Şubatın ikisi Dünya Sulak Alanlar Günü idi. Sulak alanların önemine dikkat çekmek amacıyla ilan edilen bu günde sulak alanların dünya ekosistemindeki yerine dikkat çekildi.

Sulak alanlar, yer örtüsü bitki örtüsünün kalıcı olarak, yıllarca veya yüz yıllarca ya da sadece mevsimsel olarak suyla kaplı veya suya doymuş olduğu, kendine özgü yarı sucul bir ekosistemlerdir.

Su baskını, özellikle topraklarda oksijen bakımından fakir süreçlerin gerçekleşmesine neden olur. Sulak alanlar, su kütleleri ve kuru topraklar arasında bir geçiş bölgesi oluşturur ve bitki örtüsünün köklerinin oksijen bakımından fakir, suyla doymuş topraklara uyum sağlaması nedeniyle diğer karasal veya sucul ekosistemlerden farklıdır.

Tüm ekosistemler arasında biyolojik çeşitlilik açısından en zengin olanlar arasında kabul edilirler. Çok çeşitli sucul ve yarı sucul bitki ve hayvanlara yaşam alanı sağlarlar. Ayrıca bitkilerin nitrat ve fosfor gibi fazla besin maddelerini uzaklaştırması nedeniyle su kalitesi genellikle yüksektir.

Antarktika hariç her kıtada sulak alanlar mevcuttur. Sulak alanlardaki su ya tatlı su, acı su ya da tuzlu sudur. Sulak alanların ana tipleri, baskın bitkilere ve su kaynağına göre tanımlanır. Örneğin, bataklıklar, kamışlar, sazlar ve kareks gibi su yüzeyine çıkan otsu bitki örtüsünün hakim olduğu sulak alanlardır. Sazlıklar, ağaçlar ve çalılar gibi odunsu bitki örtüsünün hakim olduğu alanlardır. Mangrov ormanları, tuzlu suya tolerans gösteren halofitik odunsu bitkilerin bulunduğu sulak alanlardır.

Dünyanın en büyük sulak alanları arasında Amazon Nehri havzası, Batı Sibirya Ovası, Güney Amerika'daki Pantanal ve Ganj-Brahmaputra deltasındaki Sundarbans yer almaktadır.

Sulak alanlar, insanlara fayda sağlayan birçok ekosistem hizmeti sunmaktadır. Bunlara örnek olarak su arıtımı, kıyı şeridinin stabilizasyonu, fırtına koruması ve sel kontrolü verilebilir. Ayrıca sulak alanlar, karbon tutulmasında ve depolanmasında en aktif sistemlerdir. Ancak oksijensiz ortamlarda organik maddenin ayrışması sonucu ortaya çıkan metan küresel ısınmada en etkili sera gazlarındandır.

İnsanlar, petrol ve doğal gaz çıkarımı, tarımsal sulama, altyapı inşaatı, aşırı hayvan otlatması, aşırı balık avı gibi faaliyetlerle sulak alanlara ciddi zararlar vermektedir. Tüm ekosistemler içerisinde en fazla bozulan ve yok edilen sistemler içerisinde yer almaktadırlar. 1971'den beri, uluslararası bir anlaşma kapsamındaki çalışmalar, uluslararası öneme sahip sulak alanları belirlemeyi ve korumayı amaçlamaktadır.

Dünya genelinde ve Türkiye’de sulak alanlar hızla kayboluyor. İnsanoğlu teknoloji gücüyle sulak alanları yok etmeye devam ediyor. Kayıtlara göre Türkiye’de 138 adet sulak alan bulunuyor. Bu alanlar göçmen kuşların üreme alanı olarak büyük önem taşıyor. Ancak kuraklık ve tarımsal sulama amaçlı açılan artezyen kuyularıyla sulak alanlar kuruma tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Kırkın üzerinde sulak alan tamamen kururken birçoğunun su rezervi kenarlardan tamamen çekilmiş durumda.