ÇOCUĞA BAK

Nükteleriyle büyük bir şöhret kazanan ve Keçecizâde Fuad Paşa'yla bile fıkra yarışına giren Hasırcızâde Mehmed, bir gün atının üstünde Gaziantep caddelerini dolaşırken elinde yoğurt kâsesi taşıyan bir çocukla karşılaşır.

Ağanın canı çekmiş olacak ki kâseyi çocuğun elinden alır, taze yoğurdun üst tarafından biraz yer.

Bu sırada çocuk ağlamaya başlayınca Hasırcızâde şöyle der:

“Evlâdım ağlama! Annene Hasırcızâde yedi dersen sana kızmaz.”

Elinde kâseyle ağlamaya devam eden velet, söyleyeceğini söyler:

“Annem inanmaz! Sen bunu mutlaka bir ite yalattın der beni döver!”

Hasırcızâde, bu olaydan sonra “Beni ilk defa işte bu çocuk mat etti!” dermiş.

BAŞKASI OLMAK

Bir gün Abdülhak Hamid, tanıdığı çok güzel bir kadının ziyaretine gitmiş.

Salonda epey bekledikten sonra kadın gelmiş:

“Sizi beklettiğim için özür dilerim. Hastaydım da yatıyordum. Başkası olsaydı inanın yataktan çıkmazdım.”

Abdülhak Hamid büyük bir üzüntü ile:

“Ah!” demiş, “Ne talihsiz adamım keşke başkası olsaydım…”

ÇALINACAK NEY

Bahariye Mevlevihane’si şeyhi Fahreddin Dede müritleriyle Topkapı Sarayı'nı geziyormuş.

Hazine Dairesi'nde yaprakları zebercetten ve taneleri pırlantadan bir üzüm salkımı görmüşler.

Arasında da som altından bir küçük ney bulunuyormuş.

Dede dayanamayıp nükteyi yapıştırmış:

“Gördünüz mü erenler, çalınacak neyi?!”

FİTNAT HANIM İLE HAŞMET

18.YY. şairlerinden Haşmet ile şairelerinden Fitnat Hanım zarif nükteler yaparak birbirlerine takılırlarmış.

Bir kurban bayramı arifesinde hayvan pazarında Fitnat hanımı gören Haşmet bir

pusulaya: “Bu bayram ben kulunuzu kurban etseniz!?” diye yazıp gönderir.

Pusulayı okuyan Fitnat Hanım karşı pusulayı göndermekte gecikmez.

“Teşekkür ederim. Bu bayram boynuzlu kurban almayacağım.”

SELAM SÖYLE

Emeviler döneminde vezir olan Ebu'l Hüseyin, kendini hicveden şair İbn-i Rumi'yi ziyafet çağırır ve şairin yemeğine zehir koydurarak, onu zehirletir. Zehirlendiğini anlayan şair ayağa kalkar ve kapıya doğru yürümeye başlar.

Vezir sanki bilmiyormuş gibi sorar:

“Nereye gidiyorsun?”

“Gönderdiğin yere gidiyorum.”

“Babama selâm söyle.”

Şair ölüme giderken bile hicvetmeyi ihmal etmez:

“Yok, cehenneme gitmiyorum.”

ÇIKILMAZ, İNİLİR

Şimdi artık şiir ve nesirlerinden ziyade espri ve hazır cevaplarıyla hatırlanan Bağdat valiliği de yapmış olan, Şair Süleyman Nazif, İçtihat dergisinin sahibi Abdullah Cevdet'le pek araları yoktu.

Bir gün Cağaloğlu yokuşunda rastladığı bir dostuna nereye gittiğini sordu.

Dostu, İçtihat dergisinin üst kattaki idarehanesini kastederek, “Abdullah Cevdet'e çıkıyorum” dedi.

Bunun üzerine Süleyman Nazif, kükrercesine şu karşılığı yapıştırdı:

“Abdullah Cevdet'e çıkılmaz; inilir!”

AĞZIN AÇIKSA

Molla Câmi zamanında konuşmalarıyla herkesi bîzar eden bir adam yaşardı.

Bir gün bu adam, heyecanla Molla Câmi'ye gelmiş ve:

“Üstadım, akşam rüyamda Hızır'ı (a.s) gördüm, ağzıma tükürdü bu neye işaret eder acaba?”

Molla Câmi için fırsat doğmuştur şöyle cevap vermiş:

“Neye işaret ettiğini bilmem ama herhalde senin suratına tükürecekti ama ağzın her zaman ki gibi açık olduğu için, ağzına girmiştir.”

HER ŞEY ALLAH'TAN

Bir Bektaşi her ne olursa. "Allah'tan!.." dermiş.

Bir gün bir külhanbeyi bu Bektaşi'nin ensesine sultani bir sille aşk etmiş.

Bektaşi arkasına dönünce külhanbeyi:

“Baba erenler, ne bakıyorsun, Allah'tan!..." demiş.

