Türkler de devlet yapısı, sop, soy, boy, tudun, yabgu, hakan şeklinde onlu gruplar halinde en liyakatlinin seçilerek makama, devlet yönetmeye ve ordu komutanı olmaya geldiği bir sistemdi...

Onlu sistemde bir sop beyi olurdu. Altı kişi savaşma yeteneğine sahipti. Bir kişi toplumsal hayatı, dini inanç da dahil şekillendirirdi... Kalan üç kişi çocukluktan çıkmış ;ama, daha tam olgunlaşmamış kişilerdi... Savaşmayı öğrenir, savaşçı kimliği kazanmak için de eğitilmiş olurdu. Büyüklerinin yanında pişmiş olurdu... Atların bakımı, yük taşıma, su getirme ve çevreyi kontrol etme işi hep bu kişilere aitti.

Toplumsal hayatta da Hakan ve Hatun birlikte karar verirdi... Bu grup içinde kadın, kocası yokken bile erkek misafiri kabul eder, onun karnını doyurur, erkeğinin yapması gereken ne varsa yapar ve erkek gelince de konuk ağırlama işini devrederdi... Çocuk yetiştirmede, cinsiyet farkı yoktu. Kız, erkek birlikte aynı eğitimi alırdı. Kız çocuğu evlenme yaşına geldiğinde de kocasını seçme hakkına sahipti. İstemediği kişiyle evlenmesi mümkün değildi...

Türk, akraba evliliği yapmazdı.

Akrabalık ilişkisi olanla evlenilmezdi... Bunun için yedi göbek atasını saymak zorundaydı...

Kam, baksı, oyun, ata, ozan , gibi adlarla çağrılan kişi, ölüm, göç, doğum, ad koyma gibi toplumsal işleri düzene koyar, yardım istendiğinde de kim yardım istemişse oraya koşardı... Aslında, o da toplumun bir parçasıydı. Geçmişten gelen ne kadar bilgi varsa bunları geleceğe taşırdı. Devlet idaresinde de herkes gibi davranırdı. Bunlar, otacı gibi hasta iyileştirme işinde de mahirdi... Yani Türk toplumlarının tamamı hangi dinde olursa olsun. Laik bir atitüt içinde olurdu. Devlet yönetme gibi bir tavır içinde olmazdı... Sadece, sop beyi seçiminde on kişi içinden ittifaklar sop beyi seçilmişse devlet işlerinde bulunabilirdi. Yoksa, doğrudan devlet işine karışamazdı...

Biz, ne zaman ki islam dairesi içinde yer aldık, Hoca efendi sultası da başlamış oldu. Cuma günü savaşılmaz, deyip orduyu istirahate sevkeden şeyhülislam efendi, bizim eyaletimiz olan Mısır ordusuna Nizip'te yenilmemize sebep olmuştur...

Yine, Prusya Kralına, siz savaşta hep galip geliyorsunuz, bize de bir rahip- kâhin gönderin de ne zaman zafer kazanacağımız bize söylesin ve biz de zafer kazanalım, diye talepte bulunmuştu. Prusya Kralı da, hazinen dolu olacak, ordun disiplinli olacak ve bir de tarih okuyacaksın, diye mesaj göndermişti...

Biz, 19. Asır içinde ve yirminci Asrın ilk çeyreğinde hep yıkım içinde olduk. Bizi, birer serdengeçti olan, ölümden korkmayan, İttihatçılar, bile kurtaramadı.

Biz, Sakarya Nehri kıyısından başlayarak bir cihan devleti kurduk ve altı yüz yıl sonra yine Sakarya kıyısından farklı bir kıyama kalktık...

Günümüzde yaşadığımız devleti kurduk.

Kurucu irade lideri olan Mustafa Kemal Atatürk, bu kurucular içinde en fazla kitap okuyan, en fazla tarih kitabı okuyan kişiydi... Osmanlıdan önce de, Selçuklu Devleti'nin kuruluşunda yabgular Devleti kurdu;din adamları değil...

Reis Paşa, tarih bilgisinin derinliğiyle, devlet işleriyle dini hayatın devlete müdahalesini engelleyecek bir sistem kurdu. Burada, tarikatların, kendi dışındakileri tekfir edici durum içinde hareket etmesini gördü ve devlet için bu oluşumların insan hayatı içinde olmamasını istedi ve bunu gerçekleştirdi...

Sadece namaz kıldırma eğitimi almış kişilerin devlet yönetmeye talip olması durumunda devletin çökebileceğini tarihi örneklerden gören Reis Paşa, tedbir olarak, laik bir devlet kurdu...

Devlet laik olabilirdi. Ancak, Fertler laik olmayabilirdi. Bunun için de herkes dini hayatını düzgün yaşasın, diye anlayarak iman etsin, ibadet etsin, diye ezanı Türkçe okuttu. Hutbeleri Türkçe okuttu...

Kuran'ın Türkçe mealini yaptırttı...

Halk, bilinçli bir müslüman olsun istedi... Bunları gerçekleştirmek için de okuma yazma seferberliği oluşturdu... Öğretmen okullarını geliştirdi... Halk Evleri vasıtasıyla mesleksiz Türk İnsanını meslek sahibi yaptı. Diyanet Teşkilatı'nı kurdurttu... Hutbe okunan cami sayısını artırdı. Savaşta yıkılan camilerin onarımı için genel bütçeden para ayırttı... Yüzlerce camiyi onarttı...

Yani, din ile devlet işlerini birbirinden ayırdı...

Dini hayatın örnek olması için, Çanakkale 'de Cesaret Tepe' de ünlü mevlüthanlara her yıl mevlüt okuttu... Bu konuda, Yaşar Okur'un hatıralarını okuyabilirsiniz...

Reis Paşa, vefat ettikten sonra, önce CHP, oy kaygısıyla toprak ağaları, tarikat şeyhleri, faklı cemaatlerle işbirliği yaptı.

İpin uçunu kaçıran da Menderes oldu. Bu yapılara izin verdi. Bunlar, taraftar toplamak için, oy için yapılan uygulamalar oldu... Devleti dindar yapacağız, diye yola çıkanlar, devleti soymakta bir beis görmediler...

ABD güdümlü bir cemaat, Devleti ele geçirmek için kalkışma tertip etti. Kendi bağlılarıyla kendi insanından iki yüz elli kişiyi katletti... Devlet, bu yapıyı zor önledi... Sonra, kendisine bağlı olan cemaat ve tarikatlara da bu defa kendisi yol verdi... Günümüzde, sağlık bakanlığı, ordu, emniyet güçleri içinde de bir yapılanma olduğu söylenmektedir ki bu konuda da kamu iradesi gerekli tedbirleri almalı, derim.

Biz, hukuk sistemimizi de kadim tarihimizden aldığımız bilgilerle yeniden düzenledik. Kadını, eski statüsüne taşıdık. Miras hukukunu eski Türk sistemine göre yeniden kurduk.

Dini inancı olmayanlar için resmi nikah sistemini kurduk. Aile hayatını çok karılı sistemden eski Türk Sistemine taşıdık. Kadının toplumdaki yerini, eskiden olduğu kendi yerine taşıdık...

İyi de yaptık.

Günümüzde, kadim kültürümüzde var olan kamu hukukunu çağdaş seviyeye taşıdık...

Ha!

Laiklik, ham sofra ve kaba yobazların ifade ettiği gibi dini ortadan kaldırma durumu değil, bilakis dini hayatı fertlerin daha iyi yaşaması için devleti, dini inançlara karşı aynı seviyeye, mesafeye taşıma, olarak gördük. İyi de yaptık.

Bu gün, İslam ülkeleri içinde toplumsal yapısı en güçlü olan ve bütün bireylerinin , fikrini söylediği, dinini yaşadığı bir devlet sistemi kurulmuş oldu.

İran'daki sünniler ne kadar hür? Suudi Arabistan'da Şia ne kadar hür? Bir düşünmek gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün fertleri dinen ve vicdanen hürdür. Kanun karşısında da eşittir. İbadet serbesttir... Camiler, yirmi dört saat açıktır... Dini hayatı düzenleyen diyanet teşkilatının bütün fertleri görevlerini yapmada hürdür...

Ha! Şimdi, kurucu önder, diye kutsanan zatın cinayet şebekesi örgütü, hem kendi halkını öldürdüğü gibi hem de bütün kamu görevlilerini, imamlar da dahil öldürmekten çekinmemiştir.

Bu şebekenin din düşmanı da olduğunu unutmamak gerekir...

Milli bütünlüğümüz için Devlet, bütün inançlara saygılı ve eşit mesafede olmalı ve fertlerin inancına da karışmamalıdır.

Bizdeki Tevdit-i Tedrisat kanununa göre Rumlar, bizim hukukumuzu çiğneyerek Heybeliada Ruhban Okulunu açamaz.

Bu laiklik ilkesine de aykırıdır.

Cemaatleşmeyi tetikler...

Sonra, bir Zerrin Taç daha çıkar ve farklı bir tarikat kurar ki bu, kabul edilir bir şey değildir...

Bu yüzden, kamu otoritesine ve bütün halkımıza mesajımız, fertlerin dini hayatına karışmayın ve devletimiz kuruluş ayarlarıyla da kimsenin oynamasına izin vermesin...

Bu iş için Barrack itinin ve Trump meczubunun da uyarılması gerektiğini hatırlatırım.

Laiklik ne demektir? Sorusuna cevabım:

1-Akılcılık...

Din akıllı kişi için vardır. İman ve inanç hayatımızı kimsenin etkisinde kalmadan yaşamalıyız ve bunun için aklımızı kullanmalıyız...

