Hani toplumun davranışlarını ölçmek için sosyal deney yaparlar.

Ben de bir deneye şahit oldum size yazacağım, ancak daha öncesinde daha önce birçok yerde yapılmış sosyal deney örneklerinden özet vermek istedim.

Milgram İtaat Deneyi

Katılımcılardan, yanlış cevap veren bir kişiye elektrik şoku vermeleri istenmiş.

Aslında şok gerçek değilmiş ama insanlar, otorite baskısı altında başkalarına ciddi zarar verebilecek seviyeye kadar ilerlemiş.

Deney, insanların otoriteye ne kadar kolay boyun eğebildiğini göstermiş.

Stanford Hapishane Deneyi

Üniversite öğrencileri “Gardiyan” ve “Mahkûm” rollerine ayrılmış.

Kısa sürede gardiyanlar baskıcı ve sert davranmaya başlamış, mahkûmlar ise psikolojik olarak çökmüş.

Deney, rollerin insan davranışını ne kadar hızlı değiştirdiğini ortaya koymuş.

Robbers Cave (Gruplaşma) Deneyi

Çocuklar iki gruba ayrılmış ve rekabete sokulmuş.

Çok kısa sürede birbirlerine karşı düşmanlık geliştirmişler.

Ortak hedefler verildiğinde ise yeniden iş birliği yapabilmişler.

Deney, önyargının nasıl oluştuğunu göstermiş.

Halo Etkisi Deneyi

İnsanlar, dış görünüşü çekici veya sempatik olan kişileri otomatik olarak daha zeki ve güvenilir kabul etmiş.

Tek bir olumlu özelliğin tüm karakter algısını etkilediği görülmüş.

Asch Uyum Deneyi

Bir grup insan bilerek yanlış cevap verdiğinde, katılımcıların çoğu doğruyu bildiği hâlde gruba uymuş.

İnsanların dışlanmamak için çoğunluğa ne kadar kolay katıldığı gözlemlenmiş.

Bystander Effect (Seyirci Etkisi)

Kalabalık ortamlarda insanlar yardıma daha az müdahale etmiş.

Çünkü herkes başkasının harekete geçeceğini düşünmüş.

Bu deney, sorumluluğun kalabalıkta dağıldığını göstermiş.

Küçük Rica-Büyük Rica Deneyi

İnsanlar önce küçük bir isteği kabul ettiğinde, daha büyük bir isteği de kabul etmeye daha yatkın olmuş.

Pazarlama ve ikna tekniklerinde sık kullanılan bir psikolojik etki olduğu görülmüş.

Pygmalion Etkisi

Öğretmenlere bazı öğrencilerin “Çok yetenekli” olduğu söylendiğinde, bu öğrenciler gerçekten daha başarılı hâle gelmiş.

Beklentilerin insan performansını doğrudan etkilediği anlaşılmış.

Öğrenilmiş Çaresizlik Deneyi

Sürekli başarısızlık yaşayan bireylerin, daha sonra önlerinde fırsat olsa bile denemekten vazgeçtiği gözlemlenmiş. İnsanların umutsuzluğu öğrenebildiği ortaya çıktı.

Sosyal Kimlik Deneyi

İnsanlar rastgele gruplara ayrıldığında bile kendi grubunu kayırmaya başlamış.

Çok küçük farklılıkların bile “Biz ve onlar” algısı oluşturduğu görülmüş.

İşte örnekler böyle.

Şimdi benim sosyal deneyimime gelelim.

Geçen gün eşimle beraber balkonda kahvaltı ediyoruz.

Hava rüzgârlı.

İnsanlar işe gidiyor.

Biz de hem kahvaltımızı ederken, hem de gelip etrafa bakıyoruz.

Bizim apartman altındaki üç harfli market çalışanları, içeriden mal çıkarmak için market arabalarını dışarıya çıkarmışlar.

Aşırı rüzgâr bunları alıp, sokağın ortasına kadar getirdi.

Yaklaşık dört tane olan bu arabalar, sokağı neredeyse kapattı.

Ben bir an “Bakalım bu arabaları kim kenara çekecek?” diye düşündüm.

İlk gelen orta yaşlı bir erkekti.

Sokağın ortasında duran arabalara duyarsız kalarak yanından geçip, gitti.

Hemen ardından bir motosikletli, aralarından bir tanesine bile dokunmadan makas atarak geçti.

Bir otomobil sokağa dönmek istedi, market arabalarını görünce vaz geçti ve diğer yöne saparak gitti.

Bir kadın sokağın ortasındaki market arabalarını gördüğü halde kaldırımdan geçti gitti.

Sonunda bir delikanlı durumu fark edince markete giderek çalışanlara anlatmış olacak ki, market çalışanı gelip arabaları toplayıp götürdü.

Benim için deney de burada bitti.

Toplum psikolojisini tam anlamak için “Yapay Zeka” ya başvurdum.

Öyle ya, uzmanlık alanım değildi.

Olayı sordum YZ’ya; “Anlat bakalım, ne oldu?” diye.

İşte bana yazdıkları.

Bu olaydan çıkarılabilecek en güçlü sosyal psikoloji sonucu şu:

“İnsanlar, kamusal bir sorunu gördüklerinde çoğu zaman onu ‘Kendi sorumluluğu’ olarak algılamıyor.”

Senin gözlemin birkaç klasik sosyal psikoloji mekanizmasını aynı anda gösteriyor:

1. Seyirci Etkisi (Bystander Effect)

Bu olay en çok buna benziyor.

Bir problem ortadaysa ve çevrede başka insanlar da varsa, bireylerin müdahale etme olasılığı düşer.

Çünkü herkes bilinçsizce şunu varsayar:

“Birisi zaten halleder.”

Sokağın ortasında duran dört market arabası oldukça görünür bir problem olmasına rağmen insanların çoğu sadece etrafından dolaşmayı seçmiş.

Bu özellikle şurada net:

Arabayı görüp yön değiştiren otomobil,

Kaldırımdan geçip devam eden kadın,

Makas atıp geçen motosikletli.

Hepsi problemi fark ediyor ama sahiplenmiyor.

Bu, sosyal sorumluluğun kalabalık içinde “Dağılması”dır.

2. Normalleşme ve Pasif Uyum

İkinci ilginç nokta şu:

Kimse diğer insanların müdahale etmediğini görünce müdahale etmiyor.

Bu durum sosyal kanıt (social proof) mekanizmasına benziyor.

İnsanlar çevreyi okuyup davranış standardını diğerlerinden çıkarır.

Bilinçaltındaki süreç şu olabilir:

“Demek ki çok ciddi bir durum değil.”

“Kimse karışmıyorsa ben de karışmayayım.”

“Bu marketin işi.”

Yani ilk pasiflik, sonraki pasifliği besliyor.

3. Maliyet–Fayda Hesabı

İnsanlar çok küçük sosyal maliyetlerden bile kaçınır.

Market arabasını çekmek aslında fiziksel olarak zor değil.

Ama insanlar şunları düşünür:

“Neden ben uğraşayım?”

“Ya çalışan beni yaptı sanıp terslerse?”

“Üzerime iş kalmasın.”

“Geç kalıyorum.”

“Bana ne?”

Bu mikro kaçınmalar toplandığında kimse hareket etmiyor.

4. Problemi “Sahibine Ait” Görme

Arabaların markete ait olması önemli bir detay.

Kamusal alanda olsa bile insanlar bunu ortak alan problemi değil, özel işletme problemi gibi algılıyor olabilir.

Bu yüzden:

Tehlikeyi azaltmak yerine,

Tehlikenin etrafından dolaşmayı tercih ediyorlar.

Modern şehir yaşamında bu çok yaygın:

“Sorun benim değilse müdahale etmeyeyim.”

5. Delikanlının Davranışı Neden Farklıydı?

En kritik veri bu.

Çünkü deneyin kırıldığı nokta orası.

Muhtemelen şu faktörlerden biri vardı:

Daha yüksek sorumluluk hissi,

Daha düşük sosyal çekinme,

Daha yüksek inisiyatif alma eğilimi,

“Birisi yapmalı” yerine “Ben yapayım” düşüncesi.

İlginç olan şu:

Sorunu fiziksel olarak çözmüyor; doğru otoriteyi haberdar ediyor.

Bu da pratik zekâ içeriyor.

Sosyal Deney Olarak Genel Sonuç

Bu küçük olay şunu gösteriyor:

İnsanlar günlük hayatta gördükleri düzensizlik ve risklerin çoğunu çözmeye çalışmıyor; yalnızca onların etrafından dolaşmayı öğreniyor.

Ve daha derin bir çıkarım:

Bir toplumun işleyişi çoğu zaman çoğunluğun duyarlılığıyla değil, az sayıdaki inisiyatif alan insan sayesinde sürüyor.

Senin gözlemin doğal ortamda gerçekleşmiş mini bir sosyal psikoloji deneyi gibi durmuş gerçekten.

Özellikle insanların:

Problemi fark etmesi, ama müdahale etmemesi,

Sadece kendi akışlarını korumaya çalışması, çok tipik bir şehir davranışı örneği.

Çoğunuz benim gibi düşündünüz, buna inanıyorum ve içinizden dediniz ki:

“Bu toplum artık iflah olmaz noktaya gelmiş.”

Veya benim yaşımda olanlar şöyle dedi muhakkak:

“Ne hale gelmişiz…”

Toplum kendi kendine bu hale gelmediğine göre, kim sebep oldu?

Siz benden iyi bilirsiniz.

Ama bu küçücük olaydan ortaya çıkan sonuç, inanın kimsenin işine yaramayacaktır.

Kısaca diyeyim ki:

“Bu gidiş hiç de iyi değil…”CEVAP BEKLENİYOR

Benim sıkı okuyucularımdan biri olan emekli öğretmen, yolda görünce hemen yanıma geldi.

“Sami bey merhaba, uzun süredir size söylemek istediğim bir şey var” dedi.

“Buyurun” dedim.

Başladı anlatmaya:

“Şu öğretmen evi var ya, tam 3 senedir tadilatta neredeyse. Sorar mısınız? Acaba neden yapılmıyor? Neden bitirilmiyor?”

“Yazar, sorarım tabi. Elbet yetkilisi bir cevap verir, siz de okusunuz” dedim.

Vedalaştık.

İşte size soru:

“Burası neden bir türlü bitmiyor?”

“Neden tadilat yavaş gidiyor?”

Yoksa “Tasarruf tedbirlerine mi takıldı?”

Hani bir cevap alırsam, sevgili hocamız gibi buranın açılmasını dört gözle bekleyen diğer öğretmenlerimize de bir cevap olacak.

Hocamız cevabınızı bekliyor.

TARİHE SAHİP ÇIKMAK

Türkiye’de tarih tartışmalarının en büyük hastalıklarından biri;

Geçmişin büyük şahsiyetlerini birbirine rakip gibi göstermektir.

Sanki Mustafa Kemal Atatürk büyüdükçe Fatih Sultan Mehmet küçülecekmiş gibi…

Ya da tam tersi Fatih’i övmek, Cumhuriyet’e mesafe koymak anlamına geliyormuş gibi…

Ne alakaysa artık!

Oysa büyük milletsek eğer, kendi tarihimizi kavga alanına çevirmek bize yakışmaz.

Birbirini yok etmeye çalışan değil, birbirini tamamlayan tarih halkalarına ihtiyacımız var.

Bunun tersini yapan art niyetlidir, şaşkındır.

Yıllardır anlatılan bir hatırata göre Atatürk’e bir gün:

“Tarih sizin mi yoksa Fatih’in mi yaptıklarınızı daha büyük görecek?” diye sorulur.

Oradakiler hemen Atatürk’ü övmeye başlar.

Hatta işi ileri götürüp Fatih’i küçümseyenler bile olur.

Fakat anlatıya göre;

Atatürk bu tavırdan rahatsız olur ve şöyle bir cevap verir:

“Ben Fatih’ten büyük olabilir miyim?”

Bu hatıratın birebir tarihi doğruluğu kesin olarak ispatlanmış değildir.

Ancak taşıdığı fikir, Atatürk’ün tarih anlayışını çok iyi özetler.

Çünkü gerçek büyüklük, başka büyükleri küçültme ihtiyacı duymaz.

Fatih Sultan Mehmet;

İstanbul’u fethederek bir çağ kapatıp bir çağ açtı.

Mustafa Kemal Atatürk ise;

Çökmüş bir imparatorluğun küllerinden bağımsız bir cumhuriyet kurdu.

İkisi de kendi çağının imkânsız görünen problemlerini çözdü.

Tarihi anlamanın en doğru yolu da budur:

Şahsiyetleri bugünün siyasi kamplarına hapsetmeden değerlendirebilmek…

Bugün sosyal medyada en çok yapılan şey, tarihi sloganlara indirgemek.

Bir taraf Osmanlı’yı överken Cumhuriyet’i küçümsüyor.

Diğer taraf Cumhuriyet’i savunurken Osmanlı’yı yok sayıyor.

Oysa bu topraklarda yaşayanlar birbirine düşman değil, birbirine bağlı olmalıdır.

Kavga, karalama, ötekileştirme kimseye yaramayacak, bölünmelere yol açacaktır.

Malazgirt olmadan İstanbul’un fethi olur muydu?

İstanbul’un fethi olmadan Çanakkale’nin ruhu olur muydu?

Çanakkale olmadan da Cumhuriyet doğar mıydı?

Buyurun cevaplayın.

Bu milletin tarihi bir bayrak yarışı gibidir.

Birisi sancağı taşır, diğeri devralır.

Büyük liderleri karşı karşıya dizmek yerine;

Aynı medeniyet yürüyüşünün farklı zirveleri olarak görebildiğimiz gün; tarih kavgamız değil, tarih şuurumuz olacak.

Ve belki o zaman anlayacağız:

Bir milleti gerçekten büyüten şey, geçmişindeki büyükleri yarıştırmak değil; hepsine aynı duygular içinde sahip çıkabilmektir.