İnsanlığın var oluşu, gelişimi ve geleceği oluşturmadaki kalıcı bilgiyi aktarması için önce suya ihtiyacı vardır. İnsan vücudunun da  büyük bir kısmı sıvı üzerine kuruludur. İnsan, genel anlamda bir hafta su içmediği takdirde çoklu organ yetmezliği ile ölmektedir.

İnsanın varlığını sürdürmesi için  ilk yapacağı iş, suyuna sahip çıkması gerekir...

Su denilince aklımıza, denizler, göller, ırmaklar, lagünler, çaylar, dereler, sulak alanlar, sarnıçlar ve bunların etrafında oluşan medeniyetler gelmektedir.

Tarihin yazdığı ilk üç medeniyet akarsu etrafında oluşan medeniyetlerdir.

1-Sarıırmak, Gökırmak çevresiyle Mekong çevresi Çin Medeniyeti'nin;

2-İndüs ve Brahmaputra çevresinde oluşan Hint Medeniyeti;

3-Dicle, Fırat ve Nil nehirlerinin çevresinde oluşturulan medeniyete de Akdeniz Medeniyet Havzaları adı verilmiştir.

 

İnsanlık, daha sonra, Tuna, Özi, Turla, Don, İtil, Obi, Yenisey, Lena, Amur, Ceyhun ve Seyhun ırmaklarıyla Avrasya Kültürünü,

Nijer, Kongo nehirleriyle Afrika kültürünü, Amazon, Missisipi nehirleriyle de  antik Amerika kültürünü, dolayısıyla su çevresinde oluşan bir medeniyetler zincirini oluşturmuştur...

Günümüzde, saydığım bu nehirlerin tamamı, büyük bir saldırıya maruz almaktadır...

 

Yine, İklim değişikliğinin etkisiyle de iç deniz kıvamındaki bazı göller ve diğer göllerde de su seviyeleri düşmekte ve birçoğu da kurumaktadır...

Göller, genelde tatlı su kaynakları dır. Zamanla ağır metallerin taşınmasıyla da  tuzlu göller haline gelmiştir...

 

Ülkemizin sulak alanları olan göllerimizde ise kuraklık nedeniyle yoğun bir kuruma oluşmuştur.

Bilhassa İç Anadolu Bölgemiz ve çevresinde bulunan birçok göl kurumuştur. Ege Bölgemizde de Manisa ilimiz sınırları içinde bulunan Marmara Gölü de kuruyan göllerimizdendir...

Bir bilimsel çalışmada, Trakya'nın Ege ve Karadeniz kıyıları hariç orta Bölgesi, Van İlimiz ve çevresindeki iller ve Şanlıurfa İlimiz ve çevresindeki işlerimiz de 2040 ve 2060 yılları arasında çölleşecek vatan topraklarıdır. Bu yıllara geldiğimizde de yaklaşık on milyon insanım z iç göçe maruz kalacaktır. Sebebi de suya erişememesidir...

Biz, nerede düzgün akan bir suyumuz varsa ona Baraj yaptık. İçinde (j) harfi olan sözcüklerimiz, nedense hep nak s bir kavram oluşturmaktadır ve tehlike işretidir... Biz, bu tehlike içeren sözcüklerin "Baraj" olanını çok kullanıyoruz... Tabii ki sonuçlarına da katlanmak durumundayız...

Bunların yanında, bir de sulak alanlarımız var ki buraları sadece bizim için değil, bütün canlılar için önemlidir. Göçmen kuşların rotası üzerinde olan ülkemiz, kuzey güney ekseninde önemli bir mola alandır... Bu geçiş güzeygâhı iki büyük koldan oluşmaktadır... Birinci kol, Batı Anadolu ve ikinci kol da Orta Anadolu üzerinden  geçmektedir...

 

Çanakkale ilimiz, Batı Anadolu rotasını geçtiği bir mola alandır...

Sulak alanlar açısından, Kavak suyu ve Evreşe - Kavak Sulak alanı, Suvla, Kilye, Kirte, Kefelos, Çardak Lagünü, Umurbey altı, Kumkale, Tuzla hattı ve Kocabaş Çayı deltası, Bayramiç Ovası Karamenderes Çayı ve çevresi, Ezine Geyikli ve Dalyan yöresi ilimiz sınırları içindedir... Daha güneye gidildiğinde de Edremit Körfezi  Kıyıları, İzmir Gediz deltası, Küçük ve Büyük Menderes deltaları, Dalyan da dahil olmak üzere  kurutan Marmara  Gölü de Göçmen kuşların rotası üzerindeydi...

 

Dünyada, sadece insanlar yaşamıyor, insanlarla birlikte yaşayan hayvanlar ve bitkiler de ortak bir habitat oluşturmaktadır...

Biz, çevreyi dikkate almadan, para gelinde nereden gelirse gelsin uygulaması ile ülkemizin topyekûn doğal alanlarını da, maden şirketleri marifetiyle yok etmekteyiz. Yine, şehirleşme baskısıyla da milyon yılda oluşan tarım arazilerini de  inşaat için ranta kurban etmekteyiz...

Atikhisar Barajı, 5500 hektarlık alanı sular durumdayken şimdi 2950 hektarlık alanı sular duruma gelmiştir... Aradaki fark ranta kurban edilmiştir. Bilhassa Karacaören Ovası, Sarıcaeli, Kepez Ovaları da ranta kurban gitmektedir...

 

Çanakkale'nin sulak alanlarından Umurbey altı, tamamen ranta kurban edilmiştir...

Günümüzde de Araplar Boğazı, maden için ranta kurban gitmektedir.

Ayrıca, Atikhisar Barajı su toplama Havzası da maden şirketlerinin hücumun uğramış ve bu yörede bulunan endemik bitkiler de dahil  normal habitat da tehlikeye girmiştir...

Bu yörede bulunan sekiz maden şirketi, çevre tepelerin birkileri sıyırılarak  inşa edilen RES ve GES tesisleri de yenilenebilir enerji olarak sevimli gösterilerek Doğa yıkımın sebep olmaktadırlar...

Çanakkale ilimiz sınırları içinde kurulu olan beş farklı termik santral da, sıcak atık sularını ( Çan İlçemizde olan ikisi, Kocabaş Çayı'na diğer üçü de doğrudan  Marmara Denizi' ne akıtmaktadırlar...) alıcı ortam olarak yine çay ve denizimize akıtarak olumsuz etkiler sunmaktadırlar...

 

Ülkemizde içilebilir su bulmanın da tehlikeye girdiği bu dönemde siyaset kurumu hiçbir şey yapmayarak, bilakis seyirci kalarak bu yıkıma ortak olmaktadır...

Ülkemizin bütün insanları kazaya maruz kalmış gibidir... 112 aranmış ;ancak, ne ambülans ne de hemşire yoktur.

Ülkemizi insanı bu anlamda ölüme terk edilmiş gibidir.

Aslında, ambülans sirenleri duyduğumuz yaşama sevincimiz artar ve hemşirelerimizin şefkatli ellerine de nasıl muhtaçsak, çevre, su ve sulak alanların korunması açısından da bütün insanlarımız , acil servislik  duruma gelmekteyiz...

Siyaset kurumuna:Bizi ölümden kurtarın...

 

Çağrımız, önce insanı yaşat olmalıdır...