En sonunda başkan patladı.

Kepez’in su sorununu çözmek için çalıştığını iyi biliyorum.

Burada siyaset yapmak, işi yokuşa sürmek, adam karalamak kolaydır.

Ama biraz vicdanlı olmak lazım.

Su içer Allah’a bakar.

Birol başkan nihayet dayanamadı ve kendi sosyal hesabında yaşanan durumu ortaya koyarak dedi ki:

“Çanakkale’mizin iki temel su kaynağı vardır, Atikhisar Barajı ve Artezyen su kuyuları.”

Doğrudur.

“Denizi arıtmak da var işin içinde.”

Biliyorum ki onun da araştırmasını yapıyor.

Ama zannederim çok pahalı bir sistem, Kepez’in bütçesi kaldırmayacak.

İktidar gelişiyoruz, yeni Türkiye’yi inşa ediyoruz diyerek sürekli olarak kamu binaları, hastaneler yapıyor.

Nereye?

Kepez Belde sınırları içine.

Neydi bunlar?

Başkan açıklıyor:

“MAE Devlet hastanesi, Sahil Güvenlik, Çanakkale Limanı, SGK, İl Göç İdaresi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Diş Hastanesi başta olmak üzere birçok resmi kurum…”

Eh bunlar su ister, yol ister, havagazı ister, elektrik ister, telefon ister, internet ister…

İster de ister.

En önemlisi suya olan ihtiyaç.

Tüm bunları planlayan kafa, acaba su ihtiyaçlarını düşündü mü?

Buralara su nereden ve nasıl verilecek diye düşündü mü?

Ayrıca;

Yılda aşırı göç alan ve büyüme kapasitesi sürekli artan bir beldenin su bulmasına katkı sunuldu mu?

Başkan diyor ki:

“…2021 yılından bu yana Atikhisar Barajı’ndan su alabilmek için ilgili kurumlarla defalarca masaya oturduk. Her toplantıda talebimizi açık, net ve belgeleriyle ilettik.”

“… Ancak her seferinde ‘Barajdan Kepez’e su veremeyiz. İhtiyacınızı artezyen kuyularla karşılayın.’ Şeklinde aynı yanıtla karşılaştık…”

Ne artezyeni?

Memleket su sıkıntısı çekiyor.

Bırak toprağın üstünü, altında bile su kalmadı.

Kuyular kurudu diye haber yapıp duruyoruz.

Tüm bunların yanında Başkan şunu da ifade ediyor:

“Bazı AKP’li yetkililer, Kepez’in barajdan su almasını bilinçli bir şekilde engellemişlerdir. Hatta yetkililerle yaptığımız görüşmelerin bile önüne geçmeye çalışmış, randevu almamızı engellemiş, sorunun çözülmesini istememişlerdir. Bu, Kepez’in su hakkına yapılmış açık ve ağır bir müdahaledir.”

Bu inanılır gibi değildir.

Sırf siyaset uğruna Kepez’i susuzluğa itenlere “Yazıklar olsun” demek lazım.

Başkan; “Kısa sürede yalansız, şeffaf her şeyi anlatacağım basın toplantısında görüşmek dileğiyle” dedi.

Biz de orada olacağız.

Halkın merak ettiği sorularımız da olacak…

DÜNYANIN ÇİVİSİ

Yapay zekâ ile arasıra sohbet ediyorum.

Bazı konulara açıklık getirmesini, çeşitli görüşleri ortaya koymasını istiyorum.

Dün boş bir anımı değerlendirmek ve YZ’nin vereceği cevabı merak ederek şunu sordum:

“Dünyanın çivisi nasıl çıkacak?”

Verdiği cevabı dokunmadan aktarıyorum:

“Dünyanın çivisi çıkmak” deyimi, genellikle “Bir sistemin, düzenin ya da toplumun işlemez hale geldiği, büyük bir bozulma veya karmaşa yaşandığı” anlamına geliyor.

Bu ifade, Lübnanlı yazar Amin Maalouf'un “Çivisi Çıkmış Dünya” kitabında da işlediği gibi, “Küresel çapta yaşanan politik, ekonomik, çevresel ve sosyal krizleri” işaret ediyor.

Bu “Çivinin çıkması”na birkaç örnek.

