65 yaş üstüne yeni hazırlanan trafik yasasında her yıl muayene zorunluluğu getirilmesi düşünülüyormuş.

.

Güzel tabi.

Bizim gibi morukların trafiğe çıkması sakıncalı olabilir.

Sevgili canımız ciğerimiz milletvekillerimiz öyle düşünüyor olabilirler.

.

Kendilerine şöyle bir bakarsak.

AK Partide:

60-69 yaş aralığında 39,

70 yaş ve üstünde de 6 milletvekili mevcut.

Yani toplam: 45 Milletvekili

 

CHP’de:

60-69 yaş aralığında 31 milletvekili,

70 yaş ve üstünde 3 milletvekili Meclis'te görev yapıyor.

Toplam: 34 Milletvekili

 

MHP’de:

60-69 yaş aralığında 14,

70 yaş ve üstünde 2 milletvekili var.

Toplam: 16 Milletvekili

 

İYİ Partide:

60-69 yaş aralığında 10,

70 yaş ve üstünde 3 kişi milletvekili var.

Toplam: 13 Milletvekili

 

YSP’de:

60-69 yaş aralığında 6,

70 yaş ve üstünde de 2 kişi vekil var.

Toplam: 8 Milletvekili

 

YRP Partisinde:

60-69 yaş aralığında 2,

70 yaş ve üstünde de 2 vekil var.

Toplam: 4 Milletvekili

.

Böylece toplam: 120 Milletvekilimiz

65 yaş üstünde görülüyor.

.

65 yaş üstündeki bu insanlar biz trafiğe çıkmayalaım, çıkarsak da muayene olalım istiyorlar.

.

Peki onlar?

Dokunulmazlıkları var.

Onlara serbest.

.

Peki bizi muayeneye sevk eden düşünce ne?

El ayak tutmaması, Fiziksel aktivitelerden uzak olunması, Alzehimer, Demans gibi akıl eksiklikleri ve unutkanlıkları v.s.

Peki onlar otomobil kullanınca bu hastalıklar olmuyor mu?

.

Şimdi,

Doktorun biri şunları yazmış bu konu ile alakalı.

.

Öncelikle bunu düşünüp yasa taslağına koyanları yürekten tebrik ederim!

Elli senelik bir hekim ve bu hizmetin yarısını hastane idarecisi olarak geçiren birisi olarak:

Acizane bu konuyu iki bölümde özetin özeti olarak incelemek istiyorum.

Dilek ve temenniler

1-Trafik kazasına neden olanların ve diğer trafik suçlarını işleyenlerin yüzde kaçı

65 yaş üstü?

Elinizde varsa bu istatistik veriyi paylaşır mısınız?

Televizyonda izlediğim kadarıyla drift atan, kazalarda birbirini yumruklayan, alkollü araç kullanan, trafikte havaya ateş açan v.b trafik suçlarında yarışan 65 yaş üstü kimse görmedim.

.

2- Ülkeyi idare eden en üst makamdan başlayarak yasama yürütmede görev alan tüm 65 yaş üstü kişilerin ayırım gözetmeksizin her yıl fiziki ve psikometrik kontrollerinin ayrıntılı ve tarafsız olarak yapılması, ülke açısından trafik sağlık muayenesinden daha fazla hayati önem taşımaktadır.

.

3-Eşitlik açısından ve binlerce çalışanı ilgilendirdiği için, tüm özel sektörün hastaneler de dahil çalışan yönetici ve çalışanlarının da yıllık 65 yaş üstü periyodik muayenelerin yapılması da ayrıca olması gereken bir zorunluluktur.

.

4- Siyasi partiler kanununa da ek yapılarak ayrıca parti yönetim kadrosunda yer alacakların da ülkenin geleceği açısından 65 yaş üstülerin yıllık periyodik muayenelerinin yapılması ayrıca bir zorunluluk olmalıdır.

.

Teknik olarak konuyu irdelersek

1- Bu muayenede en az Göz, KBB, nöroloji, ortopedi, dahiliye ve psikiyatri uzmanlarının yer alması olmazsa olmaz bir zorunluluktur.

Yükü aile hekimlerinin üstüne atmak vahim bir hata ve çok büyük bir eksiklik olacaktır.

.

2-Teknik olarak kişi başı en az iki saat muayene süresi olacaktır.

Tahlil tetkik istenirse bu süre daha da uzayacaktır.

.

3-Halen normal poliklinik muayenelerinde bile zorlanan kamu hastaneleri bu yükün altından nasıl kalkacaktır.

Hastane hizmetleri önemli ölçüde aksayacakır.

.

4-Raporların zamanda alınamaması ve verilememesi her açıdan çok büyük bir kaosa neden olacaktır.

Daha fazla uzatmayacağım daha eklenecek çok şey var.

Gerekli alt yapıyı oluşturmadan kamu vicdanını yaralayan adaleti öncelemeyen herşeyin sonu hüsran olacaktır.

Ütopik, temeli olmayan hayalleri kuranları bırakın artık ve bu işleri halletmeleri için emaneti ehline verin.

