ASLAN
Temel hayvanat bahçesinde gezerken açık bulduğu bir kafese dalmış.
“Hoop, dur! Ne yapıyorsun! Orası aslan kafesi!” diye bağırmışlar.
Temel geri dönmüş:
“Ula durun ne telaş yaysinuz? Sanki aslanunuzu yeduk!”
İNGİLİZCE
Temel İngilizce öğrenmek için dershaneye yazılmış.
İlk derste “Come” yani “Gel” demeyi öğrenmiş.
Temel öğretmene sormuş:
“Bu nasıl iştir? ‘Come’ yazaysun, ‘Kam’ okuyorsun, peki ‘Gel’ olduğunu nereden anlıyorsun?”
MOTOR
Motor merakı olan bizim Temel Almanya’ya gitmiş ve kendisine bir Kawasaki almış.
Otoyola çıkıp hız yapmaya başlamış.
Bir süre sonra ileride gitmekte olan bir Mercedes’e yetişmiş ve şoföre:
“Sen Kawasaki’yi bilir misin?” diye sormuş.
Mercedes’in şoförü “Evet” diyene kadar Temel “Vuuuun!” diye uzaklaşmış gitmiş.
Mercedes’in şoförü gaza basıp Temel’e yetişmiş:
“Peki, sen Mercedes’i bilir misin?” diye sormuş.
Temel “Bilmem” demiş ve yine “Vuuuun!” diye uzaklaşmış.
Biraz sonra Temel büyük bir kaza geçirmiş.
Mercedes’in şoförü gelmiş, Temel’in yanına eğilmiş ve sormuş:
“Sen neden ‘Kawasaki’yi biliyor musun’ diye sormuştun?”
Temel kafasını kaldırmış:
“Kawasaki’nin freni neredeydi onu soracaktım da!”
MÜEBBET
Zamanın en büyük mafya babası çok ağır bir suçtan yargılanmaktadır ve idamı istenmektedir.
Jüri üyelerinin içinde Temel de vardır.
Mafyanın adamları mahkemeden önce Temel’i bir kenara çekerler:
“Temel, ne yap et, babanın idam kararını müebbete çevir. Yoksa bu senin sonun olur!” derler.
Temel’in içine korku düşer, “Acaba ne yapsam da bu adamı kurtarsam?” diye düşünür.
Dava günlerce sürer.
Sonunda jüri karar vermek üzere odaya çekilir.
Uzun süre sonra geri dönerler ve karar açıklanır:
“Müebbet hapis!”
Bunu duyan mafya babasının adamları sevinçle Temel’e koşar:
“Aferin sana Temel, şimdi gözümüze girdin. Ama bu işi nasıl başardın?”
Temel cevap verir:
“Sormayın bre uşaklar. Diğer Jüri üyeleri, ‘Beraat! Beraat!’ diye tutturdu. Müebbete çevirene kadar akla karayı seçtim!”
ÖKSÜRÜK
Temel dâhiliyeciye gitmiş.
Doktor sormuş:
“Neyin var?
“Öksürüyorum” demiş Temel.
“Ne zaman öksürüyorsun?”
“Tuvalette oturuyorken kapıyı tıklattıkları zaman” demiş Temel.
PARAŞÜT
Temel paraşütle inerken aşağıdan hızla yükselen Cemal’i görmüş:
“Nereden geliyorsun?” demiş.
“Cephanelikten!” demiş Cemal.
PATATES
FBI, gizli ajan eksikliğini gidermek için ajan seçmeleri yapmaya karar vermiş.
Her gün üç kişi çağırıp birini seçiyorlarmış.
Seçimlerin üçüncü gününde Temel de katılmış. Yanında bir İngiliz ve bir Amerikalı varmış.
İlk olarak kamuflaj olmalarını istemişler. İçinde sadece bir çuvalın bulunduğu boş bir odaya sokmuşlar.
İlk önce İngiliz girmiş.
5 dakika sonra odaya giren yetkili çuvala tekme atmaya başlamış.
Çuvalın içinden bir ses gelmiş:
“Miyav, miyav!”
İngiliz testi geçmiş.
Sonra Amerikalı girmiş.
Aynı şey olmuş, çuvaldan “Hav, hav!” sesi gelmiş.
Sıra Temel’e gelmiş.
5 dakika sonra görevli çuvala bir tekme atmış, ses yok.
Bir daha atmış, yine yok.
En sonunda çuvaldan cılız bir ses yükselmiş:
“Patateeeees!
SİGORTA
Temel, Hawaii’de otelde bir Amerikalıyla tanışmış.
Temel: “Benim fabrikam vardı, yangın çıktı. Sigortadan aldığım parayla buraya geldim.”
Amerikalı: “Ne tesadüf! Benim de fabrikamı kasırga yok etti. Sigortadan aldığım parayla buraya geldim.”
Temel merakla sormuş hemen: “Bana bak! O kasırgayı nasıl çıkardın?”
