Atatürk, çok sayıda başarıya kısa bir ömürde imza atarken, tüm dünyada bir uyanışın sembolü haline gelen ulusu ayağa kaldırma girişimi, dünyanın kaderini değiştirmiştir. Bağımsızlık mücadelesi yanında, bağımsızlığı kazanmanın yeterli olmadığını, gerçek bağımsızlığın ulusun kendi ayakları üzerinde durabilmesinin daha önemli olduğunu da göstermiştir. Nitekim eskiden kalan onca borç ödenirken, bütçe sağlığında hiçbir zaman açık vermemiştir. Hastalandığında açık vermeye başlayan bütçenin denk çıktığı günümüze kadar vaki değildir.
Atatürk, yeni devletin birçok reformu yanında ekonomi alanında ilk iş olarak birinci iktisat kongresini gerçekleştirmek olmuştur. Başkomutanlık Meydan Savaşı kazanılmış, Misakı Milli sınırları içinde düşman kalmamış ancak Lozan Antlaşması imzalanmamıştır. İzmir’de gerçekleştirilen kongrede ülkenin doğal kaynakları irdelenmiş, ülkenin ekonomide vereceği bağımsızlık mücadelesinin temelleri atılmıştır. Gerçek anlamda ‘milli ekonominin temeli ziraattır’ felsefesiyle tarımda önemli girişimler gerçekleştirilmiştir.
Bugün gelişmiş dünyada, endüstrinin temellerini tarım ve tarıma dayalı sanayi işletmeleri oluşturmaktadır. Kullanılan girdilere göre en yüksek değer tarımda ortaya çıkmaktadır. Çünkü tarımda en büyük girdiler güneş, hava, su ve topraktır. Bunlara fazlasıyla sahip bir coğrafyada ülkenin endüstri temelinin de tarıma dayalı sanayi işletmeleri oluşturacaktır. Bugün tekstil başta olmak üzere birçok sanayi sektörünün belli merkezlerde dünya ligine yükselmesi, cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan kamu yatırımlarına bağlıdır.
Tarımın gelişiminde Türkiye’nin coğrafi bölgelerine bağlı olarak dört bir tarafında kurulan Devlet Üretme Çiftlikleri, çeşit geliştirme, tohumluk üretme ve yeni tarım teknolojilerini uygulama ve öğretme bakımından önemli bir adımdır. Bu çiftliklerde aynı zamanda üstün verimli hayvan ırklarının yetiştirilmesi ve damızlık olarak üreticilere dağıtılması, tarımda yeniliklerin benimsetilmesinde devletin önemli görevleri arasındadır.
Mekanizasyonun geliştirilmesi için kurulan Zirai Donatım Kurumları, günümüzde tarihe karışmıştır. Otobüs yapabilme yeteneğinde olan fabrikaların kapılarına kilit vurulmuştur. Elbette devlet üretimde çok fazla bulunmamalıdır. Kapitalist ekonomilerde devletin işi olmamalıdır. Bununla birlikte son derece fonksiyonel kamu kurumlarının çağdaş dünyanın normlarına uygun olarak yapılandırılması çok zor değildir.
Tarımda yapılan yenilikler, özgün yatırımlar sayesinde 13 milyon nüfusa yeten gıda üretimi, günümüzde 85 milyon nüfusu beslemeye çalışmaktadır. Özelleştirmeler, ithalat ve ihracat politikaları ne yazık ki ülkenin gıda güvenliğini, buna bağlı sanayi sektörlerini olumsuz etkilemiş, memleket gıdada dışa bağımlı hale gelmiştir. Buna karşın ekilmeyen arazi miktarı artmıştır.
Atatürk’ün üretmeyen toplumların bağımsız olamayacaklarına dair özdeyişi manidardır. Üretmek, ülke insanının ihtiyaçlarını karşılamak çiftçimizin en önemli hasletlerindendir. Zarar etse de üretmeye devam etmesi bunun kanıtıdır. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu topraklar boş bırakılmamıştır. Daha iyisi yapılmaya çalışılmıştır. Ancak son yıllarda sürekli zarar eden Türk çiftçisi üretimden uzaklaşmaya, gıda ithalatı artmaya başlamıştır.