Koşullar herkes için ve erişilebilir, zaman israfı olmayacak 65 yaş üstüne gerekli saygıyı sözde değil özde gösterecek bir sağlık sistemi oluşturursanız, tamam o zaman kimsenin hiç bir itirazı olmaz.

Çok da güzel olur…

Şu kadarını söyleyeyim bunun bedeli çok ağır olur benden söylemesi...

Selamlar sevgiler...

.

Bu yasa çıktığı zaman;

Mecliste oylama yapılırken 65 yaş üstü vekillerden rapor getirmesi istenmelidir.

Yoksa oylama geçersiz olacaktır.

Yüksek kademede görev alanlar, başkanlar, daire müdürleri, rektörler, profesörler, genel müdürler v.s.

Haydi rapora…

Yok öyle otuzbeşe beş köfte!

.

Aslında tüm işin başı eğitim.

Öğrenmenin neden önemli olduğunu, eğitime neden bu kadar önem verildiğini örneklerle anlatayım.

.

Tilly Smith genç bir kız.

2004 yılında henüz 10 yaşındayken Tayland’daki Mai Khao Plajı’nda tsunami felaketi yaşanıyor.

Bu kız, coğrafya dersinde öğrendiği bilgiler sayesinde yüzlerce kişinin hayatını kurtarır.

.

İşte eğitimin faydaları burada başlıyor.

.

“Okyanusun aniden geri çekilmesi ve köpüklenmesi” gibi tsunamiye özgü uyarı işaretlerini erken fark etti, çevresindeki insanları uyardı ve onların yüksek yerlere kaçmasını sağladı…

Bu davranışıyla eğitimin ve erken farkındalığın hayati önemini açıkça ortaya koydu.

.

26 Aralık 2004’te Tilly, ailesiyle birlikte Tayland’ın Phuket Adası’na bağlı Mai Khao Plajı’ndaydı.

Herkes gibi sahilde vakit geçirirken “Denizin olağandışı bir şekilde çekildiğini ve köpüklenmeye başladığını” ilk fark eden kişi oldu.

Hemen babasına koşarak durumu anlattı.

Babası kızına inandı ve vakit kaybetmeden otele giderek görevlileri uyardı.

Plajdan uzak ve yüksek bir alan belirlendi; kısa sürede herkes harekete geçerek bu bölgeye kaçtı.

Çok geçmeden dev dalgalar sahile vurdu.

Bu erken ve bilinçli davranış sayesinde yüzlerce insanın hayatı kurtarıldı.

.

Ne yazık ki Tayland’ın diğer sahillerindeki turistler ve yerel halk, Mai Khao Plajı’ndaki insanlar kadar şanslı değildi.

Bu büyük tsunami felaketinde yaklaşık 8 bin kişi hayatını kaybetti.

.

Etkisi:

Tilly’nin bu cesur ve bilinçli davranışı, doğal afet eğitiminin ve bilimin hayat kurtarıcı gücünü gösteren, dünya çapında ders alınacak bir hikâyeye dönüştü.

.

Tilly Smith’in hikâyesi, çocuk yaşta alınan eğitimin büyük bir felaketi nasıl önleyebileceğinin canlı bir kanıtı oldu.

Eğitim, birçok durumda hayat kurtardı.

Her zaman ve her yerde:

“Eğitim, eğitim, eğitim…”

.

Eğitimle ilgili bir başka örnek şu:

 

Juliane Koepcke…

17 yaşındayken, 1971 Noel Arifesi'nde, annesiyle birlikte Peru'ya giden LANSA 508 sefer sayılı uçuşa bindi.

.

Amazon ormanlarının derinliklerindeki araştırma istasyonunda biyolog olan babasıyla buluşmak için uçuyorlardı. Babası onu havayolunun yetersiz güvenliği konusunda uyarmıştı, ancak Juliane baloyu kaçırmak istemiyordu, bu yüzden yine de o uçağa binmeye karar verdi.

.

Kalkıştan sadece yarım saat sonra bir trajedi yaşandı.

Uçağı şiddetli bir fırtına vurdu ve Lockheed L-188 Electra uçağına yıldırım düşerek uçuş sırasında havaya uçtu.

Hâlâ koltuğuna bağlı olan Juliane, aşağıdaki yoğun yağmur ormanına “3.000 metreden (10.000 fit)” düştü.

Tüm zorluklara rağmen, düşüşten sadece kırık bir köprücük kemiği ve birkaç yara ve çürük ile kurtuldu.

.

Dünyanın en zorlu ortamlarından birinde tek başına kalan Juliane; İçgüdülerine ve ailesinden öğrendiği bilgilere güvendi.

.

Babasının “İnsanları bulmak için suyu takip et” tavsiyesini hatırlayarak, kuş cıvıltılarını dinledi ve sonunda küçük bir dere buldu.

Günlerce onu yokuş aşağı takip etti, bitmek bilmeyen böcek ısırıklarına, açlığa ve iltihaplı bir yaraya katlandı.

On zorlu günün ardından terk edilmiş bir tekne keşfetti ve yaralarını dezenfekte etmek için dizel yakıt kullandı.

