YOĞURT YİYEN

Adam genç yaşta evlenir.

Bir süre sonra karısı ile bir çocuğunu evde bırakarak gurbete çıkar.

Beş-altı yıl çeşitli ülkelerde çalıştıktan sonra “Hele bir sılaya varayım” der.

Karısını, bebekken evde bıraktığı çocuğunu özlemiştir.

Evine geldiği zaman karısı ile birlikte 3 çocuk bulur.

En küçüğü, annesinin önüne koyduğu kâseden, ağzına burnuna bulaştırarak yoğurt yemektedir.

Adam:

“Yahu karıcığım, bunlar da kim?” diye sorar. Kadın:

“Aaaa!” der “Şu büyük olan senin ilk çocuğun değil mi? Ne çabuk unuttun?”

“Ya öteki?”

“O da, sen giderken ben ona hamileydim. Senin gidişinden altı ay sonra doğdu…”

“Ya şu en küçük olanı? Bu çocuk da neyin nesi?”

“Canım, oturmuş yoğurdunu yiyor… Sana ‘Buba' dediği yok ki…”

İLAN

Kayserilinin eşi ölmüş…

Gazeteye gitmiş, en ucuzundan standart bir ilan vermek istemiş.

Önüne konan kâğıda istediği ilanı yazmış:

“Ayşe’mi kaybettim, üzgünüm.”

İlan görevlisi ilanı görünce uyarmış,

“İsterseniz 6 kelimeye kadar uzatabilirsiniz, üç kelime daha hakkınız var…”

Kayserili “Aynı paraya mı?” diye sormuş.

Görevli “Evet aynı paraya” cevabını verince şöyle demiş:

“O halde ilanın altına ‘Satılık Toyota var!' yazın”

HAP!

Suna'nın başı ağrıyordu.

Doktor çağırdılar.

Doktor hap vererek dedi ki:

“Bu hap şimdi senin baş ağrını geçirir. Peki onu kolay yutabilecek misin?”

“Kolay yutmasına yutarım da, hap mideme girdikten sonra başıma giden yolu nereden bulacak?”

SOPA

Ünlü bir sopranonun konserine giden baba oğul ilgiyle konseri dinliyorlardı.

Bir ara çocuk merakla babasına sordu:

“Baba, öndeki amca elindeki sopayla niye kadını korkutuyor ?”

Baba;

“Korkutmuyor oğlum, yönetiyor!”

“Eee, peki o zaman kadın niye avaz avaz bağırıyor “

BENİM DE ARTTI

Daire komşusu Temel’e sorar:

“Temel bey, dairelerimiz aynı genişliktedir. Sen evi duvar kâğıdıyla kaplattın? Ben de evi dekore edeceğim de. Ne kadar duvar kâğıdı almıştın?”

“On yedi top almıştım.”

Komşu da duvar kâğıdını alır, evi kaplatır, ama epeyce de kâğıt elinde kalır.

“Yahu Temel, ben de on yedi top aldım ama yedi top arttı!”

“Yapma ya... Benim da o kadar artmıştı!”

O ÖDESİN

Temel, karısı Fadime'yi bademcik ameliyatı yaptırmıştı.

Hastaneden taburcu edilirken, doktor Temel'e bazı tavsiyelerde bulunur ve son olarak der ki;

“Aslında bu ameliyat gecikmiş, daha çocukken yapılmalıydı.”

Temel hemen söze girer:

“O zaman faturayı kayınbabama gönderin de, hesabı o ödesin!”

GEVEZE

Kızın biri okulda çok geveze idi.

Herkes şikâyetçiydi.

Müdür bir gün kızın babasına telgraf çekti:

“Kızınız çok geveze, diliyle ortalığı karıştırıyor. Lütfen çaresine bakınız.”

Telgrafın cevabı gelir:

“Siz geveze nasıl olurmuş, gelin bunun anasını görün.!”

CEPHANE

Komutan sorar:

“Söyle bakalım Temel, cephanelik önünde nöbet tutuyorsun, birden cephanelik infilak etti, ne yaparsın?”

“Herkesin duyması için havaya bi el ateş ederum komitanum!”

DON

Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış.

Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış.

Önce İngiliz'in valizine bakmışlar, içinden 7 adet don çıkmış. “Niye 7 tane?” diye İngiliz'e sormuşlar. O da “Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Salı, Çarşamba...” demiş.

