Asgari ücret açıklandı, tartışmalar bitmedi.

O konulara girmeden önce sırasıyla 10 yıllık asgari ücret ne olmuş, bir bakalım?

Bu aynı zamanda bizleri 23 yıldır TEK BAŞINA yöneten AKP’nin karnesi olarak da sayılabilir.

.

2013 yılında asgari ücret:

Brüt: 978.60 lira

Net: 773.01 lira

406 dolar.

.

2014 yılında asgari ücret:

Brüt: 1.071 lira

Net: 846 lira

367 dolar.

.

2015 yılında asgari ücret:

Brüt: 1,201.50 lira

Net 949,07 lira

327 dolar.

.

2016 yılında asgari ücret:

Brüt 1.647 lira

Net: 1.300,99 lira

371 dolardı.

.

2017 yılında asgari ücret:

Brüt: 1.777,50 lira

Net: 1.404,6 lira

369 dolardı.

.

2018 yılında asgari ücret:

Brüt 2.029,50 lira

Net 1.603,12 lira

356 dolar.

.

2019 yılında asgari ücret:

Brüt: 2.558,40 lira

Net: 2.020,59 lira

331 dolar.

.

2020 yılında asgari ücret:

Brüt 2.943,00 lira

Net 2.324,70 lira

336 dolar.

.

2021 yılında asgari ücret:

Brüt 3.577,50 lira

Net: 2.825,90 lira

318 dolar.

.

2022 Ocak-Temmuz Dönemi

Brüt: 5.004 lira

Net: 4.253 lira

237 dolar.

2022 Temmuz-Aralık Dönemi

Brüt: 6.471 lira

Net: 5.500 lira

297 dolar.

.

2023 Ocak-Temmuz Dönemi

Brüt: 10.008 lira

Net: 8.506,80 lira

315 dolar.

2023 Temmuz-Aralık Dönemi

Brüt: 13.414,12 lira

Net: 11.402 lira

422 dolar.

.

2024 yılı için asgari ücret

Brüt: 20.002,50 lira

Net: 17.002 lira

482 dolar.

.

2025 yılı için asgari ücret:

Brüt: 26.005 lira

Net: 22.104 lira

626 dolar.

 

2026 yılı için asgari ücret:

Brüt: 33 bin 30 lira

Net: 28 bin 75 lira

659 dolar.

.

Asgari net ücretin yıllara göre artış oranları ve yıllık TÜFE enflasyonu:

2014: %10,7 - %8-9

2015: %12,3 - %8-9

2016: %30,1 - %8

2017: %7,90 - %11

2018: %14,1 - %20

2019: %26,0 - %15

2020: %15,0 - %12.5

2021: %21,5 - %19.6

2022: %94,7 - %72.3

2023: %107,3 - %53.9

2024: %49,1 - %58.3

2025: %30,1 - %33

2026: %27

.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2026 yılında geçerli olacak asgari ücreti brüt 33 bin 30 lira, net: 28 bin 75 lira olarak duyurdu.

.

Böylelikle açıklanan asgari ücret, ülke tarihinde ilk kez “Açlık sınırının altında” kaldı.

.

Refah payının düşünülmediği zam sonucunda emeklilerin durumu daha da zorlaşacak.

.

Haberlere göre;

5 Ocak’ta TÜİK tarafından açıklanacak enflasyon oranıyla birlikte emekli maaşına herhangi bir ek zam yapılmaması konusu kesin olarak belli oldu.

.

Böylece SSK ve Bağ-Kur emeklisine yapılması beklenen enflasyon farkı zammının da %12.30 seviyelerinde kalacağı belli oldu.

.

Ayrıca memur ve memur emeklisi için zam oranının ise yüzde 17,50 seviyelerinde kalması bekleniyor.

.

İktidar düşündü, taşındı asgari ücreti ve emekli maaşlarını ayarladı.

Şimdi düşünme sırası emeklilere, memurlara geldi.

.

Ücretlere zam yapılması ile hayat pahalılığına yetişilmediği gibi aksine gittikçe altında kalıyor.

.

Yüzde 300’leri bulan piyasadaki zamlara göre bu ücret zamları devede kulak gibi kalıyor.

.

Ekonomik tartışmaların merkezinde son yıllarda aynı cümle dönüp duruyor: “Asgari ücret tarihin en yüksek seviyesinde.”

Aman ne yüksek.

Ev kiralarının asgari ücretin iki katı olduğu bu dönemde hala böbürlenmek neyin nesi?

.

Ekonomi yalnızca rakamların büyüklüğüyle değil, o rakamların hayata temas ettiği noktalarla ölçülür.

Asıl soru şudur:

“Artan ücret, artan hayat pahalılığı karşısında ne kadar yaşanabilir bir hayat sunmaktadır?”

Cevap elbette berbat olacaktır.

.

Asgari ücret, son yıllarda “Çalışanı koruma” hamlesi olarak sunuldu.