Ertesi gün, bazı ormancılar onu bulup güvenli bir yere getirdi.

91 yolcu ve mürettebattan hayatta kalan tek kişiydi.

.

Juliane'in hikâyesi, eğitimli bir insan direncinin ve doğaya saygının bir sembolü haline geldi.

.

Sonraki yıllarda biyoloji okudu ve ailesi tarafından kurulan Amazon araştırma istasyonu Panguana'da çalışmaya geri döndü.

Bilimsel çalışmaları ve “When I Fell from the Sky” adlı anı kitabıyla, yalnızca ailesinin mirasını onurlandırmakla kalmadı, aynı zamanda dayanıklılık, cesaret ve tehlike ile doğanın korunması arasındaki gizemli dengeye dair ilham verici bir mesaj da paylaştı.

.

Cumhuriyet arimizde eğitim denilince ilk akla gele;

Köy Enstitüleridir.

.

Köy Enstitüleri;

Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim tarihindeki en özgün, en yaratıcı ve etkileri bugün bile tartışılan en büyük toplumsal kalkınma projelerinden biridir.

.

Sadece bir okul değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve kırsal dönüşüm modelidir.

.

Bu okullardaki eğitim, savaştan yeni çıkmış bir milletin yeniden doğuşudur.

Bir milletin bağımsızlığı sadece askeri zaferlerle değil, zihniyet devrimi ve eğitimle taçlandırıldığında kalıcı olur.

.

Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun yaklaşık %80'i köylerde yaşıyordu ve okuma yazma oranı trajik derecede düşüktü.

Eğitim, sadece şehirlilerin bir imtiyazı olmaktan çıkarılıp Anadolu’nun en ücra köşesine ulaşmadığı sürece, gerçek bir kalkınmadan söz etmek imkânsızdı.

.

İşte Köy Enstitüleri, “Eğitim yoluyla toplumsal kurtuluş” felsefesinin somutlaşmış halidir.

.

Bakın bu Köy Enstitülerinde neler yapılmış?

Kalkınma hamlesi içinde kurulan bu okulların temel felsefesi, kurucusu olan İsmail Hakkı Tonguç’un deyimiyle “İş için, iş içinde, işle eğitim” idi.

Öğrenciler sadece teorik bilgi almaz, hayatın tam kalbinde üretim yaparlardı.

.

Karma eğitim ile kız ve erkek öğrenciler birlikte eğitim görür, bu da toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda atılımcı bir adım olarak kabul edilirdi.

.

Demokratik katılım felsefesiyle her cumartesi günü okullarda “Eleştiri toplantıları” yapılırdı.

Öğrenciler okul müdürünü, öğretmenleri ve işleyişi özgürce eleştirebilirlerdi.

.

Kültür ve sanat dallarında her öğrenci mutlaka bir müzik aleti (genellikle keman veya mandolin) çalmayı öğrenirdi.

Dünya klasikleri bu okullarda Türkçe okunur, tiyatro oyunları bizzat öğrenciler tarafından sergilenirdi.

.

Peki o okullarda neler üretildi?

Köy Enstitüleri sadece kağıt üzerinde başarılı değildi; her biri devasa birer üretim çiftliği ve atölyeydi adeta.

.

1940-1946 yılları arasında elde edilen bazı üretim verileri şöyledir:

*15.000 dönüm tarla ıslah edildi ve ekime açıldı.

*Yaklaşık 250.000 fidan dikildi.

*8.500 okul binası bizzat öğrenciler ve öğretmenlerce yapıldı.

*On binlerce büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştirildi, modern ahırlar kuruldu.

*Demirhane, marangozhane ve dokuma atölyelerinde köylünün ihtiyacı olan araçlar üretildi.

*Köy Enstitüleri kapandığı 1954 yılına kadar, Türkiye’ye paha biçilemez bir miras bıraktı.

*Enstitüden mezun olan bir öğretmen, köye gittiğinde sadece okuma yazma öğretmezdi. O, aynı zamanda bir ziraatçı, bir sağlıkçı, bir duvar ustası ve modernleşmenin rehberiydi.

*Türk edebiyatına damga vuran Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal gibi yazarlar bu okullarda yetişti.

Anadolu’nun sesini edebiyata taşıdılar.

*Köylerde sıtma, trahom gibi hastalıklarla mücadelede enstitülü sağlık memurları hayati rol oynadı.

*Modern tarım tekniklerinin (tohum ıslahı, sulama, aşılama) köylüye öğretilmesiyle tarımsal verimlilik arttı.

.

Sonuç olarak Köy Enstitüleri, “Bilginin eyleme dönüştüğü” bir laboratuvardı.

Kısa ömrüne rağmen, Anadolu insanına özgüven aşılamış ve “Köylü milletin efendisidir” sözünü, eğitimle beraber pratik hayatta karşılığa kavuşturmaya çalışmıştır.

.

Yazının sonunda eğitimin çnemini bir kez daha ortaya koydum.

23 senedir eğitim sistemiyle zırt-pırt oynayan iktidarımız da eğitimin önemini anlarsa, işte o zaman keyfimize değecek yok deriz…