Bektaşi hiç düşünmeden cevap vermiş:

“Âmennâ be imanım! Ben de Allah'tan olduğunu biliyorum ama hangi deyyusun eliyle yaptırdı diye merak ettim de ondan bakıyorum.”

KADINLARA RAĞMEN

Bir toplantıda Prof. Ahmed Ateş'e sormuşlar:

“Üstadım, her başarılı erkeğin arkasında ona destek olan bir kadın vardır. Büyük ilim adamı oluşunuz da eşinize çok şey borçlu olmalısınız herhalde. Neler yaptı, ne gibi destek verdi de böyle ilim sahibi oldunuz? Onun desteğiyle yükseldiniz herhalde!” Cevap anında gelmiş:

“Ona rağmen, azizim, ona rağmen!”

SORARLARSA

Bekri Mustafa’yı duymuşsunuzdur mutlaka.

Hani, içki yasağına uymayanların öldürüldüğü 4. Murat döneminin ünlü ayyaşı.

Zaten Bekri, içmeye sabahtan başlayan ya da gece gündüz içen demek.

Ama bizim Bekri Mustafa, 4. Murat’tan yakayı zekâsı, esprileri sayesinde kurtarmayı başarmış.

Bu yüzden fıkraları, dilden dile yayılmış, söylence bir kişi kimliği kazanmış.

Kimileri 4. Murat’ı içkiye alıştıranın o olduğunu bile söyler.

Neyse, anlatırlar ki günün birinde, bir mahallede yoksul bir ölünün namazını kılacak imam bulunamamış.

Yol yordam bildiğinden namazı Bekri Mustafa’dan rica etmişler o da kıramamış ve kıldırmış.

Sonra da tabut yerine hasıra sarılmış cenazenin kulağına bir şeyler fısıldamış.

Cemaat ölüye ne söylediğini merak etmiş. Bekri gülerek: “Öte yanda dünyanın durumunu sorarlarsa, Bekri Mustafa imamlık ediyor, de. Onlar durumu anlarlar” demiş.

HANGİ AHMED?

Keçecizade Fuat Paşa'ya, yetmişlik bir kadının otuz yaşındaki bir gençle evlenmek istediğinden bahsetmişler.

Paşa hemen:

“Ahmed müsaade etmez” demiş.

“Hangi Ahmed?” diye sormuşlar.

Paşa cevap vermiş:

“Karacaahmed…”

ORATORYO

Yunus Emre Oratoryo'su yazıldığı zaman, bu konuda Yahya Kemal'in fikrini sormuşlar.

Şu cevabı vermiş:

“Bu, Kardinal'in Cuma namazı kıldırmasına benziyor…”

BANA NE?

Temel ile Dursun bir gün uçakla İstanbul’a gidiyorlarmış.

Derken birden uçak düşmeye başlamış.

Millette bir telaş bir telaş.

Dursun da aynı şekilde telaştan ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette Temel’e bakmış, Temel cam kenarında öylece durmuş dışarıyı seyrediyor, keyfi yerinde.

Ona doğru teleşle seslenmiş:

“Ula Temel uçak düşiy, anlamadun mu?”

Temel istifini hiç bozmadan cevaplamış;

“Amaaan düşerse düşsün, babanın malı mi?”

ARTI İŞARETİ

Musevi ailesinin en büyük derdi 10 yaşlarındaki çocuklarının matematikten sürekli "0" getirmesiymiş.

Sıkıştırmışlar olmamış, ders aldırmışlar olmamış.

Son çare, bir Katolik okuluna kaydettirmişler.

Çocuk bir süre sonra matematik notunu düzeltmiş, sürekli 10 getirmeye başlamış.

“Peki ne oldu da bu çocuk böyle 180 derece dönüş yaptı?” diye düşünmüşler.

Çocuk ısrarlı sorulara önce yanıt vermek istememiş.

Sonunda bir gün gerçeği itiraf etmiş:

“Okula girdiğim gün adamın birini ‘Artı’ işareti üzerine çivilediklerini gördüm. O zaman bu işin ciddiyetini anladım...”

BAKAN

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.

Ne yapsa makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu.

Nihayet, “Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun” diye düşündü ve ilan etti: “Pazar günü saat 10'da bakan olarak, denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.”

Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada.

Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı.

Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti.

Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.

Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu:

“Bakan yüzme bilmiyor!”

KİVİ

Adamın biri hipermarketin manav bölümünde, satıcıyı ikna etmeye çalışmaktadır:

“Ben kivi alacağım, fakat yarım istiyorum…”

Satıcıyla “Olur-olmaz” tartışmasına girerler.

En sonunda satış elemanı der ki:

“Ben içeri gidip müdüre sorayım, kivinin yarısını satabilir miyiz diye…”

Müdüre olayı anlatmaya koyulur:

“Patron, hayvanın biri geldi, kivinin yarısını almak istiyor. Ne diyeyim?”

Lafını bitirir bitirmez arkasında birisi olduğunu fark eder.

