Tarım dışında faaliyet gösteren sektörlerin hayvancılığa karşı ilgileri uzun süredir devam ediyor. Sıfır faizli kredilerle binlerce çiftlik kurdular. Hatta kurulan işletmelerin önemli bir kısmında ithal damızlık hayvanlarla üretim yapılmaya çalışılıyor. Bu anlamda çok bilgili bir kesim de oluşmuş durumda ülkemizde.
Kağıt üzerinde hemen bütün uygulamalar çok karlı görünüyor olmalı ki Türkiye’nin de hayvancılık alanında şekli değiştirilmeye çalışılıyor. Her ne hikmetse konu uzmanı olarak saydığımız, kabul ettiğimiz, yabancı mürekkep yalamış bilim insanlarımız da adeta bu yeni şekillenmeleri sitayişle anlatıyor. Hal böyle olunca cebinde parası olan veya bankadan kredisi olan insanlar hayvancılığa yatırım yapıverdiler. Büyük işletme olarak nitelendirilen süt sığırı işletmelerinin sayısı 40 bine yürüyüverdi. Eski tırlar gece gündüz ot, saman, silaj çekiyor. Hayvancılığımız için bu önemli bir gelişmeymiş. Neye göre önemli ve olumlu bir gelişme anlamak mümkün değil. Türkiye’de büyük çapta hayvancılık yapabilecek işletme sayısı 10.000 adedi geçmez aslında. Kaba yemini kendi işletmesi içerisinden karşılanması, ekonomik hayvansal üretim için bir zorunluluktur. Otu, samanı, silajı ve yemi, bir yerde bütün girdileri dışarıdan tedarik etmek suretiyle ekonomik ve sürdürülebilir bir hayvancılık yapmak imkansızdır. Hayvancılık tavukçuluğa benzemez.
İşletmeyi kurmak, bir veteriner ve birkaç aileyi istihdam etmekle başarılı bir hayvancılık yapılabileceği fikri hemen bütün girişimcilerin ortak düşüncesi. Yerleşim alanlarından genellikle uzağa tesis edilen işletmelerde, birkaç ailenin istihdam fikri ne yazık ki tutmamaktadır. Aslında sebebi basit. Köy yerinde çobana kız vermezlerken, hayvan bakıcılığı yapacak olan kişileri aileleriyle hayvan bakıcılığı yaptırmak zaten mümkün değildir. Nitekim hayvancılık işletmelerinde yapılan bakıcı evlerinde üç beş aydan fazla kalan aile bulunmamaktadır. İkinci bir çalışan hesabı ise Türk Cumhuriyetlerinden, Afganistan’dan çoban getirtmek. Altı aylığına ülkemize gelen soydaşlarımızın hiç birinde istikrar sağlanamamaktadır. Personelde süreklilik sağlanamadığı yerde hayvanların bakım ve beslenmesinde istikrarı bozmakta ve sorunları artırmaktadır.
Taşıma su ile değirmen dönmez. Meranız zayıf ise, hayvan beslemede ucuz yem kaynakları bulunamıyor ise, hangi ırk olursa olsun sahibine para kazandıramaz. Adaptasyon, hayvancılıkta en fazla göz ardı edilen konulardan bir tanesi. Anguuslardan tutun da şarolelere kadar, limuzinlere kadar onlarca ırkı yedi iklimin hüküm sürdüğü ülkemizin dört bir tarafına dağıtıldı. Hala merası olmayan bölgelere sütü sağılmayan damızlık anguus getiriliyor. Ne Sibirya kökenlisi kaldı, ne de ekvator kökenlisi kaldı. Ne et makinaları kaldı, ne süt makinaları.
Ben olsam şöyle yapardım diye başlayan hesaplamalar, ne yazık ki hayvancılıkta tutmuyor. Bu hayvancılık yine gerçek sahiplerinin elinde kalacak. Bari onlar batmasa.