Malum bugün 15 ve terörist kalkışmanın gerçekleştirildiği ve bastırıldığı gün. Meydanı boş görüp sallamaktan ziyade özeleştiri yapmak, sonraki tehlikeleri anlamak açısından önem taşıyor. Bu terörist kalkışmanın nedenleri ve sonuçları hakkında vatandaşımızın somut bilgiler edinmesi ve hafıza oluşturması milli birlik ve beraberliğimizin pekiştirilmesi açısından önem arz ediyor.
12 Eylül darbesini ve sonrasını pek çok insanımız hatırlar. Olağanüstü halin bir adım ötesi sıkıyönetim vardı. Hemen bütün kurumları askeriye ele geçirmişti. Valisinden il müdürüne kadar devletin bütün kadroları subaylar tarafından kontrol ediliyordu. Buna rağmen, tek taraflılık bu kadar değildi. Ortadan yürüyen medya kanalları vardı. Hukuk az buçuk da olsa haklıyı görebiliyordu.
Gelecek yıllarda benzer eylemlerin yaşanmaması için geçmiş eylemlerden ders almakta yarar var. Yurtdışında eğitime göndermelerden tutun da askeri okullara girişe kadar, kamu kadrolarına atanmaya kadar hemen her alan neredeyse fetö mensuplarına bırakılmıştı.
Darbe girişimine kadar veya 17/25 aralık operasyonlarına kadar neredeyse idari erkin çoğunluğu fetöya yaranmak için birbiriyle yarışıyordu. Günümüzde ise birçoğu lanet okuma yarışı yapıyor.
Açıklamalarda ve kutlamalarda memleketin göz bebeği askeriye rencide ediliyor. Hainler her kuruma sızmışlardır. Sızarken de en fazla mevcut iktidarı kullanmışlardır. Halen mevcut yöneticilerin birçoğunu kullanmışlardır.
Kurtuluş savaşı sonrasında; Çanakkale’de, Kuzey Afrika’da, Yemen’de, Sarıkamış’ta, Balkanlarda yüzbinlerce şehit vermiş yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti otuza yakın isyanla mücadele etmiştir. Çoğu doğu ve güneydoğu Anadolu’da çıkan isyanların tamamı güçlü bir irade ile bastırılmıştır. İç isyanların çoğunluğu emperyal güçler tarafından desteklenmiş ve yöreleri dışına çıkmamıştır. 15 temmuz kalkışmasının, din temelli olmasının dışında seviye olarak bu isyanlarla uzaktan yakından benzerliği yoktur. Son kalenin kurtarılması gibi benzetmeler yapmak, başkomutanlık payeleri uydurmak çok anlamlı görünmüyor.
Daha sağlıklı ve somut belgelere dayalı adil bir mücadele yapılmadığı sürece benzer gelişmeler, devletin temelini oymalar her zaman tezahür edebilir. 12 eylül darbesinden sonra devletin bastırıp, halkın görebileceği yerlere astırdığı afişin yedinci veya sekizinci sırasında, malum terör örgütünün lideri vardı ve dinci bir darbe yapabilir potansiyeli olduğu yazıyordu. Tam otuz altı sene sonra potansiyel dışarı çıktı. O zaman da demek ki bu yapı ile sağlıklı bir politika izlenmemiş, tersine devletin tepesine taşınmış, neredeyse baş tacı haline gelmiş. Dolayısıyla bugün ne kadar saldırılırsa saldırılsın, içindeki parçalar temizlenmedikçe, çekirdek kırılmadıkça, yapılanlar abartıdan öteye gitmez. Yirmi sene sonra bir başka taşın altından çıkıverir. Aynısı mı? Belki aynısı, belki bir başkası. Çünkü İngiliz milletleri, tarihte sadece Türklere ve Atatürk’e yenilmişlerdir. Dolayısıyla daha önce olduğu gibi, bundan sonra da boş durmayacaklardır. Bu nedenle abartmadan, somut, daha adil bir duruş, bundan sonraki benzer eylemlerinin önüne geçmede önem arz etmektedir.