Ancak burada gözden kaçırılan temel gerçek şudur:

“Ücretler enflasyonun kendisi kadar değil, enflasyonun yarattığı hayat pahalılığı kadar anlamlıdır.”

.

Gerçek enflasyonun, TÜİK’in açıkladığı oranlarda olmadığı ortada.

Zira piyasalarda gıda, kira, ulaşım, enerji ve eğitim gibi zorunlu harcama kalemlerindeki artış, açıklanan resmi enflasyonun çok üzerinde seyretmektedir.

.

Asgari ücretli, maaşına gelen zamla değil; markette doldurduğu poşetin, ödediği kiranın ve faturaların toplamıyla geçinmeye çalışır.

Bu tabloya bakıldığında, ücret artışlarının büyük bölümünün enflasyon tarafından kısa sürede geri alındığı görülmektedir.

.

Alım gücü, soyut bir kavram değildir.

“Alım gücü; bir ailenin ay sonunu getirip getirememesidir.”

Bugün asgari ücretli bir hane için temel sorun şudur:

“Gelir artışı, yaşam maliyetini yakalayamamaktadır.”

.

Özellikle kira piyasasında yaşanan kontrolsüz artışlar, asgari ücretin neredeyse tamamını tek başına yutan bir kaleme dönüşmüştür.

Ulaşım ve gıda giderleri eklendiğinde, ücret artışı daha cebe girmeden buharlaşmaktadır.

Bu nedenle “Zam yapıldı” ifadesinin, çalışan için bir karşılığı yoktur.

.

Uzun yıllar çalışmış, prim ödemiş milyonlarca emekli; bugün artan enflasyon karşısında yerle bir olmuştur.

Yapılan maaş zamları ise yalnızca “Sefaletin dozunu azaltmaktadır.”

.

Sendikaların düzenli olarak açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı verileri, resmi söylemin en rahatsız edici karşılığıdır.

Bugün gelinen noktada asgari ücret, açlık sınırına ya çok yakın ya da fiilen onun altında kalmaktadır. Bu durum, ekonomik bir sorun olmanın ötesinde toplumsal bir alarmdır.

Açlık sınırı, lüks bir yaşamı değil; yalnızca sağlıklı beslenmeyi ifade eder.

Bir ülkede milyonlarca insanın geliri bu sınırın altında kalıyorsa, mesele artık bireysel değil; sistemiktir.

Bu verilere göre, bilindiği iddia edilen “Ekonomistlik” çökmüştür.

.

Türkiye ekonomisinde sorun, ücretlere zam yapılmaması değildir. Sorun; enflasyonun kontrol altına alınamaması, gelir dağılımının bozulması ve sabit gelirlinin sistematik olarak korunamamasıdır.

Ücret artışları, enflasyonla eş zamanlı ve kalıcı refah sağlayacak şekilde planlanmadıkça, her zam bir sonraki krizin habercisi olmaktadır.

23 yıldır tek başına iktidar olanlar hala bu işi becerememiştir.

Ve becerememektedir.

.

Gerçek çözüm; yalnızca maaşları artırmak değil, hayatın maliyetini düşürmek, öngörülebilir bir ekonomi yaratmak ve emeğin karşılığını koruyacak bir denge kurmaktır.

“Aksi halde rakamlar büyür, ama hayat küçülmeye devam eder.”

 

BERBERLER

Berber kelimesinin kökeni, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılan bazı meslek isimlerinden biri olarak dikkat çeker.

“Berber” eski Türkçede, Orta Asya’dan gelen Türk boylarının yerleşim yerlerinde “Saç tıraşı ve sakal kesimi” gibi hizmetler veren kişilere verilen unvandır.

.

Önceleri çeşme başında, elinde bir ustura, bir köstere taşı, bir deri kayış ve ıslanmış baş, beş paraya tıraştı.

Şimdilerde berberler eğitimli, teknik alet edevat sahibi oldu.

Hatta isimleri bile, “Kuaför, Süs Doktoru” şeklinde değişti.

.

Berber kelimesinin kökeni üzerine yapılan araştırmalar, mesleğin farklı dillerdeki benzerlerine de işaret eder.

Örneğin, “Barber” İngilizce’de,

“Coiffeur” ise Fransızca’da berber anlamına geliyor.

Türkçeye Arapçadan geçmiş olan “Berber” kelimesinin, bazı köylerde “Traşçı” veya “Sakalcı” gibi alternatif isimlerle de anıldığı görülür.

.

Özellikle kırsal kesimlerde, berberin sağladığı hizmetler zaman zaman “Saç kesici” veya “Sakal tıraşı ustası” gibi günlük dilde kullanılan terimlerle ifade edilmiştir.

.

Berberlik, tarihi derinliği ve kültürel önemiyle, sadece bir meslek olmanın ötesinde, toplumların sosyal yapısının şekillenmesinde de rol oynamıştır.