SON NEFES
Temel’e sormuşlar:
“Hangi nefesleri çok seversin?”
Temel cevap vermiş:
“Cigaramun ilk nefesiyle kaynanamun son nefesini.”
TELEFON
Temel, bilim adamıyken bir arkeoloji araştırmaları konferansına davet edilir.
Amerikalılar anlatmaya başlar:
“Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 25 metre aşağı indik ve telefon kabloları bulduk. O hâlde atalarımız asırlar önce telefon kullanmışlar!”
Sıra Türkiye’ye gelir.
Temel anlatmaya başlar:
“Biz ülkemizde 50 metre aşağı indik ama hiçbir şey bulamadık. Demek ki bizim atalarımız telsiz telefon kullanmışlar!”
TIR
Bir TIR şoförü yoldan çıkarak, Temel’in evine dalmış.
Yatakta eşiyle yatan Temel’e;
“Yolumu şaşırdım da… Rize’ye nasıl gideceğim?” demiş.
Temel cevaplamış;
“Odadan çık, salondan sağa sap, koridordan dümdüz git!”
AYIN KAÇI
“Pu gün ayın kaçı?” diye sormuş Temel.
“Gazeteye bak!” demiş Dursun.
Temel üzülerek cevaplamış:
“Bakayrum ama pu dünkü gazete!”
BEBEK
İlkokulda üç çocuk, bebeklerin nasıl dünyaya geldiğini konuşuyormuş.
Dursun: “Bizim ailede çocukları hep leylekler getirir.”
Fadime: “Bizde çocuklar gül bahçesinde bulunur.”
Temel boynu bükük anlatmış: “Biz fakiriz, bizde bebekleri annem kendisi doğurur.”
YENİ GELDUM
Temel evin çatısında çalışırken ayağı kayar ve sırt üstü yere düşer.
Bunu gören komşular hemen Temel’in başına üşüşür:
“Ula Temel, ne oldi?”
Temel sakin sakin cevap verir:
“Uşaklar, ne olduğunu bilmeyrum. Haçan ben yeni geldum da...”
BİL BAKALIM
Güzel bir ilkbahar günü, parkta tek başına oturan genç kızın arkasından biri gelir, elleriyle kızın gözlerini kapatır:
“Bil bakalım ben kimim? Üç tahminde bilemezsen bir öpücük ve sinemaya birlikte gitme hakkını kazanacağım!”
Uzun uzun düşünen kız, sonunda cevap verir:
“Sezar... Hitler... Napolyon...
DİPLOMA
Temizlikçi bir kadıncağız, dışardan ilkokul diploması almak için sınava girer.
Tabiat bilgisi soruları ve verilen cevaplar şöyledir:
Soru: Mide ne iş yapar?
Cevap: Sindirim yapar, yediklerimizi öğütür
Soru: Akciğer ne iş yapar?
Cevap: Solunum yapar. Bizi yaşatır.
Soru: Kalp ne iş yapar?
Cevap: Dolaşım yapar.
Soru: Beyin ne iş yapar?
Cevap: Bizim apartmanda kapıcılık yapar
FARK YOK
Bakan olan görgüsüz birisi şoförüne sorar.
"Şoför söyle bakalım; Eşekle şoför arasında ne fark vardır?"
Şoför bir süre düşündükten sonra mahcup bir şekilde;
"Bilemedim bakanım" diyor
Bakan cevap olarak:
"Eşeğe çüş deyince, şoföre ise dur deyince durur" demiş.
Bunun üzerine şoför çok sinirlenmiş ama karsıdaki bakan olduğu için bir şey söyleyememiş.
Belirli bir süre sonra bu defa şoför bakana:
"Bir soru sorabilir miyim bakanım" der. Bakan da:
"Sor bakalım" der.
Şoför sorar:
"Eşekle bakan arasında ne fark vardır?"
Bakan bir süre sonra:
"Bulamadım Şoför söyle bakalım" diyor. Bunun üzerine Şoför de:
"Vallahi bakanım ben de bulamadım..."
200 DOLAR MI?
Adam barda gördüğü güzel bir bayanla konuşmanın yollarını arıyordu.
Sonunda cesaretini toplayarak kıza yaklaşır ve
“Affedersiniz hanımefendi biraz konuşabilir miyiz acaba?” diye sorar.
Kız birden haykırır.
“Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlardan değilim!”
Adam utancından yerin dibine girmiş, kıpkırmızı bir suratla yerine oturmuştur.
Herkes ona bakmaktadır ve bu onu daha da rahatsız etmektedir.
Bir süre sonra kız adamın masasına yaklaşır ve gülümseyerek;
“Az önceki olay için özür dilerim. Ben psikoloji öğrencisiyim ve utandırıcı durumlarda insanların nasıl davrandıklarını inceliyorum.”
Bu açıklama adamın canını daha fazla sıkar ve avaz avaz bağırarak cevap verir.
“Ne? Gecesi 200 dolar mı? Deli misin sen?”
