Geçen sene hemen bütün ürünlerde üretici sorun yaşadı. Hem mevsimsel sıkıntılar hem de oluşan fiyatlar çiftçinin bankalara olan borcu arttı. Tarlada domates fiyatları yerlerde süründü ama İstanbul’da bazı semt manavlarında dört beş katına satıldı. Karpuz toplama parasını çıkarmadı ama marketlerde beş katı fiyatına satıldı. Soğan, patates gibi birçok üründe hep aynı senaryolar yıllardır yaşanıyor. Devleti idare edenler depo baskınları, tezgâh kontrolleri yapıyor ama işe yaramıyor. İşe yaramayacağını kendileri de biliyor ama milletin gazını almak için bir şeyler yapıveriyorlar.

Yıllardır süt fiyatlarıyla ilgili sıkıntılar yaşanıyor. Ticari işletmeler zarar ediyor. Süt fiyatları masrafları karşılamıyor. Bugünlerde ortalama 23 liradan işlem gören süt aracı tarafından toplanıyor ve süt işleme firmalarına teslim ediliyor. Pastörize edilip litrelik kutulara konuyor ve iki buçuk katı fiyatla marketlerde yerini alıyor.

Tüketici süt fiyatlarının yüksekliğinden, üretici ise düşüklüğünden şikâyet ediyor. İkisinin arasında yüzlerce kilometre yol olunca bir türlü yaklaşamıyorlar. Devlet bu konuda neler yapabilir sorusunun cevabı bulunmuyor. Süt konseyleri, et konseyleri, birlikler, odalar bir türlü aradaki farkı çözemiyorlar. Sadece kibar cümlelerle şikâyette bulunuluyor.

Liberal ekonomi sistemlerinin uygulanması için halkın gelişmiş olması gerekiyor. Ticari ahlakın ve erdemin yüksek olması gerekiyor. Bunlar yoksa tarla ile tezgâh arasındaki farkları daraltmak çok zordur.

Devletçilik, karma ekonomik modellerde piyasayı düzenleyen en önemli ilkelerden biridir. Az gelişmiş ülkelerde liberal veya kapitalist sistemler birilerini yok ederek büyür. Son derece vahşidir. Böyle durumlarda devlet piyasalara müdahale eder. Etmesi de gerekir.

Devlet üreticisinin zarar etmemesi için desteklemeleri kullanır. Bu da yetmez ise piyasaya girer ve mal alır. Üreticisini yine kurtarır. SEK özelleştikten sonra koyun ve keçi sütü üretimi şiddetle düştü. Bir ara koyun sütü inek sütüyle aynı fiyattan alındı. Koyun keçi sütü fiyatlarının yerlerde gezmesiyle küçükbaş etinin payı toplam et üretimindeki payı %30’dan %8’e düşüverdi. Türkiye ot, saman, et, canlı hayvan ithal etmeye başladı ve halen devam ediyor.

Bugün SEK, TMO, Şeker Şirketi gibi KİT’ler işlevselliğini muhafaza etseydi tarla ve tezgâh arasındaki makas büyümezdi. Elbette hangi çağda yaşıyoruz. Devletin ekonominin içinde ne işi var demek mümkün. Ancak az gelişmiş memleketlerde vurgunculuk, sahtekarlık, hile gibi ahlaksız ticaret her zaman iş yapıyor.

Üretimi sürdürülebilir halde tutmanın yollarını bulmak daha doğru olandır. Bunun da en sağlıklı yolu devleti müdahil hale getirmektir.

Fındık elde kaldı, devlet alsın, üzüm elde kaldı devlet alsın, çeltik elde kaldı devlet alsın şeklindeki günü kurtaran eylemler çözüm değildir. Çözüm harmanda üreticiyi zarar ettirmemektir. Bunun için ürüne ya desteği artırmak, ya da piyasadan ürün almak gerekir. Senelerdir uygulanan ithalat kozu son derece yanlıştır. Devletin daima üretenin, kendi üreticisinin yanında durması gerekir.