Donald Trump’ın “NATO bizim için yoktu” çıkışı, alışıldık bir siyasi polemik gibi görülebilir.

Ancak bu sözlere Avustralya’dan gelen sert ve uzun yanıt, tartışmayı sıradan bir diplomatik gerilim olmaktan çıkarıp ahlaki bir sorgulamaya dönüştürüyor:

Bir ülke, kendi içindeki derin krizleri çözmeden dünyaya düzen verebilir mi?

Bu soruya dürüstçe cevap verebilmek için önce tabloya bakmak gerekiyor.

Bugünün Amerika’sı, askeri gücü tartışılmaz bir süper güç.

Ancak aynı zamandada çelişkilerin ülkesi.

Bir yanda dünyanın en büyük savunma bütçesi, diğer yanda milyonlarca evsiz.

Bir yanda ileri teknoloji, diğer yanda temel sağlık hizmetine erişemeyen insanlar.

İnsülin gibi hayati bir ilacın fiyatı, sıradan bir vatandaşın aylık gider kalemleri arasında lüksle yarışıyor.

Daha da çarpıcı olanı ise şu:

“Bu tablo artık istisnai değil, sistemik.”

Amerika’da sağlık borçları, bireysel iflasların başlıca nedeni haline gelmiş durumda.

Bu, yalnızca ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda devletin vatandaşına karşı yükümlülüğünün sorgulandığı bir kırılma noktasıdır.

Çünkü modern bir devlette sağlığın, piyasanın insafına bırakılacak bir meta olmadığı ve aslında temel bir hak olduğu malumdur.

Eğitim cephesinde de durum farklı değil.

Öğrenciler matematik ve dil derslerinin arasında “Aktif saldırgan” tatbikatları yapıyorsa, burada yalnızca güvenlik değil, toplumsal bir travma söz konusudur.

Silahlanma özgürlüğü ile yaşam hakkı arasındaki denge çoktan bozulmuş görünüyor.

Bir diğer dikkat çekici başlık:

“Adalet” sistemi.

Amerika, dünyada en fazla insanı hapseden ülke konumunda.

Üstelik bu insanların önemli bir bölümü henüz hüküm giymiş değil.

Sadece kefalet ödeyemedikleri için özgürlüklerinden mahrumlar.

Bu durum, hukukun eşitliği ilkesini doğrudan zedeliyor.

Parası olanın özgür, olmayanın tutuklu olduğu bir düzen; Adalet değil ayrıcalık üretir.

Tüm bu iç sorunlara rağmen Washington’ın dış politikada agresif bir çizgi izlemesi ise ayrı bir tartışma konusu.

Trilyonlarca doların savaşlara harcandığı bir denklemde, “Öncelikler” meselesi kaçınılmaz olarak tartışma yaratıyor.

Bir ülke kendi vatandaşının refahını sağlayamıyorsa, küresel liderlik iddiası ne kadar meşrudur?

İşte tam bu noktada NATO tartışması da anlam kazanıyor.

NATO, yalnızca bir askeri ittifak değil, aynı zamanda kolektif güvenlik ilkesine dayalı bir dayanışma mekanizmasıdır.

Bu mekanizmanın kalbinde yer alan 5. madde, “Bir üyeye yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılır” ilkesini taşır.

Bu madde, tarihte ilk ve tek kez September 11 attacks sonrasında, Amerika için işletildi.

Yani “NATO bizim için yoktu” ifadesi, tarihsel gerçeklikle örtüşmekte zorlanıyor.

Dahası, NATO üyesi olmayan ülkelerin bile (Avustralya gibi) Amerika’nın yanında savaşlara katıldığı bir geçmiş varken, bu tür söylemler yalnızca müttefikleri değil, ortak hafızayı da zedeliyor.

Avustralyalıdan gelen o sert yanıtın asıl gücü de burada yatıyor:

Eleştiriyi dış politikadan iç politikaya taşıyor ve “Önce kendi evini toparla” diyor.

Ve bu, popülist söylemlerin en zayıf olduğu noktayı hedef alıyor.

Çünkü gerçek şu: “Küresel liderlik, yalnızca askeri güçle kurulmaz. Meşruiyet gerekir. Güven gerekir. Ve en önemlisi, tutarlılık gerekir.”

Eğer bir ülke kendi vatandaşına adil bir yaşam sunamıyorsa, başka toplumlara da “Nasıl yönetilmesi gerektiğini” savaşla anlatmaya kalkıyorsa haliyle inandırıcılığını da kaybetmiş olur.

Trump’ın sözleri belki iç politikaya oynayan bir retorik hamleydi.

Ancak aldığı yanıt, daha büyük bir gerçeği hatırlatıyor:

Dünya sahnesinde güçlü görünmek kolaydır.

Asıl zor olan, aynaya bakabilmektir.

VENERA 13

Bazen insanlık, kazanamayacağını bildiği bir oyunu oynamayı seçer.

