Yaşanan savaşla ilgili bir yorum...
“Paylaşın!” şeklinde yayımlanmış.
Ben de size aktarıyorum.
Bir de “Bu gözle bakmak lazım” diye düşünüyorum.
“ABD, İran'ı bombalarken Çin neden susuyor?” şeklinde başlıyor yazı ve devam ediyor:
Çoğu kişi aynı soruyu soruyor.
“Çin neden sessiz? Enerji ortağı bombalanıyor. Ticaret yolu yıkılıyor. Neden tepki vermiyor?”
Cevap o kadar basit ki çoğu analist kaçırıyor.
“Düşmanın, kendi kendini yok ederken araya girmezsin.”
Anlatıyor...
Herkes “ABD ve İsrail İran'ı vurdu” diyor.
Ama İran ne yaptı?
Lütfen dikkatli okuyun.
Birincisi: Hürmüz Boğazı.
Dünya petrol arzının %20'si bu boğazdan geçiyor.
Her gün milyonlarca varil.
Dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından birisi.
İran kapattı.
Donanmayla değil.
Savaş gemisiyle değil.
Ucuz dronlarla.
İran tek bir savaş gemisi kullanmadan dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından birini kapattı.
Körfez ülkeleri ekonomik olarak çok ağır yara aldı.
İkincisi: Körfez ülkelerini vurdu.
Kuveyt hedef alındı.
Irak hedef alındı.
Suudi Arabistan hedef alındı.
BAE hedef alındı.
Rakamlar şöyle:
Sadece BAE'ye: 189 balistik füze 941 dron saldırısı düzenlendi.
Bu ülkeler onlarca yıldır Amerika'dan silah aldı.
Trilyonlarca dolar harcadı.
Patriot sistemleri.
THAAD sistemleri.
“Dünyanın en gelişmiş hava savunması” dediler.
Ne oldu?
BAE savunma sistemi 189 balistik füzeden sadece 3'ünü düşürdü.
941 drondan sadece 121'ini engelledi.
Milyarlarca dolarlık savunma sistemi, “Boş boş baktı.”
35 bin dolarlık dronlar şehrin ortasına düştü.
Ve tüm dünya asıl meseleyi gördü.
35 bin dolarlık dronu düşürmek için 1.4 milyon dolarlık füze atıyorsun.
Bu rakamı tekrar okuyun.
35 bin dolara karşı 1.4 milyon dolar.
Bunu şöyle düşünün.
Evinize her gün taş atıyorlar.
Her taş 1 lira.
Siz her taşa 40 liralık mermi harcıyorsunuz.
Ama evinizin bazı camlarına taş isabet ediyor.
Bazı camları kırıyor.
Televizyonunuzu parçalıyor.
Bu savaş sürdürülebilir değil.
Ve İran bunu biliyor.
Herkes “Çin hiçbir şey yapmıyor” diyor.
Yanlış.
İran'ın füzeleri, Amerikan GPS'i yerine Çin uydularıyla hedef buluyor.
Körfez ülkelerindeki kritik hedefler ABD üsleri, veri merkezleri, üretim tesisleri hepsi Çin uydusu ile bulunuyor.
Savaştan önce ne oldu?
Rusya, Çin ve İran Hürmüz Boğazı'nda ortak deniz tatbikatı yaptı.
Çin ringe çıkmadı.
Ama ortağını, antrenmanla kendisi hazırladı.
Navigasyonu verdi.
Teknolojiyi sağladı.
Tatbikatla koordinasyonu yaptı.
Sonra kenara çekildi ve izlemeye başladı.
Şimdi Körfez ülkelerinin gözünden bakın.
Onlarca yıldır Amerika'dan silah aldın.
Trilyonlarca dolar harcadın. “Güvendesiniz” dediler.
İran 35 bin dolarlık dronlarla havalimanını vurdu.
Otelini vurdu.
Limanını vurdu.
Ve sonra Amerika sana dönüp ne dedi?
“ABD tahvili almaya devam edin.”
Nihayetinde;
Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Katar masaya oturdu.
ABD ile imzaladıkları kontrat maddelerini inceliyorlar.
Yatırım taahhütlerini iptal etmeyi tartışıyorlar.
Mevcut varlıklarını satmayı değerlendiriyorlar.
Bu ülkeler birkaç ay önce ABD'ye 2 trilyon doların üzerinde yatırım taahhüdü vermişti.
Şimdi çıkışı tartışıyorlar.
Bunu Çin yapmadı.
ABD kendi elleriyle yaptı.
ABD müttefiklerinin tamamını sadece kendi çıkarları için savaşın içerisine soktu.
