Haberde “Ünlü (!)” diye bahsedilmiş kendisinden.
Yaptıklarından çok, sivri çıkışları daha ünlü sanki.
Eee ne olmuş?
Haber şöyle:
Geçtiğimiz gün (ünlü sanatçı) Gülben Ergen, vefat eden Fatih Ürek'in cenaze törenine katılmış.
Ama cenazeye katılan ünlü isim Gülben
Ergen avludaki tabutun başına “Başı açık” gelmiş.
Diğer ünlü (!) birinin yaptığı paylaşım birden gündem olmuş.
Başkasının özgürlüğüne karışmayı kendisine bir görev bilen bu ünlü (!), isim vermeden yaptığı paylaşımda:
“İbadethanelerin kendine has kuralları olduğunu”
“Bir dinin kutsal mekânına girerken, o dinin gereklerini yerine getirmek
Zorunda olunduğunu”
“Cami avlusuna girerken İslam dininin kuralları neyi gerektiriyorsa, onu yerine getirmeli” şeklinde açıklama yapmış.
Hatta yurt dışındaki kiliselerde uygulanan kuralları hatırlatarak şöyle demiş:
“Nasıl ki yurt dışındaki kiliselere şapkayla girilmiyorsa, cami avlusunda da başı açık olunmamalı…”
Sonra da hutbeye geçen ünlü (!) kişi:
“Kişisel inanışlar ne olursa olsun toplumsal hassasiyetlere ve ibadethanenin manevi iklimine uyum sağlanması gerektiğini” savunmuş.
Bu ünlü (!) kardeşimiz öncelikle şunu iyi bilmeli:
“İslam fıkhında caminin asıl ibadet alanı, namaz kılınan kapalı kısımdır.
Avlu (son cemaat yeri, bahçe, dış alan) ibadet mahalliyle aynı hükümde değildir. Bu nedenle avluya giriş, namaz alanındaki örtünme şartlarına birebir tabi değildir.”
Keşke bu açıklamayı yapmadan önce bir bilene sorsaydı.
Peki başörtüsü dinen zorunlu mu?
Değildir.
İslam’da örtünme (tesettür);
“Kadın için genel bir ahlaki-dini yükümlülük olarak ele alınır.”
Kısaca dinimizde “Başörtüsüz avluya girilmez” diye, Kur’an’da ya da sahih hadislerde açık bir yasak yoktur.
Ancak cenaze namazına katılacaksa başını örtmesi gerekir.
Yurt dışı kısmına gelirsek;
Sadece kendisi yurtdışına gittiğini ve ibadethaneleri gezdiğini zanneden ünlüye (!) şunu aktarayım:
Biz gezmek amacıyla Gürcistan’a gittiğimizde, Kilise dolaşırken avluda kimse bize karışmadı.
Ancak Katoliklere ait kiliseden içeri girildiğinde “Kadınlara “Başlarının örtülmesi gerektiği” hatırlatıldı.
Anlaşılacağı üzere ibadethane avlusunda “Başın açık olmasına” yurt dışında da karışan yok.
Biz dinimizi “Hurafelerden” ayıklamaya çalışırken, ünlü birinin (!) kendisine görev yükleyerek, “İslam dini hakkında Fetva vermesi” ne kadar doğru olur?
Ünlü (!) olması dolayışımı bu söylemi kendisine hak görüyor acaba?
Söylenecek son söz şudur:
“Herkes işine baksın…”
CENAZE NAMAZI
Birileri yine üstüne vazife olmadığı halde ortaya çıkıp; “Kadınlar cenaze namazı kılamaz!” diyebilir.
Bu sebeple ona da bir açıklık getirelim.
Dinimize göre;
“Kadınlar cenaze namazı kılar.”
Bu konuda “Dinen bir yasak yoktur…”
Aksine katılmaları “Meşrudur.”
Detaya girilirse:
Fıkhî hüküm şudur:
Cenaze namazı farz-ı kifâyedir.
Bu sorumluluk kadın-erkek ayrımı olmaksızın Müslüman topluma aittir.
Dört mezhepte de “Kadınların cenaze namazı kılabileceği” kabul edilmiştir.
Rivayete göre:
Kadın sahabelerin, cenaze namazlarına katıldıklarına dair rivayetler vardır.
Yasaklanan şey cenaze namazı değil, bazı hadislerde geçen “Kabir başında feryat figanla ağıt yakma” davranışıdır.
Peki, bu “Kadınlar cenaze namazı kılamaz” algısı nereden geliyor?