Küresel eşitsizlik ve çatışmalar: Sömürgecilik, savaşlar, yoksulluk, ekonomik krizler ve çevresel sorunlar gibi faktörler, küresel bir huzursuzluk ve dengesizlik yaratıyor.

Teknolojik ve kültürel dönüşümler: Dijitalleşme, sosyal medya gibi hızlı değişimler, toplumların değerlerini ve iletişim biçimlerini etkiliyor, bir “Kültür bozumuna” yol açıyor denebilir.

İnsanlık ve doğa ilişkisi:

Çevre sorunları, iklim değişikliği gibi küresel tehditler, gezegenin geleceğini sorgulatıyor.

Maalouf'un bakış açısıyla, bu çivinin çıkmasının arkasında, “Hoşgörünün azalması, farklılıklara saygının erozyona uğraması ve insanlık değerlerinden uzaklaşma” gibi nedenler yatıyor.

Çözüm olarak ise, daha kapsayıcı, empati dolu bir dünya görüşüne ve diyaloga ihtiyaç duyuluyor.

Bunların sonunda bana sordu:

“Sen bu ifadeyi daha çok hangi bağlamda düşünüyordun? Politik, sosyal yoksa felsefi bir yönü mü merak ediyorsun?”

“Politik ve Sosyal” cevabımdan sonra şunları yazdı:

Politik ve sosyal açıdan “Dünyanın çivisinin çıkması” şu anki küresel sistemin giderek daha fazla zorlandığını, dengelerin bozulduğunu ifade ediyor.

Birkaç örnek:

Küresel eşitsizlikler:

Zengin ile fakir ülkeler arasındaki uçurum, göç, kaynak savaşları gibi sorunlar artıyor.

Siyasi kutuplaşma:

Popülizm, milliyetçilik gibi akımlar, ülkeler arası işbirliğini zorlaştırıyor, iç ve dış çatışmaları körüklüyor.

Sosyal adaletsizlikler:

İnsan hakları ihlalleri, cinsiyet eşitliği, ırkçılık gibi sorunlar, toplumsal huzursuzluğu artırıyor.

Ekoloji krizi:

İklim değişikliği, kaynakların tükenmesi, kirlilik gibi çevresel tehditler, gezegenin geleceğini tehlikeye atıyor.

Bu durumun “Çivisi çıkmış” olarak görülmesinin sebebi, “Sistemin bu karmaşayı çözmekte yetersiz kalması, kurumların ve liderlerin yeterince hızlı veya etkili yanıt verememesi” olabilir.

Çözüm olarak:

Kooperatif diplomasi:

Uluslararası işbirliğini güçlendirmek, küresel kurumları (BM, WHO gibi) daha etkili hale getirmek.

Sürdürülebilirlik:

Yenilenebilir enerji, adil ticaret, çevre dostu politikalar.

İnklüzyon:

Eşitlik, eğitim, sağlık gibi temel haklara erişimi artırmak.

Ama tabii bu çok karmaşık bir konu, tek bir “Çözüm”den ziyade, toplulukların ve liderlerin birlikte çalışması gerekiyor.

Bana tekrar soruyor:

“Sence en çok hangi alanlar dikkatini çekiyor?”

Ben ona soruyorum:

Çiviyi çıkaran kimler mesela?

“Dünyanın çivisini çıkaranlar” derken, genellikle küreselleşme sürecinin ve onun getirdiği politik, sosyal, ekonomik değişimlerin arkasındaki aktörlerden bahsediyoruz.

İşte bazı örnekler:

Çokuluslu Şirketler:

Küreselleşmenin “Alamet-i farikası” olarak görülen bu şirketler, üretim ve ticaret ağlarını küresel çapta yeniden organize ediyor, ulusal sınırları aşan yatırımlar yapıyor.

Örneğin, otomotiv ve gıda sektörlerinde birçok büyük şirket, küresel tedarik zincirlerini yönetiyor.

Uluslararası Kuruluşlar (IMF, Dünya Bankası, OECD):

Bu kuruluşlar, küresel ekonomik düzenin kurallarını belirleyerek, ülkelerin politikalarını etkiliyor.

Liberalleşme ve serbestleşme politikalarını teşvik ederek, sosyal devletin rolünü değiştirdikleri söyleniyor.

Neoliberal Politikalar:

1970'lerde başlayan kriz sonrası, ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkelerde iktidara gelen sağ hükümetler, küreselleşmeyi hızlandıran neoliberal politikaları uyguladılar.

