Değişen bir şey olmadı... Hatta, daha da kötüleşti... Siyaset kurumu, toplumdan kopmuş, farklı bir dünyada yaşıyor gibi...

Yazık!

Emekliler...

Hayatlarının büyük bir bölümünü kamu yararına hizmet ederek geçirdiler ve sonra da emekliye ayrılarak daha huzurlu bir hayat yaşamak için kendi köşelerine çekildiler. İlgi alanlarına göre sanatla sporla sosyal faaliyetlerle hayatlarının geriye kalanını ömür törpüsü olarak sürdürüyorlar.

Genelde, başlarını sokacak bir evleri ve modeli biraz eski de olsa otomobilleri  var. Yine, çocukları ve torunlarıyla sevgi ortamı içinde yaşıyorlar.

Bu emeklilerin hemen hiçbiri torpille işe girmedi... Tabii ki istisnai durumlar vardır.

En azından ben ve dünya görüşü ne olursa olsun okul arkadaşlarımız, mezuniyet sonrası oluşturduğumuz dosyalarımızı okullarımıza verdik. Onlar, Bakanlığı gönderdi ve hepimizin ataması  yapıldı. Türkiye'nin her yerine dağıldık...

Genelde, emeklilik hakkını kazandığımızda da emekliye ayrıldık.

İlk emekli maaşlarımız da çalışılan dönemde alınan maaşın %70 ile %80'i arasında maaş bağlanmış oldu.

Gel zaman git zaman, aradan yıllar geçti. Her geçen yıl çalışırken alınan maaşla emekli olunduktan sonra alınan maaş arasındaki oran , emekli aleyhine bozulmuş  oldu.

Bu durum,  günümüzde tam olarak  %40 seviyesine indi...

Şimdi, yaklaşık on beş yıllık bir dönemde, azar azar fakirleştirilen emekliler, o dönemde ortadirek diye tabir edilen sosyal grubun içindeydi.

Günümüzde,  emekli memurlar, açlık sınırının altında ve asgari ücretin de iki bin lira altında maaş almaktadırlar.

Hele, Bağkur ve SSK emeklilerinin durumunu hiç saymıyorum. Orada tam bir facia var.

Günümüzde, ek göstergelerin bir hükmü kalmamıştır.

Yine, kendisinin yetiştirdiği doktor, profesörden iki bin lira daha fazla ücret almaktadır.

Ücret dengesizliği, bilhassa akademik kadroda uçuruma dönmüştür. Akademik kadro başta olmak üzere kamuda çalışan hiç kimse emekli olmak istemeyecektir.

Bir teklif olarak, EYT'den emekli olan kişilere tekrar kamuda çalışma hakkı verin, bence hemen hepsi tekrar iş başı yapacaktır, derim. Sebebi, emeklinin açlık sınırına itilmesidir...

Bağkur ve SSK emeklileri zaten beş, altı bin lira maaş alıyordu. Siz onu yedi bin beş yüz liraya tamamlıyordunuz. Şimdi taban aylığı on bin lira yaptınız. Bu kişilerin kök aylıklarına zam yapıldığı için zaten büyük bir çoğunluğu on bin lira alacaktır.

Siz, bu kişilere %100 zam da yapsanız açlık sınırına ve hele asgari ücret seviyesine  gelmeleri mümkün değildir...

Dün, akademik bir personele ev kiralaması için yardımcı oldum. Kiralık evi, pazarlıkla ancak yirmi iki bin liraya tutmuş olduk.

Normal çalışan bir kişinin bu evi tutması, hele eşi çalışmıyorsa mümkün değildir.

Yani, ücret dengesizliği ve hayat pahalılığı dizginlenemez bir hal almıştır.

Dostumuza, babası yardımcı olacak, o fedakârlık yapacak ki kiraladığı evde oturmuş olsun.

Çarşı pazar, yanıyor. Her şey ateş pahası.

Kıbrıs'ta savaştığımız dönemde bile böyle bir pahalılık görmedik. Hayat pahalıydı ama, alım gücü de vardı. Halkın devlete, işleri düzene koyacağı yönünde güveni vardı.

Şimdi, halkın yöneticilerine güveni sarsılmış durumda.

Yine, Türkiye'de bütçe görüşmeleri, en geç "Kasım Ayı" içinde biter ve kamuoyu bunu bir aralık tarihinde bilirdi... Meclis'te bütçesi geçmeyen hükümetler yıkılırdı... Bütçe, siyasetin namusu olarak görülürdü... Şimdi, "Ocak Ayı" sonuna geldik, bütçenin nasıl bağlandığını hâlâ öğrenemedik.

Gördüğüm kadarıyla geleceğimiz karanlık. Gelir hanemiz çok çok kötü. Bu yüzden kamu personeli ve kamu harcamaları nereye evrilecek bilemiyoruz.

Cumhuriyetin ilk on beş yılı, ya denk bütçe ya da fazla veren bir bütçe vardı. Günümüzde son yirmi iki yılın bütçesi nasıl gerçekleşmiş bir yetkili açıklasa da öğrensek.

Üretmeyen, üretme kapasitesini yitirmeye başlayan bir ülke, iflasa doğru hızla gider.

Bir de bizi, doğrudan ilgilendirmeyen misafirlerimiz var ki ne zaman gideceklerini bilmiyoruz.

Bence, arzın az, talebin çok olduğu bir nüfus yapısında, üretim de yoksa enflasyon düşmez.

Düşmeyen enflasyon da toplumsal çözülme yaratır, insanlar erdemini yitirir...

 Fert, ahiretini düşünmez, seküler yapıya evrilir ve kaos oluşur.

Ülkemiz, sizin politikalarınızla bu duruma geldi. Yine, ülkemizi bu durumdan siz kurtaracaksınız.

En azından kendim için söylüyorum.

Akademik kadronun emeklilik yaşını yetmiş beşe çıkarın, ben de tekrar akademik hayata dönmek istiyorum.

Bunu yapamayız, diyorsanız Akademik dünya başta olmak üzere kamu ücret politikalarını yeniden gözden geçirin ve  emeklilerin insanca yaşayacağı bir atmosferi hazırlayın, derim.

Aldığınız tedbirlerin çarşı pazar için pansuman tedavisi bile olmadığını hatırlatırım...

Ekonomik düzene, çekidüzen verme çalışmalarınızda başarılar dilerim...

Bilgi edinmeniz dileğiyle...

******

Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...