“Vay be! Helal olsun medeniyete, temizliğe bak adamlardaki.”

Sıra Fransız'ın valizine gelmiş, açmışlar bakmışlar 8 tane don. “7'yi anladık da niye 8?” diye sormuşlar. Fransız “Pazartesi, Salı, Çarşamba... Her gün için bir tane… Bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım” demiş.

“Vay be! Adamlardaki temizliğe medeniyete bak!” demiş görevliler.

Sıra Temel'e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don.

“Vay be! Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!”

Sormuşlar: “Neden 12 tane?”

Bizimki cevap vermiş:

“Ocak, Şubat, Mart...”

UĞURSUZ

Cafer komadadır.

Yanında ise karısı...

Cafer'in gözleri nemli, kısık sesiyle karısına doğru bakar ve konuşmaya başlar:

“İlk işten kovulduğum zaman yanımda idin. İflas ettiğim gün oradaydın. Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm. Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın...”

Karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabi.

Cafer devam eder:

“Şimdi komadayım yine başucumdasın. Sonunda anladım ama çok geç oldu; yahu sen ne uğursuz kadınsın!”

ANNE

Süper markette alışveriş yapmakta olan genç adam, kendisini takip etmekte olan bir hanımı fark eder.

Kadını görmezlikten gelse de, kadın dik dik bakmaya devam eder.

Nihayet kasa önünde kuyruğa gelirler.

Kadın adamın birkaç sıra önüne düşmüştür.

Kadın derki:

“Özür dilerim, böyle dikkatli bakmam sizi rahatsız etmiş olmalı. Üzgünüm ama geçenlerde ölen oğluma o kadar benziyorsunuz ki.”

Adam şöyle cevap verir:

“Bunu duyduğuma çok üzüldüm. Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?”

Kadın:

“Evet yavrum az sonra eşyalarımı alıp çıkarken bana güle güle anne diye seslene bilir misin? Ne olur.”

“Tabi ki” der genç adam.

Yaşlı kadın çıkarken adam el sallayarak:

“Güle güle anne!” diye seslenir.

Genç adam birisini mutlu etmenin sevinciyle gülümser ve ödeme sırası kendisine geldiğinde kasanın 2500 lira yazdığını görünce şaşırır.

Sorar:

“Bu nasıl olur? Aldığım üç beş parça şey.” Kasiyer gayet sakin bir şekilde:

“Anneniz hesabını sizin ödeyeceğinizi söyledi.”

ETKİLENMESİN

Biri 95 yaşında, diğeri 92 yaşında Temel ile Fadime, boşanmak için hâkimin karşısına çıkmışlar.

Hâkim üzülmüş, “Yapmayın yahu!” demiş “Yetmiş yıllık evlisiniz niye boşanacaksınız?”

“Yok” demiş Temel, “Biz çoktan boşanmaya karar verdik de ‘çocuklar üzülmesin’ diye, ölmelerini bekledik…”

CUMA GÜNÜ

Adamın biri cuma günü ölmüş ve gömmüşler.

Oğlu hocaya gitmiş ve

“Babam cuma günü öldü öbür tarafta nasıl karşılanır?” diye sormuş. Hocada sormuş

“Namaz kılar mıydı?”

“Hayır! Ama cuma günü öldü”.

“Kumarı içkisi var mıydı?”

“Vardı ama cuma günü öldü”

“Yalan söyler miydi?”

“Evet ama cuma günü öldü”

“Hovardalığı var mıydı?”

“Evet ama cuma günü öldü”

Hoca sonunda sinirlenmiş ve:

“Cuma günü ellemezler ama Cumartesi anasını bellerler” demiş.

İKRAMİYE

Adamın birine sayısaldan büyük ikramiye çıkıyor.

Karısına bile söylemiyor.

Sabaha karşı ikramiyeyi almak için arabasıyla Ankara’ya yola çıkıyor.

Tam yarı yola gelmişken bir telefon. Arayan kayınbiraderi...

“Nerdesin enişte?”

“Dışarıdayım hayırdır?”

“Çabuk eve gel”

“Ne oldu? Çok mu acil

“Hemen gel!... Ablam!...”

“Yoksa hasta mı?”

“Yok sizlere ömür!... Başımız sağolsun...”