Çünkü mesele kazanmak değildir.

Mesele, biraz daha görmek, biraz daha anlamaktır.

1982 yılında Sovyetler Birliği’nin uzaya gönderdiği Venera 13 tam olarak böyle bir tercihin ürünüdür.

Bu bir keşif görevi değildi sadece; bu, bir anlamda bilinçli bir fedakârlıktı.

Çünkü hedef Venüs’tü…

Güneş Sistemi’nin en misafir sevmez gezegeniydi burası.

Orası öyle bir yer ki…

Kurşun eritecek sıcaklık,

İnsan aklını zorlayan bir basınç,

Asit bulutlarıyla kaplı bir gökyüzü.

Dünya’daki hiçbir cehennem tasviri, Venüs kadar teknik ve gerçek değildir.

Ve biz oraya bir makine gönderdik.

Üstelik geri gelmeyeceğini bile bile.

Mühendisler Venera 13’ü tasarlarken ona uzun bir ömür biçmediler.

Kimse orada “Yaşayacağını” hiç düşünmedi.

Ona sadece bir pencere verdiler: yaklaşık yarım saatlik bir ömür.

Bir makine için bile kısa sayılabilecek bir süre.

Ama bazen yarım saat, insanlık için yüzyıllara bedel olacaktı.

Sonra beklenmeyen bir şey oldu.

Venera 13, hesaplanan sürenin çok ötesine geçti.

Dakikalar uzadı, sistemler çalışmaya devam etti.

Ve o kısa zaman diliminde, insanlık ilk kez başka bir gezegenin yüzeyine gerçek anlamda baktı.

Turuncu bir gökyüzü…

Sessiz ama ağır bir atmosfer…

Volkanik taşların arasında duran bir makine…

Ve o makine, ölmeden önce bize şunu söyledi:

“Orası gerçekten var.”

Sadece görüntü göndermedi.

Ses de gönderdi.

Başka bir dünyanın rüzgârını ilk kez duyduk.

Bu, bilimsel bir veri olmanın ötesinde, insanlık için neredeyse varoluşsal bir deneyimdi.

Çünkü artık biliyorduk:

Evren sadece gözlemlenen değil, işitilebilen bir yerdi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormak kolay:

“Neden tekrar gitmedik?”

Cevap basit ama rahatsız edici:

Çünkü zor.

Çünkü pahalı.

Çünkü riskli.

Çünkü orada uzun süre kalmak, hâlâ mühendisliğin sınırlarını zorluyor.

Mars bize daha “Makul” geliyor.

Daha yaşanabilir, daha umut verici.

Ama Venüs kesinlikle değil.

Venüs, insanlığa şunu hatırlatan bir yer:

Her keşif, umutla yapılmaz.

Bazıları sadece merak uğruna yapılır.

Venera 13’ün hikâyesi bu yüzden önemlidir.

Çünkü o bir zafer hikâyesi değil.

O, yenilgiyi baştan kabul etmiş bir cesaretin hikâyesidir.

Ve belki de insanlığı ileri taşıyan şey tam olarak budur:

Geri dönemeyeceğini bile bile yola çıkabilmek.

Çünkü bazen en büyük keşifler, yaşamak için değil, görmek için yapılır.

İSTENMEYEN EŞYALAR

Türkiye’den uçakla bir yolculuğa mı çıkıyorsunuz?

Öyleyse bu yazımı okuyun ve havalimanı güvenliğinde sürprizlerle karşılaşmayın.

Türkiye'den uçarken uçağa neleri getirip getiremeyeceğiniz konusunda elbette bilginiz vardır.

Ama bilmediğiniz bazı kısıtlamalar da olabilir ve bunlar da sizi şaşırtabilir.

Kısıtlanmış el bagajı eşyalarını anlama

Uçağa el bagajı olarak neleri getirebilir ve neleri getiremezsiniz?

Şimdi size, havalimanı güvenliğinden bagajınızda neleri geçirip neleri geçiremeyeceğinizi ve uçuşunuza yanınıza neleri alıp, neleri alamayacağınızı anlamanıza yardımcı olacak bazı bagaj kurallarını paylaşıyorum.

El bagajınızda bulundurmanıza izin verilmeyen ve sizi biraz şaşırtabilecek eşyalar.

1. Buz kazmaları ve kasap satırları yasaktır

Kılıç ve pala da dâhil...

Hatta belki ışın kılıçları.

Bunların yasaklı olması elbette kimseyi şaşırtmaz. Seyahatlerinizde yanınıza bir buz kazması veya kasap satırı almanız gerekiyorsa bunlar kılıflı veya dikkatlice paketlenmiş bir şekilde bagajınıza yerleştirilmelidir.

2. Yay ve oka izin verilmez

Spor amaçlı olmasına rağmen bunlar sadece kargo bölümüne verilebilir..