Bu algı dinden değil, daha çok;
Kültürel geleneklerden,
Yanlış hadis yorumlarından,
“Fitne olur” gibi saçma gerekçelerden kaynaklanır
Fıkıh kitaplarında “Kılamaz” şeklinde değil, olsa olsa “Kılmaları mekruh görülmüştür” şeklinde diyen görüşler vardır.
Ancak bu da “Mutlak yasak” ve “Bağlayıcı” değildir.
Peki kadınlar cenaze namazını nasıl kılarlar?
Abdestli olurlar,
Namazdaki örtünme şartlarına uyarlar,
Erkeklerle aynı namazı, aynı tekbirlerle kılarlar…
Not: (Nedense genellikle safların arkasında yer alırlar.)
Kısaca: “Kadınlar cenaze namazı kılarlar…”
HAYATTA KALMAK
Çok sayıda ünlü ismin katıldığı bir etkinlikte, yaşlı bir adam koltuk değneklerine dayanarak sahneye çıktı ve sessizce koltuğuna oturdu.
Sunucu ona;
“Sık sık doktora gidiyor musunuz?” diye sordu.
Yaşlı adam;
“Evet, çok gidiyorum” diye cevap verdi.
“Neden?” diye sunucu sordu.
Yaşlı adam;
“Çünkü hastaların doktora gitmesi gerekiyor ki doktor hayatta kalabilsin!” diye gülümseyerek söyledi.
Seyirciler onun bu komik sözlerine gülüp alkışladılar.
Sunucu daha sonra kendisine, “Doktordan sonra da eczaneye gidiyorsunuzdur?” diye sorunca;
“Elbette!” dedi yaşlı adam. “Eczacının da yaşaması lazım!”
Seyircilerin alkışları ve kahkahaları arttı.
Sonra sunucu ona:
“Peki eczacının sana verdiği ilaçları düzenli kullanıyor musun?” diye sorunca;
O da;
“Hayır, ben onları atıyorum, çünkü ben de hayatta kalmak istiyorum!” diye sakince cevap verdi.
Seyirciler kahkaha ve alkışlarla coştular.
Röportajın sonunda sunucu;
“Bu toplantıya geldiğiniz için çok teşekkür ederim!” dedi.
Yaşlı adam hemen nazikçe cevap verdi: “Bu toplantıyı yaptığın için mutluyum! Zira senin de yaşamak istediğini biliyorum!”
Seyirciler yine kahkahalara ve alkışlara boğuldu.
Daha sonra sunucu ona son bir soru sorar:
“WhatsApp gruplarında aktif misiniz?”
Adam gayet kendinden emin bir şekilde cevap verir:
“Evet, her zaman da gruplara mesaj gönderiyorum... Çünkü hayatta kalmak istiyorum! Eğer göndermeseydim, öldüğümü düşünürlerdi ve grup yöneticisi beni gruptan silerdi!”
Bu sevimli şakanın dünyada bir numara olduğu söyleniyor.
Çünkü herkes yaşamak istiyor!
O yüzden gülümsemeyi, sevdiklerinizle iletişim kurmayı, onlara mesaj göndermeyi ve gruplarda yazılanlara karşılık vermeyi ihmal etmeyin.
İletişimde kalın ve sevdiklerinizi mutlu etmek için hala hayatta, mutlu ve zihinsel ve fiziksel olarak ne kadar sağlıklı olduğunuzu hatırlatın.
Alıntı
ZAMLANAN ÜRÜNLER
İstanbul Ticaret Odası (İTO), geçen ay perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıklamış.
Böylece bir önceki aya göre indekste yer alan;
336 ana üründen 248’inin fiyatı artarken
38 ürünün fiyatı azalmış.
Ocak ayında fiyatı artan ürünlerden domates, yeşil soğan, patlıcan, taze fasulye v.s. gibi sebzeler artık seralardan gelmeye başlayınca haliyle fiyatlarında artış gözlenmiş buna göre:
Yeşil soğan % 57,95
Patlıcan % 48,83
Salatalık % 48,40
Kabak % 48,29
Taze fasulye % 47,02
Maydanoz % 37,19
Dolmalık biber % 36,86
Domates % 36,29
Artmış.
Hoş TUİK her ne kadar enflasyon %30 civarında dese de, gerçek enflasyona göre bu fiyatların artması normal.
Ancak bunun yanında;
Uçak bileti % 66,63
Diş muayene ücreti % 50
Otopark ücreti (saatlik) % 37,14
Ev hizmetleri % 36,63
Dolayında artmış.
Anlamadığım uçak bileti neden artmış?
Talep mi çoğalmış, pilotlara fahiş zam mı yapılmış?
Tabi işin mizah kısmı.
Bunların dışa bağımlı olmasının bir etkisi olmalı sanırım.
Hani bize dayatılan “Dış güçler” var ya, işte onların oyunu bunlar.