SİGARA
Albay askerlerin sigara içmelerine engel olmak için kantinin duvarına bir yazı astırmıştır.
Yazıda: “Sigara öldürür” yazıyormuş.
Ertesi gün oradan geçen albay yazının altındaki cevabı görmüş:
“Türk askeri ölmez…”
MEKTUP
Genç bir kadın, aylardır şantiyede olan kocasına aşağıdaki satırları yazar:
“Sevgilim, biliyorsun, sen şantiyedeyken nur topu gibi bir bebeğimiz oldu. Sütüm yetmediği için, yavrumuzu besleyebilmek amacıyla bir sütanne tuttum. Yalnız, bu sütannenin zenci olmasından dolayı çocuğumuz, emdiği sütün etkisiyle zaman içinde zenciye dönüştü. Haberin olsun dedim. Bu konuda benim bir suçum olduğunu düşünmezsin umarım.
Öptüm, Biricik eşin…”
Kadının kocası da bunun üzerine annesine bir mektup yazar:
“Sevgili anneciğim, karım bana gönderdiği son mektupta; sütü yetersiz olduğu için bir sütanne tutmak zorunda kaldığını, o sütannenin zenci olduğunu ve bu yüzden bebeğimizin renginin de zamanla koyulaştığını yazıyor. Bundan eşimi sorumlu tutamayız, tabii ki.
Selam ve sevgilerimle…”
Annesi ise oğluna şöyle bir cevap yazar:
“Sevgili oğlum, aslına bakarsan, sen doğduğunda benim sütüm de yetersiz kalmıştı. Ama biz fakir olduğumuzdan dolayı, sütanne tutamayıp onun yerine seni inek sütüyle beslemek zorunda kalmıştık. Bu durumda takdir edersin ki, senin safkan bir öküz olmanın sorumlusu ben değilim.
Seni seven annen…”
YUMURTA
İki tavuk markette geziyorlarmış.
Yumurta reyonuna geldiklerinde birinci tavuk diğerine 10 lira değerindeki yumurtaları göstererek "Bak bunları ben yaptım" der.
Biraz daha ilerlerler ve az önceki yumurtalardan daha iri ve tanesi 12 liraya satılan yumurtaları görürler.
Bu sefer ikinci tavuk böbürlenerek demiş ki: "Bak bunları da ben yaptım, seninkilerden daha iri ve daha pahalı…”
Birinci tavuk küçümser bir tavırla cevaplamış:
“Hıhh… Benim horoz ‘Karıcığım 2 lira için k.çını yırtmaya değmez’ dedi…"
MERAK EDİYORUM
Adam meyhanede kafayı çekmiş, ortalığı birbirine katmış.
Karakola götürüldüğünde de camı çerçeveyi indirmiş.
Tutup hâkimin karşısına çıkarmışlar.
Adam hâkimden özür dilemiş ve “Avukatım gelmedi” demiş.
Hâkim duruşmayı sonlara bırakmış.
Son duruşma saati geldiğinde avukat hala ortalıkta yok.
Hâkim dosyayı incelemiş ve “Sen hem karakolda, hem savcılıkta, hem de mahkemede suçunu itiraf etmişsin... Tanıklar da var... Avukatın gelip ne söyleyecek?”
Adam boynunu bükmüş “Valla benim 100 bin liramı aldı... Ben de onun gelip ne söyleyeceğini merak ediyorum!...”
GÜNÜN FIKRASI
Bir rahip, bir doktor ve bir siyasetçi deniz kazası sonucu okyanusta anakarayı gören fakat ıssız bir adada mahsur kalmışlar.
Adadan kurtulabilmek için tek yol yüzmekmiş ancak deniz aç köpekbalıklarıyla doluymuş.
Başka çare olmadığını anlayan üçlüden önce doktor karaya yüzmeye karar vermiş. Rahip ve siyasetçiye dönerek, "Ben hayatımı insanları kurtarmaya adadım, bu yüzden de tanrı yardım eder" demiş ve okyanusa atlamış.
Daha bir kulaç atamadan köpekbalıkları doktoru yemişler.
Rahip, "Ben tüm ömrümü tanrıya adadım, o bana yardım edecektir, burada ölemem!" demiş ve atlamış.
Tabii köpekbalıkları rahibi de oracıkta yemişler.
Siyasetçi olanları görünce bir değerlendirme yapmış;
“Bu iki adam hayatlarını insanlığa ve tanrıya adadıkları halde öldüler, bense hep kendim ve ailem için çalıştım. Bu köpek balıkları beni kesin yer. Ama burada aç susuz yavaş yavaş ölmektense atlayıp hemen ölürüm de kurtulurum” diye düşünmüş ve kendini okyanusa atıvermiş.
Denizde birden olağandışı bir hareketlenme olmuş.
Bütün köpek balıkları siyasetçinin yüzeceği şekilde bir kordon oluşturmuşlar ve hep bir ağızdan haykırmışlar:
"Buyur üstat...!"