3. Tornavidaya izin verilmez

Büyüklüğüne bağlıdır ancak genellikle izin verilmez.

Tornavidaların bir uçuşta kargaşaya neden olabileceği anlaşılabilir ancak gözlükleri tamir etmek için kullanılan küçük tornavidalardan biri söz konusu olduğunda endişelenmeyin çünkü bunlara genellikle izin verilir.

4. Alet edevata izin verilmez

Yasak olan sadece tornavidalar değil.

Testere, çekiç, matkap, İngiliz anahtarı ya da pense söz konusu olunca hava yolu şirketlerinin tetikte olması kaçınılmaz. Evet, pense de buna dâhil. Fazla bagaj ücreti ödememek için eşyalarınızı kargo bölümüne verin ve boyut, ağırlık ile tür açısından hava yolu şirketi kurallarına uyduğundan emin olun.

5. Silahlara izin verilmez

Bariz görünebilir ama buna dövüş sporları ekipmanları da dâhildir.

Tüm siyah kuşaklara sesleniyoruz: Nunchaku'larınızı ve Ninja yıldızlarınızı el bagajınıza koymayın. Kendini savunmaya hazırlıklı yolculara not: Muştalar ve biber gazları el bagajında değil, kargoda taşınmalıdır.

6. Sıvı kimyasallara izin verilmez

Pek çok sıvı türü için geçerlidir.

"Zararlı" olarak tanımlanabilecek milyonlarca sıvı kimyasal arasında, Hindistan'daki havalimanları özellikle yüzme havuzları için kullanılan klor ve sıvı çamaşır suyuna ayrı bir vurgu yapma gereği duyuyor.

7. Yangın söndürücüye izin verilmez

Evet, bu da listeye girmiş.

El bagajında yangın söndürücü taşımak isteyen yolcular olabileceğini varsaymak meseleyi paranoyanın ötesine taşıyor. Tehlikeli olabileceğini ve bu yüzden yasaklandığını anlıyoruz ama yine de sormadan edemiyorum, neden?

8. Makasa izin verilmez

Tırnak makası ve törpüye kadar uzanıyor.

Makaslar ise biri kesici aletler, diğeri kişisel eşyalar başlığı altında olmak üzere bir değil iki listede yer alıyor. Uçakta ufak bir bakım molası için o minik makası yanınıza almayı planlıyorsanız el bagajınızın didik didik aranmasına hazırlıklı olun.

9. Sprey boyaya izin verilmez

Tüm grafiti sanatçılarına sesleniyoruz.

Ne yazık ki hava yolu şirketleri yeteneğinizi pek anlamıyor, olur ya uçağın içini biraz renklendirmeye kalkışabilirsiniz. Bu yüzden, uçağa binmeden önce grafiti ve boyama isteğinizi bastırın, enerjinizi sokağa saklayın!

El bagajımda parfüm taşıyabilir miyim?

Parfümünüzü el bagajınızda taşıyabilirsiniz ancak kabı 100 ml'den küçük olmalı ve diğer sıvılar, jeller, spreyler ve macunlarla birlikte şeffaf, tekrar kullanılabilir, 1 litrelik bir poşete konulmalıdır.

Havalimanındaki duty-free mağazalarından parfüm alırsanız boyutu ne olursa olsun, el bagajı limitinizi aşmadığı sürece uçağa sokmanıza izin verilir.

Peki bebek maması ve hazır bebek sütü konusunda durum nedir?

Bunlar için istisnalar var mı?

Genellikle, bebek veya küçük çocukla seyahat ediyorsanız hava yolu şirketleri 100 ml'yi aşan miktarlarda bebek maması, hazır bebek sütü, süt, hazır bebek suyu ve meyve suyuna izin verir.

Yine de bu konudaki özel kuralları öğrenmek için mutlaka seyahat edeceğiniz hava yolu şirketine başvurun.

İlaçlarımı el bagajımda taşıyabilir miyim?

100 ml'den büyük kaplarda sıvı ilaçlarınız varsa uçacağınız hava yolu şirketine bağlı olarak doktor raporu göstermeniz gerekebilir. Havalimanı güvenliğinden sorunsuz bir şekilde geçebilmeniz için ilaçlarınız orijinal ambalajında olmalıdır.

Yanlışlıkla yasaklı eşya olursa ne olur?

Check-in sırasında el bagajınızda yasaklı bir eşya olduğu tespit edilirse (uçakta taşınmasına izin veriliyorsa) bu eşyayı bagaj hakkınız varsa kargo bölümündeki valizinize koymanız istenir.

Bagaj hakkınız yoksa söz konusu eşyaya büyük ihtimalle el konulur.

Aynı durum, havalimanı güvenliğinde el bagajınızda yasaklı bir eşya bulunursa da geçerlidir.

Bagajınızı zaten teslim etmiş olacağınız için bu eşyaya el konulur.