Eskiden tıbbî müdahaleler de içeren bu meslek, zaman içinde yalnızca estetik ve bakım hizmetleriyle özdeşleşse de, kökenlerinden ve tarihinden gelen etkisiyle hala kültürel bir iz bırakmaktadır.

.

Osmanlı dönemi berberlerin sağlık konusunda da bazı hizmetler yürüttüğü biliniyor.

.

1. Hacamat (Kupa Çekme)

Berberlerin en yaygın ve meşru sağlık uygulamalarından biri hacamat idi.

Derinin yüzeysel olarak çizilip, boynuz veya cam kupalarla “Kirli kanın” çekildiğine inanılırdı.

Baş, ense, sırt ve omuz bölgeleri en sık uygulanan alanlardı.

Hacamat;

Baş ağrısı, halsizlik, yüksek tansiyon benzeri şikâyetler “Kan fazlalığı” düşüncesiyle yapılırdı.

.

2. Kan Alma (Fasd)

Berberler, hekim tavsiyesiyle veya doğrudan halk talebiyle damar keserek kan alma işlemi de yaparlardı.

Kol, ense veya ayak bileği civarındaki damarlardan küçük kesiler açılırdı.

Ateşli hastalıklar, baş dönmesi, “Hararet basması” gibi durumlarda tercih edilirdi.

.

3. Diş Çekimi

Osmanlı’da diş hekimliği ayrı bir meslek olarak gelişmeden önce, diş çekimi çoğunlukla berberler tarafından yapılırdı.

Çürük veya iltihaplı dişler basit penslerle çekilirdi.

Ağrı kesici veya anestezi yoktu; bazen afyonlu merhemler ya da bitkisel karışımlar kullanılırdı.

Enfeksiyon riski yüksek olsa da halk için başka seçenek çoğu zaman yoktu.

Bu nedenle berberler, halk arasında “Dişçi” olarak da anılırdı.

.

4. Yara Temizleme ve Basit Cerrahi Müdahaleler

Berberler, küçük cerrahi işlemler de yaparlardı:

Kesik ve yaraların temizlenmesi,

Kanamanın durdurulması,

Basit sargı ve bandaj uygulamaları,

Çıban, apse ve iltihaplı şişliklerin açılması

Bu tür müdahalelerde sirke, bal, zeytinyağı, bitkisel lapalar ve merhemler kullanılırdı.

.

5. Sünnetçilik

Sünnet, Osmanlı’da hem dini hem sosyal bir ritüeldi ve bu işlemi çoğu zaman berber-sünnetçiler yapardı.

Sünnetçiler, berberliğin yanı sıra bu alanda uzmanlaşmıştı.

Toplu sünnet törenlerinde görev alırlardı.

Uygulama genellikle dua ve ritüellerle birlikte yapılırdı.

Bu görev, berberlere toplumsal saygınlık kazandıran bir hizmetti.

.

6. Bit, Uyuz ve Cilt Hastalıklarıyla Mücadele

Berberler, özellikle hijyenle ilgili sorunlarda başvurulan kişilerdi:

Bit ve uyuz temizliği

Saç ve sakalın tamamen kazınması

Kükürtlü, bitkisel veya sabunlu karışımlarla cilt temizliği

Bu uygulamalar, salgın hastalıkların yayılmasını sınırlamada dolaylı bir rol oynadı.

 

7. Hekimle Berber Arasındaki Sınır

Osmanlı’da hekim (tabip) ile berber arasında net bir hiyerarşi vardı:

Berberler teşhis koyamazdı.

Ağır hastalıklar hekimlere yönlendirilirdi.

Ancak pratikte, özellikle taşrada bu sınırlar sıkça aşılırdı.

Bazı büyük şehirlerde berberlerin sağlık uygulamaları lonca denetimine tabiydi; ehliyetsiz müdahaleler yasaklanmaya çalışılmıştır.

.

Bugün “Berber direği” denilen kırmızı silindir üzerine çizili beyaz spiral, kan ve bandajı simgelemektedir.

Bu berberlerin meslek olarak yaptığı tarihsel rolün, bir simgesi olarak günümüze kadar gelmiştir.

.

Bir de “Tası tarağı toplamak” deyimi vardır.

Osmanlı zamanında bir berber bir mahalleden, bir hanedan konutundan ya da bir kışladan ayrılırken:

Eğer geçici gidiyorsa, kısa süre sonra dönecekse “Tasını ve tarağını” orada bırakabilirmiş.

Ancak: Dükkân kapatıyorsa, Loncayla bağını kesiyorsa, başka bir şehre yerleşiyorsa “Tasını ve tarağını” da toplayıp gidermiş.

Bu hareket, mahalleye verilmiş çok net bir mesaj olurmuş:

“Bu berber artık buraya dönmeyecek.”

İşte deyimin “Kesin ayrılık” anlamı buradan doğmuş meğer...