Sattığı silahlar müttefiklerini koruyamadı.
Sonra aynı müttefiklere “Bize yatırım yapın” dedi.
Matematik artık çalışmıyor.
Matematik çalışmayı bırakınca sadakat de kaybolur.
Herkes Amerika'ya bakarken Çin son 10 yılda sessizce neler yaptı?
2023'te Suudi Arabistan Çin'e Yuan ile petrol satmaya başladı.
Bu tek başına bir ay boyunca manşet olmalıydı.
Olmadı.
BRICS genişledi.
Suudi Arabistan, BAE ve İran 3 enerji devi aynı blokta toplandı.
Çin SWIFT'e alternatif olarak CIPS'i kurdu.
Batı dışı ülkeler artık dolar kullanmadan ticaret yapabiliyor.
Bu hamlelerin hepsi İran'a tek bir bomba düşmeden önce yapıldı.
En sessiz ama en yıkıcı hamlelerden birisi; Çin kesintisiz şekilde ABD tahvili satıyor.
Çin'in ABD tahvil stoğu zirvede 1.3 trilyon dolardı.
Kasım 2025 itibarıyla 682 milyar dolara düştü.
2008'den bu yana en düşük seviye.
Peki o parayla ne alıyor?
Altın.
Şimdi Çin'in asıl hamlesine gelelim.
Afrika.
Dünyanın en genç kıtası.
2050'de nüfusu 2.5 milyar olacağı tahmin ediliyor.
Çin 20 yıl önce anladı:
Kim Afrika'nın altyapısını inşa ederse 21. yüzyılın sahibi olur.
ABD ne yaptı?
Irak ve Afganistan'da 4 trilyon dolar harcadı.
Yıktı.
Bombaladı.
Sonra çekildi.
Geriye kaos bıraktı.
Aynı dönemde Çin ne yaptı?
49 Afrika ülkesine 182 milyar dolar altyapı yatırımı yaptı:
-Kenya'da demiryolu inşa etti.
-Etiyopya'da baraj kurdu.
-Cibuti'de liman açtı.
-Nijerya'da 20 milyar dolarlık petrol ve gaz tesisi kuruyor.
-Kongo'da 10 milyar dolarlık hidroelektrik santral inşa ediyor.
-Namibya'da Afrika'nın en büyük güneş enerjisi santralini kurdu.
-Ruanda'da teknoloji merkezi açtı.
-Kıta genelinde Huawei altyapısıyla telekomünikasyon ağı ördü.
2025'te Afrika-Çin ticaret hacmi 348 milyar dolara ulaştı.
Bunu nasıl yaptı?
Tek kurşun atmadan.
Tek rejim değiştirmeden.
Tek yaptırım uygulamadan.
Tek demokrasi dersi vermeden.
ABD 4 trilyon dolarla yıktı.
Çin 182 milyar dolarla inşa etti.
Daha azıyla daha fazlasını kazandı.
Şimdi kendinize sorun:
2040'da 2.5 milyar Afrikalı hangi ülkenin telefonunu kullanacak?
Hangi ülkenin ağında internet kullanacak?
Hangi ülkenin demiryolunda taşımacılık yapacak?
Cevabı Çin verdi.
“Altyapıyı kuran kuralı koyar.”
Napolyon demiş ki: “Düşmanın hata yaparken asla araya girme.”
Xi Jinping bunu 50 yıllık bir doktrine çevirdi.
Çin savaşmıyor.
İnşa ediyor.
Çin tehdit etmiyor.
Kontrat imzalıyor.
Çin bağırmıyor.
Susuyor.
Ve her geçen gün Amerika'nın kendi elleriyle yıktığı ittifakları sessizce devralıyor.
Avrupa artık Çin'e yönelmeye başladı.
Körfez ülkeleri Çin'e yönelmeye başladı.
NATO içerisinde çatlak oluşmaya başladı.
Amerika her savaşla trilyonlar harcıyor. Cephaneliğini tüketiyor.
Enerji piyasalarını karıştırıyor.
Sattığı silahların işe yaramadığı kanıtlanıyor.
Körfez ortaklarını kaybediyor.
Tüm Dünya'yı Pekin'in 20 yılda kurduğu sisteme doğru itiyor.
Herkes soruyor:
“Çin neden sessiz?”
Çünkü sessizlik stratejinin ta kendisi.
Ve şu an süreç Pekin'in beklediğinden bile hızlı işliyor.
Umarım bu alıntı yorumdan “Aklın yolunun bir olduğunu” iyice anlamışızdır…
(Alıntıdır)
ANAKSİMANDROS
Anaksimandros, M.Ö. 610-546 yılları arasında Miletos’da yaşamış İyonlu bir filozoftur.
Thales tarafından kurulan “Millet Okulu”nun ikinci büyük filozofudur.
Filozof olmasının yanı sıra bir matematikçi, devlet adamı, astronom, doğa bilgini ve kartograftır.
Anaksimandros, dünya haritasını çizen ilk kişilerden biri olarak bilinir. Anaksimandros'un haritası, o dönemde bilinen dünyanın bir tasvirini sunar.
Bu harita, dünyanın yuvarlak bir biçimde olduğunu ve denizlerle çevrili olduğunu gösterir.
Haritada, kara ve denizlerin yanı sıra çeşitli bölgeler ve şehirler de yer almaktadır.
Anaksimandros'un haritası, coğrafya alanında önemli bir ilerleme olarak kabul edilir.
Evrenin sırf gözleme ve rasyonel düşünmeye dayalı “Meydana geliş öyküsünü” ilk kez tasarlayan dünyamızın bir “Evren” yani “Planlı bir şekilde düzenlenmiş bir bütün olduğunu” ilk kez o ifade etmiştir.
Anaksimandros’un mitolojiyi kullanmadan evreni açıklamaya çalışması, onu bu konuda kendinden önce yazan yazarlardan (Hesiodos) ayırır.
Onun kuramındaki yenilik;
Yerin şu ya da bu biçimde göklerde bir yerlerde asılı olduğu ya da bir yerden destek aldığı biçimindeki eski kanıyı reddetmesidir.
ADALET SOLLAR MI?
“Nereden çıktı imdi bu?” diyebilirsiniz ama öyle.
Türkiye’de bazı şeyler vardır ki fizik kanunlarını bile kıskandırır.
Mesela trafik cezaları.
Normalde fizik bize ne der?
“Bir şey sabit hızla giderse sabit kalır.”
Ama trafik cezaları öyle değil…
Onlar roket gibi.
Bir bakıyorsunuz geçen yıl 400 lira olan ceza, bu yıl olmuş 1500 lira.
Bir yıl sonra aynı ceza 3000.
Bir yıl daha geçsin, ceza ödemek için banka kredisi başvurusu yapmamız gerekecek.
Yakında trafik tabelaları şöyle olabilir:
Hız sınırı: 70 km
Ceza: Bütçenin yarısı kadar.
Azıcık sabredersek iktidar bütçeyi bize ödetecek.
İşin garip tarafı şu:
Bu cezalar vatandaş için roket hızında artarken, bazı kişiler için park halinde kalıyor.
TBMM'de gündeme gelen yeni bir düzenlemeye göre, “Eski ve yeni milletvekillerinin ömür boyu ihlal ettikleri trafik kuralları için ceza ödemeyecekleri” iddia edilmektedir.
Yaklaşık 3.600 eski ve yeni vekilin cezalardan muaf tutulacağı ve mevcut milletvekillerinin 2 aracının bu kapsamda değerlendirilebileceği belirtilmektedir
Böyle bir durum hasıl olursa;
Vatandaş kırmızı ışıkta geçerse “Devlet baba” hemen fotoğraf çekecek “Şak!” diye.
Bir hafta sonra mesaj gelecek:
“Sayın sürücü kırmızı ışık ihlali yaptınız. 15 gün içinde ödemediğiniz takdirde gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.”
Ama eski veya yeni milletvekili kırmızı ışıkta geçince şöyle bir mesaj gelecek:
“Cezanız devlet tarafından ödenmiştir, hayırlı yolculuklar…”
Tabii işin mizahını bir kenara bırakırsak ortada ciddi bir soru var:
Kurallar herkes için eşit mi?
Trafikte en çok duyduğumuz cümle şudur:
“Kurallar herkes için.”
Ama Türkiye’de bazen şöyle oluyor:
“Kurallar sadece birileri için…”
Vatandaş kırmızı ışıkta geçince, “Trafik güvenliği” oluyor.
Ama ayrıcalıklı biri geçince, “Trafik akışı.”
Vatandaş hız yapınca “Tehlike.”
Ama bazıları yapınca “Program yoğunluğu.”
Oysa trafik dediğimiz şey çok basit bir mantığa dayanır:
Direksiyon başında herkes eşittir.
Çünkü araba kullanırken kimsenin kartviziti görünmez.
Ne unvan görünür ne makam.
Kırmızı ışık herkese kırmızıdır.
Radar herkesi aynı hızla ölçer.
En azından ölçmesi gerekir.
Adalet; trafikte bizi solladığı müddetçe, bu düzen böyle sürer gider.
Ayrıcalıklar değil mi zaten bizi bozan!