Telefonu kapattıktan sonra adam koltuğa çökmüş ve gülmekten kendini alamayarak kendi kendine konuşmuş:

“Ey güzel Allah’ım! Verdikçe veriyorsun… Verdikçe veriyorsun!”

HANGİSİ?

Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve aşık olduğunu, kız ile evlenmek istediğini ve kendisiyle tanıştırmak istediğini söyler.

Ama sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getireceğini ve annesinin evleneceği kızı tahmin etmesini ister.

Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir.

Otururlar, bir süre sohbet ederler.

Bir süre sonra çocuk annesini mutfağa çağırıp heyecanla sorar:

“Tahmin ettin mi?”

Annesi duraksamadan cevap verir:

“Ortadaki kızılsaçlı olan değil mi?”

Oğlan hayretle annesine sorar:

“İnanılmazsın anne! Peki nasıl bildin?”

Annesi cevap verir:

“Ondan hiç hoşlanmadım...”

konuşmanızla ne ilgisi var?”

Adam izah etmiş:

“Rica ederim, lütfen yanlış anlamayın. Ne zaman güzel bir kadınla iki çift laf etmeye kalkışsam, karım şıp diye damlar da.”

MAİL

Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır.

Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve karısına e-mail atmaya karar verir.

Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir...

Tam bu sırada farklı bir yerde kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır.

Odaya giren annesi yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür.

“Kime: Sevgili karıma.

Konu: Haber verme.

Tarih: 16 Mayıs 2004

Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım. Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Her şey yarın senin buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin.

Not: Burası çok sıcak.”

ŞOFÖR

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş.

Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a;

“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum” demiş.

Einstein gülmseyerek ona bir teklifte bulunmuş:

“Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar... O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim.”

Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış.

Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş.

Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:

“Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip” demiş.

Sonra da Einstein'i işaret ederek şöyle demiş:

“Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak.”

KARPUZ TARLASI

Bir karpuz tarlası olan çiftçi, her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve bir kaç karpuzun eksildiğini fark etti.

Biraz düşündükten sonra, tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verdi.

“Dikkat! Karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi!”

Ertesi akşam karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izledi.

Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında geziyordu. Karpuzlarını kontrol ederek eksik olmadığını düşünürken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişti.

Levhada şöyle yazıyordu:

“Şimdi o karpuzlardan iki tane var!”

İNMEYİNCE!

“Babam öldü”, demiş Temel.

İlyas sormuş:

“Neden öldü?”

“Apartmanın sekizinci katının balkonundan düştü.”

“Eyvah! Parçalandı mı?”

“Yok, girişteki bakkalın tentesine düşünce oradan havalanıp karşı apartmana yöneldi.”

“Apartmana mı çarptı, nasıl oldu?”

“Yok, karşı apartmanın balkonunda çamaşırlar asılı idi. Çamaşır ipine vurunca yandaki fabrikanın bahçesine düştü.”

“Orada mı öldü?”

“Yok, fabrika çelik yay fabrikası, bahçedeki yayların üzerine düşüp havalandı yeniden...”

“Peki sonra?”

“Sonrası ne? Baktık ki yere inmiyor, biz de vurduk onu. “

NE SALAKLAR VAR

Temel bir dağ başında oturuyormuş ve en büyük zevki günlük gazete okumakmış.

Fakat tembelmiş ve gazete alabileceği tek yer ise oturduğu dağın eteğindeki bakkalmış.

Bu iş de için hep Fadime’yi gönderirmiş.

Fadime bir gün sıkılmış ve pazartesi günü 7 tane o günün gazetesinden almış.

Ve pazartesi gününden itibaren her gün aynı gazeteyi verip, diğerlerini saklamış.

Ertesi gün Temel gazete isteyince, aldığı gazetelerden birini “Ben bakkala gidip alayım” deyip işlerini halleder ve sonra da “Bakkaldan yeni gazeteni aldım” diyerek çıkarıp eski gazeteden verirmiş. Çarşamba günü yine Temel gazete istemiş.

Fadime yine işlerini halledip Temel’e eski gazeteden vermiş.

Perşembe günü yine Temel gazete istemiş.

Fadime yine vermiş.

Akşama doğru Temel Fadime’yi yanına çağırıp, “Fadime” demiş, “Dünyada ne salak insanlar var; dört gündür aynı adam, aynı ağaca arabasını çarpıyor…”