2-Bilimsellik...

Koca sarık takıp, din, diye hurafe anlatan, Kur'an'dan nasibini almamış olan kişilerin dinmiş gibi üfürmelerini dikkate almayın, derim. Kur'anı okuyun, meal okuyun..

Muhammed Ebu Zehra'nın Ebu Hanife ve Prof. Dr. Osman Karatay Hocamızın Türklerin İslamı Kabulü adlı eserini de okuyun. Rahmetli Bahattin Ögel Hocamızın bütün satırlarını okuyun ki Türkler de dini hayatın kaynağını da öğrenmiş olun...

3- Tutucu olmama...

Bir şeyi muhafaza etmek ve aynen kalsın tavrında olmak, fizik kanunlarına da terstir... Selefilik için su yokken taşla taharetlenen kişiler için su gelince suyla taharetlenmek gerekir.

Ancak, Selefiler, ille de taş gerekir demektedirler. Bir de bunu bize din, diye yutturmaya çalışmaktadırlar...

Bu tür, dini akımlar, akıl dışı akımlardır ve dikkate almamak gerekir...

4- Din ve Vicdan özgürlüğü...

Herkes, istediği inanç sistemine inanabilir... Vicdanı neyi emrediyorsa emrettiği şekilde iman edebilir. Buna kimse karışamaz. Fertlerin dindar olması veya olmaması da kimseyi ilgilendirmez...

Yine, kamuda işi alımlarda dini inanç değil liyakat ölçü olmalıdır...

Çok dindar, diye kimse kamu görevine getirilmemelidir...

(Siyaseten çok dindar olduğunu iddia edenlerin yönetiminde enflasyonun düşmeme sebebi, sadece cehalet veya art niyettir, derim.)

5- İrticaya karşı olma...

Ham softa ve kaba yobazlar, tekrar örgütlenerek, ABD kuklalar gibi ayaklanarak, millet hayatımızı çekilmez kılabilir... Bu tür oluşumlar, daima takip edilmelidir... Çocuklarımızı bu tür yapılardan uzak tutmalıyız. Ayrıca her türlü kötülükten de çocuklarımızı korumalıyız...

6- Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması...

Dini inancımızın seviyesi az veya çok olabilir... Devlet hayatı , nesnel bilgiler üzerine kurulu olmalıdır...

Emekliler için enflasyon rakamı çok önemlidir. Çünkü, gelirleri buna göre artmaktadır.

TÜİK, çok dindar kişiler tarafından yönetilmektedir. Onların enflasyon rakamları ile vatandaşın enflasyon rakamları neredeyse yüzde yüz farklıdır... İlgili kuruma , aldığınız rakamlar, nerelerden alınmıştır? Bir söyleseniz de vatandaş oralardan alışveriş yapsın, diye soruluyor. Yetkili, siyasi iktidarın emrinde olduğu için cevap veremeyiz, diyor. Kamu yönetimi var oluş sebebi olan kamuoyundan neyi saklıyor?

Bu davranış, palavra, dinin neresinde var?

Bu yüzden dini hayatla devlet işleri birbirinden ayrı olmalı, derim.

Sonuç...

Yukarıda yazdıklarımız, dini hayatımız, sosyal hayatımız için olmazsa olmazlarımızdır...

CHP, bu konularda ne söylüyor? Ne gibi girişimlerde bulunuyor, bilmiyoruz...

CHP, dün bu konularda bir şey söylemiyordu, günümüzde de bir şey söylemiyor...

Dini hayatımızı şekillendiren cemaat ve tarikatlar için hangi mücadeleyi yapıyor?

Uygulamaları ile bir Milletvekili Fetö'den kaçak, durumda...Yurt dışında..

Seçimlerde, dini öncelediğini ve şeriat istediğini ifade eden iki siyasi partiyi meclise taşıması laikliğin neresinden icap ederek gerçekleştirilmiştir...

Ayrıca, din düşmanı olan bölücü terör sevicilerinin partisine mensup olan bir Milletvekili ile sizin bir Milletvekiliniz, , din düşmanı bir teröristin kuburuna çiçek koymuş mudur?

Bir diğer Milletvekiliniz, (şimdi Belediye Başkanı olan zat) sınırımızda başkaları devlet kuracağına, (din düşmanı, Türklük düşmanı) bu örgüt devlet olsun, diyebildi mi?

Bu konuda CHP, laikliğin neresindedir?

Ayrıca, bu durumda, millet, size neden oy versin?

CHP, laikliği çok iyi savunmalı ve temsil makamında da özgür inançları savunan kişiler olmalı...

Yoksa, halkın teveccühü hiçbir zaman olmayacaktır, derim...

Laiklikten taviz verilmemelidir..

Bilgi edinmeniz dileğiyle...

******

Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam..