Kuru kalabalıklardan toplum olma seviyesine çıkmış olan Türk Milleti, kendi içinde barınan ve birlikte kader birliği yapmış olan kişilerle hayatını sürdürüyordu...
Bizde kamu yönetiminin her yere ulaşması için anlaşma vasıtası olarak, devletin kurucu toplumu olan Türklerin dili olan Türkçe'nin kullanılması, bizim ilk anayasal rejim çalışmaları dönemimizden günümüze kadar Türkçe, Resmi dil olarak kabul edilmiş ve bu durum günümüze kadar da devam etmiştir.
Cumhuriyet, genel olarak, din birliği üzerine kendisini formatlamış ve aynı kıbleye yönelmiş olan kişileri de bir bütün olarak görmüştür. İlk nüfus kağıtlarımızda dini hanesinde İslam yazıyordu. Şimdi, böyle bir ifade var mı İncelemenizi isterim...
Azınlıklar olarak da Rum, Yahudi ve Ermeniler kabul görmüştür...
Toplumumuzun, daha eğitimli olması ve kamu hizmetlerinin vatan sathında yaygınlaşması için de bir denge gözeterek ülkemizin her tarafında öğretmen yetiştiren okullar açılmıştır. Fakir halk kitlesinin çocuklarını okutmak için de yatılı okullar oluşturulmuştur.
Bu okullardaki eğitimin kalitesi için de elindeki, yetişmiş en iyi öğretmenleri de bu okullarda görevlendirmiştir...
Ben de bu okullarda yetişmiş bir öğretmenim.
Çanakkale Öğretmen Okulu, Muğla, Balıkesir, Bursa, Kütahya, Çanakkale illerinden ağırlıklı olmak üzere öğrenci almıştır.
Bu öğrencilerin alınışında da ırkına, dinine de, Cumhuriyet yöneticileri hiç bakmamıştır... Aranan tek kriter, zeki çocuklar olmasıdır...
Önce, yedi bin iki yüz kişi içinden altı yüz kişi seçilmiştir. Sonra bu öğrenciler içinden de iki yüz kişi seçilerek, öğretmen okuluna kaydı yapılmıştır.
Bunlar, Alevi veya Sünni diye kodlanmamış ve ayrıca bütün öğrencileri; Türk, Çerkes, Roman, Kurmanç, Zaza, Sorani, Tat, Terekeme, Acem, Arap gibi ayırmaya da tabi tutulmamıştır.
Bu çocuklar, Türkçe'yi iyi kullanmayı da bu okullarda öğrenmişlerdir.
Mezun olduklarında da en mahrumiyet alanı olarak görülen ve öğretmen ihtiyacı olan ;Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz Bölgeleri'ne gönderilmişlerdir...
Bu, genç öğretmenler de, gittikleri yerlerde, hangi dil konuşuluyor, diye bakmadan Türkçe eğitim vererek, iyi öğrenci yetiştirmek için çalışmışlardır. Başarılı da olmuşlardır...
Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde açılan Öğretmen Okulları da bu yörelerdeki çocukları alarak öğretmen yapmış ve yine, bu öğretmenleri, aynı yöreye göndererek içinden çıktıkları topluma da rol model olmalarını sağlamıştır...
İşte, bu çalışmaların yürütüldüğü bir dönemde, bizim üniter devlet yapımız, diğer bir söyleyişle ulus devlet yapısı emperyalist güçlerin ülkemiz üzerindeki emellerine ket vuruyor ve ülkemizin bölmesine de engel oluyordu.
Ayrıca, , birlikte hareket eden ve yürekleri hep birlikte aynı heyecanla atan bir toplumu sömürmek de , mümkün olamayacaktı.
Ülkemizin üniter yapısını bozmak için önce bölücü bir örgüt kurdurdular ve bu örgüt, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Çin, İran, Filistin Kurtuluş Örgütü, Yunanistan, İtalya, Sırbistan, Hollanda, Belçika, İsveç ve Norveç tarafından da desteklendi.
Sonra, bu işe İsrail de bulaştı. Bu işin
Anarahmi de Irak ve Suriye oldu. Lübnan da arka bahçesi oldu...
Uyuşturucu, mal, kadın, insan kaçakçılığı da yaptırılan bu örgüt, maddi olarak da desteklendi. Bizim başımıza çorap görüldü... Neredeyse elli yıllık bir problem olarak, içimizdeki feodal yapı ve siyasal İslamcıların da desteğiyle yıkılsın cumhuriyet kavramındaki ortaklaşıldı... Şimdi, bu hedefe ulaşma çalışmaları gözümüzün önünde gerçekleştirilmek istemektedir. ..
Bu örgütü, bizim sol dediğimiz Marksist örgütler de destekledi. Onlar, KUK'u yok edip PKK için mıntıka temizliği yaptı. Sonra, milliyetsiz siyasal İslamcılar da buna ebelik yaptılar...
Bunların, her iki kanattan da temsilcileri şimdi bizim parlamentomuzda bulunuyorlar...
Bizim, Meclis görüşmelerini bir dinleyin! Üslup ve beyanlarıyla ülkemizin yıkılması için nasıl bir yarış içinde olduklarını görün... İbretlik bir durum... Adamlar, açık seçik, lafı kıvırmadan biz bu ülkeyi yıkacağız diyorlar... Buna engel olmaya kalkarsanız bizi arkalayanların hışmına uğrarsınız, diyorlar... Sadece, Meclis Tv'yi izleyin, böyle bir tavır içinde olan milletvekillerini, Kurucu ve Kahraman Meclisi izde cirit attıklarına da şahit olursunuz... Ayan beyan bölücü tavırları, hareketleri ve meydan okumaları da görürsünüz. Diğer vekiller de kulak memesi kıvamına gelmişler ki hiç sesleri çıkmıyor... Yazık!
Attila'nın liderlik sırrına göre, değil parlamento da böyle bir söylem geliştirecekler, Türk Töresi'ne göre yaşamaları bile mümkün olmaz, derhal gömülürlerdi... .
Türkler, sizin devletinizi yıkacağız, diyenlere bile tahammül ediyorlar ki bunu da anlamış değiliz...
Şimdi, bir de Müslüman geçinen bir
siyasi partinin Başkanı da, anayasamızın ilk dört maddesi ile kırk ikinci ve altmış altıncı maddelerini de değiştirerek bölücü bir devletin kuruluşunun ebeliğini yapalım, diyor...
Ana muhalefet partisinin yeni programı da Türk sözcüğüne ve kavramına kapalı bir şekilde yazılmıştır. Türk Devletini kuran Yüce Atatürk'ün kurduğu siyasi parti de Türklük'ten istifa etmiş gibi... Kendilerine örnek olarak da hain Mustafa Sabri'yi almışlar herhalde, o da beni Türk sayma , diye Allah'a dua ediyordu...
Türk düşmanlığı ne bulaşıcı bir hastalık ki, bütün siyasi partilerimiz de bu işe teşne. Tabii ki içlerinden birkaç tanesini de tenzih etmek gerekir...
Neyse, biz son sözümüzü söyleyelim...
Elin emperyalist köpeğine uyup Anadolu'yu yaşanmaz kılarsanız, sizin de kafa taslarınızdan tepecekler yapılır... Kanınız oluk oluk akar. Karınız, kızınız, puştların çariyesi veya kapatması olur. Çocuklarınız, İslam dairesi dışında yetişir ve papaz veya rahibe olur. Bunu da önleyemezsiniz...
Yapmayın!
Gelin, birlik olalım. Anlaşmamız için, Kamu hizmetini düzgün almamız için, eğitilmemiz için, Türkçe'ye saygı duyalım ve onu öğrenelim. Türkçe'ye düşman olmayın. Dedelerinin gibi adam olun ve bu coğrafyada yaşatan herkese saygılı olun...
Buna hayır derseniz, önümüzdeki yıllarda göreceğimiz manzara kan ve gözyaşıdır...
Katiliniz de İsrail, ABD ve İngiliz ortaklı katiller sürüsü olacaktır, derim.
Türk toplumunu, sürü haline getirmeyin ki hep birlikte mücadele azmimizi de artırmış olalım.
Benim gördüğüm, gittiğiniz yol çıkmaz sokak... Bizim insanlarımızın çıkmaz sokaklarda işi yoktur. Biz, hep birlikte mutlu ve müreffeh bir ülke istiyoruz.
Mutluluğumuzu bozmayın, derim.
Bence, kardeşlik kazansın, derim.
İnşallah, kardeşlik kazanır...
Bilgi edinmeniz dileğiyle...
Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...