadım. Şimdi ben içine gireyim ve siz kapağı kapatın, böylece ben içeriden bakarım belki böyle anlarım.”

Marangoz içeri girer, kadın kapağı kapatır.

O anda sokak kapısı açılır ve kadının kocası gelir.

Adam doğru odasına gider ve üstünü çıkarıp asmak için gardırobunu açar. Bir bakar ki gardıropta bir adam.

Kızarak adama bağırır:

-“Ne işin var senin burada.”

Marangoz korkmuş bir vaziyette cevap verir:

-“Şey beyefendi ne desem ki? Şimdi size burada tren bekliyorum desem inanır mısınız?”