Bugün Çanakkale Deniz Zaferini kutluyoruz. Tarihi elbette tarihçilerimiz çok daha ayrıntılı anlatırlar. Belgeleriyle, hatıratlarıyla Onsekiz Mart Anadolu’da Türk varlığının simgesidir. Vatan mevzubahis ise gerisinin teferruat olduğu savının bütün boyutlarıyla yaşandığı yerdir. Deniz savaşlarının kazanıldığı gündür ama bir semboldür yüreklerde. Öyle bir destandır ki, tarihin akışını değiştiren bir destandır. Malazgirt’ten, İstanbul’un Fethinden çok farklı boyutları ve anlamları vardır.
Tarihi hep tarihlerle öğrendik. Anlamlandıran yaşanmışları tarihimiz uzun olduğu için kitaplarımıza sığdıramadık. O kadar çok kahraman, o kadar çok olay, tarihe sığmayan zaferler kitaplara nasıl sığsın ki.
Bir sabah, Balıkesir’in İvrindi İlçesine bağlı Ergama köyünde Koca Camiinin imamı müezzine bütün evleri kapı kapı dolaştırarak, köylüyü köy meydanına toplar. Zemheri yeni çıkmıştır. Şubat ayı olsa gerek. Köylüler genç ihtiyar ne varsa hepsi meydana gelir. İmam içlerinden eli silah tutanların hepsini seçer, sonra köylüye dönerek ‘Hepiniz Bu Askerlere hakkınızı helal edin, dönmeyecekler’ der. Helalleşirler. Kafile hazırlıklarını yapar ve yola çıkar. Balya-Akbaş’tan gelenlerle birlikte Havrana varırlar. Seyit onbaşının da bulunduğu bölüğe katılırlar ve Çanakkale’ye doğru yola çıkarlar. Savaş başlamıştır. Sabah namazından sonra havanın sakin olduğu günlerde top sesleri köye kadar gelmektedir. Cemaat abdestiyle dua eder canlarımıza güç ver diye. Çanakkale’ye gidenlerden sadece bir Gazi döner. Ninemin dayısı: Ninemin ve Dedemin babaları Hüseyin ve Hasan dedeler, binlercesi gibi dönmez.
Dayının anlattığına göre Alman komutanlar araziyi tanımamaktadır. Hücumlarda askerimizi hep açığa düşürürler. Zırhlı düşman gemilerinden açılan ateşlerde çok zayiatlar verilir. Top mermileri koca koca çamları devirir. Hatıratlarından en sevdiği olay ise bir İngiliz gemisini batırışlarıdır. Kendi deyimiyle ‘gemiyi öyle bir batırdık ki, denizin üstü şapka patırtısı doldu kaldı’ şeklindedir. Sonrasında Yunan işgali başlar. Köylüler dağa çıkar. Zaten çoluk çocuk ve yaşlılar kalmıştır. Aylarca korku içinde yaşarlar. Türkiye’nin çekirdekleri o zaman ki 15-16 yaşın altındaki çocuklar, ninelerinin dedelerinin elinde büyümüş, babalarını görememiş yetimlerdir. Allah onlardan razı olsun.
Mart, yağmurun çamurun yoğun olduğu ama baharın, bütün nebatat ve hayvanatın uyandığı günlerdir. Onsekiz Mart, Anadolu’nun dünyaya kafa tuttuğu ve galip geldiği gündür. Vatan bir başkadır. Korumak ve kollamak varlığımızla eştir.
Tarihçilerimizin affına sığınarak bir iki konuya değinmeden geçmemekte yarar var. Şehitlikleri ziyarete gelenlere dünya ile savaşımız olduğu gibi anlatılsa çok daha iyi olur. Koca Seyitle, bugün haltercilerin toplamda kaldıramadığı ağırlıktaki top mermilerini kaldırdık. Gökten, gaipten siluetlerin ortaya çıktığını ve düşman askerlerini bozguna uğrattığını anlatarak Şehitlerimizin kahramanlıklarını zayıflatmamak, gölgelememek gerekir.
Çanakkale ruhu gerçekten önemlidir. Şehitliklerdeki hisler, duygular bambaşkadır. Gerçek olan, vatan savunmasında Şehitlerimizin olağanüstü duruşlarıdır.
Köyde Recep dede savaş anılarını anlatırdı caminin odasında. Kuvay-ı Milliye askeriydi kendi. Namazdan sonra etrafına dizelenir can kulağıyla dinlerdik. El bombası nasıl atılır, el bombası düştüğünde neler yapılır tek tek izah ederdi. Hep söylediği, kimin kimi vurduğu belli olmuyor şeklindeydi.
Bugün Onsekiz Mart. Hepimize kutlu olsun. Çanakkale ruhunu duyumsamak için Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale şiirini bir defa okumak yeter. Allah Onlardan ebediyen razı olsun.