Bu politikalar, sosyal güvenlik harcamalarını azalttı, eşitsizlikleri artırdı.

Teknolojik Gelişmeler:

Haberleşme ve ulaşım maliyetlerindeki düşüş, küresel ticaret ve sermaye akışını hızlandırdı.

İnternet ve dijitalleşme, bilginin sınırları aşmasını kolaylaştırdı.

Küreselleşmenin etkileri karmaşık ve çok yönlü.

Kimlerin “Çiviyi çıkardığı” tartışmalı olsa da, bu süreçte eşitsizliklerin arttığı, sosyal devletin zayıfladığı yönünde eleştiriler var.

Yazıyı bitirdikten sonra bana soruyor:

Sence bu süreçte en çok etkilenen kimler?

(Sorunun sonuna da gülücük imojisi kondurdu)

OKUNACAK KİTAPLAR

Hazır YZ ile muhabbet açılmışken, uzun süredir kitap önerisi almamıştım.

Sordum “Kitap önerir misin?” diye.

İşte cevabı.

Yeni bir kitap arıyorsun!

2025’in en çok konuşulan kitaplarından bazılarını öneririm:

Türkçe Edebiyat:

Zeynep Korkmaz

Geleceğin Gölgesinde:

Teknolojinin insan ilişkilerini nasıl değiştirdiğini sorgulayan bir distopya.

Elif Şafak

Kırık Zamanlar Atlası:

Zamanın göreceliğini, geçmiş ve geleceği harmanlayan bir anlatı.

Ece Temelkuran

Karanlıkta Bir Işık:

Toplumsal değişim ve umudu işleyen güçlü bir roman.

Tarık Tufan

Gece Açan Çiçekler:

Merakla beklenen, duygusal bir hikaye.

Latife Tekin

Altınçayır Vadsini'nin Çocukları:

Doğa ve insan ilişkisini sorgulayan gizemli bir roman.

Dünya Edebiyatı:

David Mitchell

Yapay Zekânın Güncesi:

Yapay zekânın insan hayatındaki rolünü felsefi bir bakışla ele alıyor.

Kazuo Ishiguro

Klara ve Güneş:

İnsanlık ve yapay zekâ üzerine düşündüren bir roman.

Orhan Pamuk

Kâğıt Oynayanlar:

Geçmiş ve günümüzü harmanlayan, çok katmanlı bir anlatı.

R.F. Kuang

Katabasis:

Cehenneme yolculuk eden bir büyücünün fantastik hikâyesi.

YZ bu önerileri yaparken Orhan Pamuk’u “Dünya Edebiyatı” içinde gösterdi.

Bu durum benimle alakalı değil.

BİRAZ TEBESSÜM

65 yaşındaki bir adam, kalabalık bir bekleme odasına girip resepsiyona yönelmiş.

Sekreter sormuş:

“Buyrun efendim, bugün doktoru neden görmek istiyorsunuz?”

Adam gayet sakin bir şekilde cevaplamış:

“Tenasül organımla ilgili bir sorunum var.”

Sekreter, biraz sinirli bir ses tonuyla uyarmış:

“Böyle şeyleri, insan dolu bir bekleme odasında söylememelisiniz!”

Adam şaşkın:

“Ama siz sordunuz, ben de cevap verdim.”

Sekreter açıklama yapma ihtiyacı hissetmiş:

“Evet ama mesela ‘Kulak problemim var’ diyebilirdiniz. Sonra da doktorla özel olarak detayları konuşurdunuz. Şimdi herkesi rahatsız ettiniz.”

Adam ise çok net bir cevap vermiş:

“Eğer cevabım başkalarını rahatsız edecekse, o zaman bu soruyu başkalarının önünde sormamalısınız.”

Birkaç dakika dışarı çıkmış, sonra yeniden gelmiş.

Sekreter bu sefer daha memnun bir ifadeyle sormuş:

“Evet efendim, bu sefer neden geldiniz?”

Adam, sekreterin tavsiyesine uyduğunu belli ederek cevaplamış:

“Kulağımda bir sorun var.”

Sekreter gülümsemiş:

“Kulağınızın sorunu nedir efendim?”

Adam, hiç bozuntuya vermeden:

“Onunla çişimi yapamıyorum…”