Sebep sonuç ilişkilerini kurabilmek için hem yaşanmışlıklar olmalı hem de iş başarma duygunuz  olmalı...

Sorunu görmek, sebebini bilmek ve çözüm yolunu bularak problemi çözmek veya çözdürmek üç aşamalı bir olgudur...  Beyin, sadece problemi söyleyip geçtiğimizde negatif algı biriktirir. Sosyolojik bir olayda da hep olumsuzu, problemi söylemeye başlarsak, itici oluruz...

Biz, bütün olaylarda, üç aşamayı da  görüp bütünü ifade etmeliyiz...

Yani, içinde bulunduğumuz toplumun bir parçası olduğumuzu unutmadan, o toplumu harekete geçirmemiz gerekir...

Ülkemizdeki siyaset kurumunun aktörlerine baktığımızda başat güç, yirmi dört yılda, sadece var olanı kullandı. Hovardaca hesapsız harcama yaptı. Geleceği inşada, üretim ekonomisine geçemedi...  Geleceği kotaracak kadro birikimini sağlayamadı...

İktidara namzet güç, problemleri faş etti... Aynı problemleri, yerel yönetimlerde  de kendileri  yaşadı. İnsan kaliteleri, iktidarı taklit etti ve çıkmaz sokağa girdi...

Asıl problem şimdi başlamış oldu...

Siyaset kurumunun gelecek projeksiyonu yok. Biz onlardan daha iyi yaparız, demekten başka bir söylemleri yok.

Kanayan yaralarımız olan olgular için tedavi yöntemleri yok.

Tarım üretimi, Milli Eğitim Meselesi, Adaleti tesis etme, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hücum gücüne göre yeniden inşa etme, çevre yıkımlarını önlemede, enerji krizlerine çözüm bulmada, emeklilerin sefaletine çözüm bulmada, ihracatı artırma ve ithalatı azaltma konusunda fikirlerinin neler olduğunu bilen beri gelsin...

Üç ana problem...

1-Lübnanlaşma meselesi...

2-İstibdatlaşma meselesi...

3-Ekonomik riskler meselesi ...

Yukarıda üç başlıkta sunduğum kronik problemler için siyaset kurumu ne demektedir?  Sorusuna makul, geçerli, kabul edilebilir cevap bulabilen siyaset kurumu var mıdır?

Bütünü sorguladığınızda hiçbirisini bütün için  bir çözüm önerisi yok, diyebiliriz...

Başat güç, hukuku çiğneyerek başta kalmanın yolunu düşünüyor... Hâlâ, "kaldıysa" rantı ben dağıtayım, diyor...

İktidara aday güç de hukuku tesis etmede, yerel yönetimler de ortaya koyduğu aymazlıklarla  irtifa kaybını önlemeye çalışıyor... Bu siyasi yapı, Fırtınalı havada pusulasını kaybetmiş gibi hareket ediyor... Aslında, fırtınayı çıkaranın kim olduğunu temiz, inandırıcı bir üslupla halka anlatabilmeli;ancak, temizlik konusunda, son dönemde itirafçı söylem içinde olan mensuplarının  söylemleri de halkı şaşkınlığa sevk etmektedir...

Daha yukarıdan bakıldığında, toplumsal yapımızın, elbirliğiyle  kötü yöne doğru götürüldüğünü görmemek için kör olmak gerekir... Aslında, okuyarak doğruları gören körler bile böyle bir açmaza düşmezlerdi... Ancak, toplumumuz topluca intihar ediyor gibi, bir çılgınlığı koşmakta. Aklı selim kaybolmuş...

Sonuç olarak, toplumumuz büyük bir yıkım içinde çürümekte, bu çürümeyi durdurma, problemleri  çözme durumunda olması  gereken siyaset kurumu ise toplumumuzdan daha fazla çürüme durumunda...

Vicdanları susmuş...

"Akıl, neredesin?" sorusuna cevap bulamıyoruz...

Ülke yönetimine talip olanların tertemiz kişiler olması için çevremizdeki dürüst insanları biraraya getirerek yeni bir program ve yeni bir kadro hareketi oluşturmalıyız, derim.

Türk'ün mayası sağlamdır... Sadece sütü bozuklarda bu maya tutmamaktadır.

Sütü bozuk siyasetten uzak durmak gerekir...

Sonuç cümlesi olarak da:Yeni şeyler söylemek gerekir, cancağızım...

Yeni şeyler söyleyin!

Gönülden selamlar...

Bilgi edinmeniz dileğiyle...

******

Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...