Otoparkçılara laf atacaktım, sonra aklıma geldi;
Yahu onların kiraları var,
Çalıştırdığı elemanları var,
Eh onlar da insan, bizim gibi çarşıya pazara gidiyorlar.
Onlar da yaşıyorlar.
Haklılar.
Enflasyon kimseyi dinlemiyor, herkesi kasıp kavuruyor.
Baksanıza 500 bin lira maaş alan milletvekili bile “Yetmiyor” diye isyan ediyor.
Peki fiyatı azalan ürünler hangileri?
Bunların bazıları ise şöyle sıralanmış:
Kadın elbisesi % 19,52
Kadın kabanı % 13,13
Kadın eteği % 11,11
Kadın gömleği % 10,76
Kadın montu % 6,96
Kadın kazağı % 4,30
Kadın pardösüsü % 3,84
Kadın ayakkabı % 2,30
Kadın pijaması % 2,14
Kadın botu % 1,64
Neden kadın eşyalarında düşüş olmuş pek anlamadım.
Vardır bir hikmeti…
BİR BERBER
İstanbul Kadıköy’de bir berber varmış.
Adı Hüseyin Ustaymış.
Tam da 73 yaşındaymış.
50 yıldır da aynı dükkânda saç kesiyormuş.
Geçen hafta dükkâna bir genç gelmiş ve saçını kestirirken Hüseyin Ustaya dert yanmış:
“Abi ben yazılımcıyım ama iş bulamıyorum. Yapay zekâ hepsini alacak. Geleceğim yok” demiş.
Hüseyin Usta hiç konuşmamış.
Sadece tıraşı bitirmiş ve sonra duvardaki çerçeveyi göstermiş.
Çerçevede 1974 tarihli bir gazete kupürü varmış.
Manşeti şöyleymiş:
“Elektrikli makineler berberleri bitirecek. 10 yıl içinde tıraş evde yapılacak.”
Genç bakmış ve sonra bir altındaki çerçeveye bakmış.
1989 tarihli.
Manşet: “Japon robotlar saç kesmeye başladı. Berberlik mesleği tarihe karışıyor.”
Bir altındakine bakmış.
2001 tarihli.
“İnternet çağında berbere kim gider? Evde saç kesim videoları patladı.”
Bir altındakine bakmış.
2015 tarihli.
“Saç kesim uygulamaları berber dükkânlarını kapatacak.”
Duvarda tam 7 tane çerçeve varmış.
Her biri farklı on yıldan.
Her biri berberliğin biteceğini ilan ediyormuş.
Hüseyin Usta ilk kez konuşmuş:
“50 yıldır beni bitiriyorlar evlat. Ben hâlâ buradayım. Biliyor musun neden?”
Genç merakla bakmış.
“Çünkü insanlar saç kestirmeye gelmiyor. Dertlerini anlatmaya geliyor. Sen de şu an saç kestirmeye gelmedin. Derdini anlattın. Bunu yapay zekâ yapamaz…”
Genç düşünmüş.
Hak vermiş ustaya.
45 dakikadır saç kesimi 10 dakika sürmüştü.
Geri kalan 35 dakika saf terapi seansıydı.
Parasını ödemiş.
Kapıya yürümüş.
Sonra dönmüş ve:
“Hüseyin Usta, siz hiç korkmadınız mı bu manşetlerden?” diye sormuş.
Hüseyin Usta gülmüş.
“Korktum tabii. Her seferinde korktum. Sonra anladım ki korkutan şey teknoloji değil. Korkutan şey insanların birbirine ihtiyaç duymayı bırakacağı düşüncesi. Ama 50 yıldır izliyorum. İnsanlar hâlâ birbirine muhtaç. Bu değişmiyor…”
Genç çıkıp gitmiş.
Fakat bir hafta sonra geri gelmiş.
Bu sefer saçı uzamamıştı.
Sadece konuşmaya gelmişti.
Şimdi o genç her hafta geliyormuş.
Artık yazılım işi bulmuş.
Ama hâlâ geliyormuş.
Bu olayı anlatan yazıyor:
“Geçen hafta Hüseyin Ustaya sordum: ‘Bu hikâyeyi neden herkese anlatıyorsun?’
Dedi ki: ‘Çünkü herkes kendi mesleğinin biteceğini sanıyor. Oysa biten meslekler değil. Biten, insanların birbirine dokunmaktan vazgeçtiği anlar. O anlar geri geldiğinde her şey geri geliyor.’
Duvara yeni bir çerçeve asmış.
2024 tarihli.
Manşet: Yapay zekâ berberleri bitirecek.
Hüseyin Usta gülüyor.”