Dönüp baktığında kivi isteyen müşteriyle karşılaşır ve bozuntuya vermeden konuşmasına devam eder:

“Bu beyefendi de kivinin diğer yarısını istiyor…”

Müdür “Tamam” der.

Müşteriyi gönderirler.

Sonra müdür satış elemanını yanına çağırır:

“Akıllı bir adama benziyorsun. Kendi kendine düştüğün zor durumdan yine kendi başına kurtulmayı bildin. Nerelisin sen?”

Satıcı cevap verir:

“Yeni Zelandalıyım.”

“Madem öyle, neden Amerika’ya geldin?”

“Orada iki çeşit insan vardır: Fahişeler ve Rugby oyuncuları.”

Müdür kaşlarını çatar:

“Benim karım da Yeni Zelandalı.”

Satıcı hiç duraksamadan sorar:

“Karınız hangi takımda oynuyordu efendim?”

PATATES

FBI gizli ajan eksikliğini giderebilmek için ajan seçmeleri yapmaya karar vermiş.

Ve her gün üçer kişi çağırıp aralarından birini ajan olarak himayelerine alıyorlarmış.

Seçimlerin 3. günü Temel de katılmış. Yanında da bir İngiliz ve bir Amerikalı varmış.

Bunlardan ilk olarak kamuflaj yapmalarını istemişler.

İçinde sadece bir çuvalın bulundu boş bir odaya sokmuşlar ve burada gizlenmelerini söylemişler.

İlk önce İngiliz girmiş. 5 dk. sonra odaya giren bir yetkili gitmiş içinde İngiliz’in saklandığı çuvala tekme atmaya başlamış. Hemen çuvalın içinden bir ses gelmiş: “Miyaw, miyaw."

İngilize ilk testi başarıyla geçtiğini söyleyip Amerikalıyı odaya koymuşlar.

Amerikalı da aynı çuvala saklanmış.

Biraz sonra yine odaya giren yetkili gitmiş ve çuvala bir tekme atmış.

Çuvalın içinden: "Hav, hav." diye bir ses gelmiş.

Amerikalıyı da tebrik edip Temel'i odaya sokmuşlar.

5 dk. sonra odaya giren aynı görevli gitmiş çuvala bir tekme atmış.

Ama hiçbir ses gelmemiş.

Bir daha atmış yine tık yok.

Bir daha, bir daha derken en sonunda çuvaldan cılız bir ses yükselmiş: “Patateeeeesss"

OTURUN

Alican çok terbiyesiz bir çocukmuş.

Bir gün annesinin misafirleri konken oynamaya geleceklermiş.

Oğlunun yanlış hareketlerde bulunacağından korkan annesi misafirlere; “Alican terbiyesiz bir laf ederse kalkıp gidiyormuş gibi yapın belki utanır da bir daha yapmaz” diye tembihlemiş.

Misafirler “Tamam anlaşıldı” diyerek oyuna oturmuşlar.

Kısa bir süre sonra Alican içeri telaşla girmiş; “Anne! Anne! Limana bir gemi yanaştı içinde bir sürü azgın denizci var, etrafta kadın aramaya başladılar” demiş.

Bunun üzerine kadınlar söz verdikleri üzere ayağa kalkıp gidermiş gibi yapmışlar.

Alican hemen ortaya atılıp onları durdurmaya çalışırken;

“Acele etmeyin oturun oturun, daha bir hafta buradalarmış.”

BİR SAYI TUT!

Benzin istasyonunun önünde bir afiş varmış ve üzerinde: “Depoyu dolduran sihirli sayıyı bilirse bedava seks kazanıyor.”

İki kafadar benzinciye; “Doldur depoyu” demişler ve sonra bedava seks için sayı bilme oyununa talip olmuşlar...

Benzinci sormuş:

“Kafamdan bir sayı tuttum, bilirseniz bedava seks kazanacaksınız…”

“Üç” demiş bir tanesi...

Benzinci, “Bilemediniz, ben beş tutmuştum” demiş ve bunları “Kazamadınız” diyerek yollamış.

Aradan geçen bir zaman sonra bizim iki kafadar yine gelmişler ve yine depoyu doldurtmuşlar ve yine sayı bilmece oyunu oynamak istemişler.

Bizimkiler bu sefer, “Beş” demişler. Benzinci “Olmadı, ben altı tutmuştum.” demiş ve yine yollamış bunları.

Üç gün sora yine depoyu “Fullemişler” yine oyun! “Altı” demiş kafadarlar.

Benzinci “Bir tutmuştum” diyerek, “Yine kazanamadınız” demiş.

Gençlerden biri arkadaşına dönüp sormuş:

“Yahu bu bizi kandırıyor galiba, hep başka rakam söylüyor... Hile yapmasın sakın!”

Diğeri gayet rahatlıkla cevaplamış:

“Yok canım öyle olsa benim kız kardeşim arka arkaya iki kere kazanmazdı.”