"İlk demokrasi deneyimimizden günümüze kadar, seçim sistemlerimizi ve Reis Paşa Dönemi de dahil, demokrasimimizi irdelemeyi düşündünüz mü?" diye soran bir Dostumuza cevabımdır...
Bu bakış tarzı ile soru sormak, doğru bir yaklaşımdır... Reis Paşa, tedavi sonrası Almanya dönüşü, Viyana'da, hem büyükelçimizin ve eşinin de dahil olduğu ve Viyana'da bulunan bizim görevliler ve eşleri de dahil, hep birlikte bir otelin lobisinde oturuyorlar. Büyükelçinin eşi, şöyle bir soru yönetir. "Paşam, burada oturduk ve ülkemiz için fikirlerimizi söyledik, doğruyu bulmak için herkes bir şeyler söyledi. Biz, ülkemizin içinde de , aynı hayatı, aynı durumu ve fikri beyanımızın dinlendiği, yaşama ortamına ne zaman geçebiliriz? Bu olabilir mi?" der.
Paşa, cevap verir: Hanımefendi, birgün, ben yetkili bir konuma gelince, bunu bir jop gibi, birden gerçekleştireceğim, der.
Yani,Reis Paşa bu işi aklına koymuş. Cumhuriyet kuracak. Ülkemizde, o dönem yaşayan hiçbir aydında böyle bir bakış tarzı yok. Sovyet İnkılabıyla Komünizm taraftarı bir avuç aydın var.
Yine, Prens Sebahattin gibi ülkeyi eyaletlere bölerek, Merkezi yok etme fikrinde olanlar var... Bu arada, Ermeni, Kürt, Arap ayrılıkçılar var... Ermeni Taşnakçılar, Arap El Ahd'cılar, Kürt, Tealiciler var...
Reis Paşa, bunların munzır hareketler olduğunu biliyor.
Seçimli bir demokraside okuma yazma bilmeyen halka, ülke yönetimi için seçim yaptırmanın müşkül halini de biliyor.
İki dereceli sistemi devam ettiriyor.
Ayrıca, milletvekilliği seçimini iki yılda bir istiyor. Çünkü, okuma yazma arttıkça daha farklı yüzler de meclise gelebilir, diye düşünüyor. Fakat, bu teklifi, komisyonda kabul görmüyor ve bu iradeye de saygı duyuyor. Hani, Diktatör ya! Adam, bir teklif getiriyor, tartıştırıyor, kabul görmezse çoğunluğun kararına uyuyor.
Eğitim arttıkça kadınlara seçme ve seçilme hakkı da tanıyor. Yani, adam cumhuriyet ve demokrasi için gelişme ölçüsünde ileri adım atıyor...
Reis Paşa, elli yedi değil, yetmiş yedi yaşında vefat etseydi, daha gelişmiş bir demokrasi seviyesini yakaladık. Serbest Fırka, Terakkiperver Fırkası olayları da hep bu arayışın içinde olduğunu gösteriyor.
Ben, birçok hatırayı okudum.
Dönemin yazarlarının değerlendirmelerini de okudum. Reis Paşa gibi, aydın, demokrat ve ülkemiz için bütçe açısından da incelememizi dahil edip baktığımızda, Reis Paşa'lı, on beş yıllık dönem kadar, ayağını yorganına göre uzatan bir dönem görmedim. Altı yıl fazla veren bütçe dokuz yıl da denk bütçe... Bu arada, limanları, tren yollarını kamulaştırıyor. Fabrikalar yapıyor. Örnek çiftlikler kuruyor. Dil, Tarih ve Coğrafya üzerine bilimsel çalışmalar yaptırıyor...
Reis Paşa, uygulamalarını devam ettirseydik, denge denetleme( Kızılay bütçesine bir kuruşluk fark için herkesi ayağa kaldırıyor ve sonuçta yanlışlığı düzeltiyor.) ile kamu idaresini kontrollü olarak serbest bırakıyor. Üretimi teşvik ediyor. Hür düşünceli yeni bir nesil yetiştirilmesi için eğitim seferberliği yapıyor...
Sizin ifade ettiğiniz seçim rezaletleri 1946(İnönü) , 1957 seçimlerinde, (Gaziantep, Menderes) rezaletleri de ders çıkartmamız gereken seçimlerdir, derim.
Yine, yakın dönemde, mühürsüz oylar da bizim için hâlâ demokrasinin oturmadığını gösteren bir olgudur... Biz, nelere şahit oluyoruz. Ömür boyu genel başkanlık, kanunun ırzına geçerek seçilme sevdası ve demokrat olmayan kimliklerin, hırslarının kurbanı bir demokrasiyi günümüzde de yaşıyoruz...
Demokrasi, eğitimli ve erdemli insanlar rejimidir... Biz, hem eğitimimizi hem de erdemimizi kaybettiğimiz için uçuruma doğru giden fireni patlamış kamyon gibi felakete gidiyoruz ve sonumuzun da hayırlı olmayacağını, görüyorum.
Ha! Reis Paşa, ülke düşmanlarını yakalayıp astı, günümüzdeki gibi beslemedi...
Günümüzden baktığımızda, terörist sevinci siyasi yapılar o dönemde yoktu...
Milletvekili yeminini edip o yemine aykırı hareket edenlerin de "ne kadar demokrat ve ülke çıkarı için çalışan" kimlikler olduğu da sorgulanmalı...
Ben, günümüz siyasi partilerin tamamının hem kadro hem de program açısından ülke yönetme ehline sahip olmadıklarını düşünüyorum. Bu yüzden de olması gerekenleri de bıkmadan, usanmadan yazıyorum.
Böylece, tarihe not düşüyorum.
İki bin yüzlerde hiçbirimiz yokuz...
O yıllarda yaşayan Türk çocukları, Bu günlerin gazetelerini ve siyasi hareketlerinin anlatıldığı kitapları okuduklarında, "dedelerimiz ne kadar aptalca işler yapmışlar, bunları uyaran hiçkimse olmamış mı?" diye sorduklarında, varmış, adamın birisi uyarmış ama, duyan olmamış, diyecekler.
İşte, bu sözü söylesinler, diye bu metinleri yazıyor ve Türk Halkı'nı uyarıyorum.
Bana, bunları yazma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Var olun.
Gönülden selamlar...
Bilgi edinmeniz dileğiyle...
******
Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam..